Bölüm 1
Ela’nın parmakları, eski ve sararmış günlüğün kapağında dolaşırken hafifçe titredi. O an, odanın koridorun bittiği yerdeki loş karanlıkla birleşti, nefessiz bırakan bir an gibiydi. Yıllar önce, o küçücük bedeninin büyümeyen omuzlarına yüklenen yeminle karşı karşıyaydı şimdi. Yeminini asla bozmamak... Sevdiklerini korumak. Ama o yemin, nasıl bir zincire dönüşmüştü bu kadar kısa sürede?
Dışarıda İstanbul’un serin gecesi, pencereden sızan rüzgarın uğultusuyla birlikte evin içini dolduruyordu. Duvarlarda asılı eski aile fotoğrafları, donuk gözlerle Ela’ya bakar gibiydi. Anahtarı kaybetmiş gibiydi zamanı, ama hafızasında o anın her satırı öyle canlıydı ki, sanki dün olmuş gibi. Annesinin ısrarla verdiği o yemin...
“Ela, biliyorum zor. Ama her ne olursa olsun, yeminini unutma. Kırarsan, sadece kendini değil, arkamızdaki tüm hayatları da kaybedersin.”
O ses, Ezgi Hanım’ın titrek, ama kararlı sesiydi. Emekli bir koruyucu, kızını tehlikelerden koruyan bir melek ve en ağır yükü omuzlayan bir kadın. Çocuk Ela, o gün ellerini sıkıca tuttuktan sonra yeminini etti. O yeminde, sadece bir çocuk değil; vazgeçmeyen, savunan ve gölgesinde tüm kötülükleri taşıyan bir savaşçı doğmuştu.
Fakat karanlık, sessiz adımlarla hep yaklaşırdı. Nazik bir fısıltı gibi... İlk olarak hayatlarına giren gizemli Deniz Karabulut’un gölgesiyle. O adamın adı, Ela’nın küçük dünyasında fırtına gibi esmişti. Ailelerinin yıllardır süren husumetleri, derin sırlar, yanan şehir yansımaları gibi bir kasvet... Deniz, her hatası, her dokunuşu ile Ela’nın yeminini bozmaya çalışıyor; onun ve sevdiklerinin hayatlarını küçük küçük parçalıyordu.
O günleri hatırladı Ela. İlk defa Deniz’in kapısına dayanıp alaycı bir gülümsemeyle, “Yeminlerini hatırlıyorsun değil mi? Kırmak için buradayım,” dediği an. Hafif terleyen elleriyle yüreğindeki nefreti bastırmaya çalışmıştı. Anneden öğrendiği iki şey vardı; “Gücünü kaybetme” ve “Yemine sahip çık”.
Ela, o gece uykusuzdu. Yatak odasının penceresinden sızan ay ışığı, eski defterin sayfalarına düştü. Tarihlerin arasından kaçan çocuk kahkahalarına karıştı o sessizlik. Ancak tam o an, kapının kenarında bir şey dikkatini çekti. Masanın üstünde öylesine bırakılmış bir zarf. Ki üzerinde, kan kırmızısı bir mühür vardı. İşte o anda kalbi hızla attı.
Nefesini tuttu. Zarfın üzerindeki yazı neredeyse okunmaz haldeydi ama belirgindi:
"Yeminlerini unutma, ama gerçekler seni yıkacak."
Ela’nın gözleri büyüdü. Bu mesaj bir tehditten fazlasıydı; bir uyarıydı, bir davetti aynı zamanda. Karanlık dünya, hiç beklemediği bir şekilde kapısının eşiğindeydi.
Parmaklarını nazikçe zarfa sürttü, yürek titredi: “Bir adım daha... Yeminimi asla bozamam.”
Ama içinden biri, sessizce fısıldıyordu: “Ya o adam haklıysa?”
Ve kapının ardında, yavaşça bir adım sesi yankılandı.
O an, Ela’nın hikayesi sonsuz bir savaşın ilk sahnesinde başlamıştı. Ve yemin, asla kırılamazdı...
---
## Devamı için beklemede kal...