Bölüm 1
Gözde’nin elleri nazikçe masanın kenarına yapışmıştı; tırnakları ince ahşaba, sakinleşemeyen kalbinin ritmi aynı hızla vuruyordu. Odaya yayılan yoğun hava, İstanbul’un o ihtişamlı, buz gibi ofisinin cam duvarlarından içeri doluyor, şehir ışıklarının titreşimleriyle ruhunu sarıyordu. Gözde, orada dururken bütün dünya aniden sıkışmış, nefes alamaz olmuştu.
“Gözde.” Ses, derin ve kararlıydı. Serdar Emir. Yeryüzünde adının geçtiği her yerde, küçük bir fırtına kopartan adam. Şimdi tam karşısında, tarafsız bakışlarını usulca üzerinden esirgemeden duruyordu. O andaki duruşu, insanı utandıran bir güç taşıyordu.
“İçeri girdiğin günden beri burada bekliyorum,” dedi Emir. Yine de sesi üstünde bir ağırlık değil, aksine bir davetti. “Konuşmamız gereken bir konu var ve seni bu konuda seçtim.”
Gözde, gözlerini kırpıştırdı, hiçbir şey anlayamıyordu. Onu hatırlıyor muydu bile bilmiyordu. Ama aralarındaki o ince buz tabakası bir şeylerin değişeceğini söylüyordu.
“Ne demek istiyorsunuz?” diye sordu, sesi tedirgin ama kontrollüydü.
Emir, masanın kenarına otururken bir an düşündü. Sonra kabanını çıkarıp, koltuğuna yerleşti. Gözde’nin kalbi biraz daha hızlı attı, bu yakınlık ona başka bir dünyanın kapısını aralamış gibi hissettirdi.
“Bir önerim var,” dedi. “Sana sözleşmeli evlilik teklifi yapıyorum.”
Hafif bir sessizlik çöktü, sadece uzaktaki caddeden gelen araç sesleri ve uzakta bir yerde hafifçe akan suyun sesi duyuluyordu. Gözde donakalmıştı; kafasının içinde ne tepeler ne vadiler kaynıyordu; ama şu an tek bir cümle vardı: "Sözleşmeli evlilik?"
“Bu… ne demek tam olarak?” dedi sonunda, kelimeleri titriyordu.
“Anlaşma, çıkarlarımızı korumak için yapılan bir evlilik türü.” Emir sesini alçalttı, tıpkı bir satranç hamlesi yapar gibi usul usul söyleyerek devam etti. “Seninle, ailelerin onurunu kurtaracak, karşılıklı kazanç sağlayacak bir bağ.”
Gözde’nin aklı karışmıştı. İşte tam o an içindeki adı konmamış fırtına koptu. Sıradan bir kızın hayatı değil bu; milyonların gözünün önünde oynanan bir satranç oyunu.
“Neden ben?” diye sordu, yutkundu. “Neden bana böyle bir teklif?”
Emir’in gözlerinde, yıllardır sakladığı bir ifade belirdi. O karanlık, gizemli, kırılgan bakış… “Sen gizli taraftarımızsın. Aileni kurtarmak istiyorsun ve bu senin şansın. Hem sen, hem de ben… İkimiz kazanacağız.”
Gözde’nin düşünceleri karmakarışıktı. Her şey bu adamın ozdaki hışmıyla savaşırken, kendi kırılganlığını saklama savaşı gibiydi. “Ama… Kabul edersem hayatım değişir. Bunun bedeli ne olacak?”
Emir, cebinden küçük, deri kaplı bir dosya çıkardı ve masanın üzerine koydu. “Şartlar burada yazılı. Ama bunu anlaman için önce niyetimden emin olmalıyız. Bunu senin için değil, bir sebeple yapıyorum.”
Gözde dosyaya uzanmak istediyse de durdu. Gözleri ona bakıyordu hâlâ. “Niyetiniz nedir peki, Emir Bey?”
Bir an için ortam daha da soğudu. Bir tüy ürpermesi gibi geçti odadan. “Bunu şimdi açıklayamam. Ama öğrenmek istediğini biliyorum. Sabret, gerçekler kendiliğinden açığa çıkacak.”
O an Gözde’nin eli istemsizce dosyaya dokundu. Kâğıtların sert dokusu, bilinmeyenin kokusunu taşıyordu. İçinde sonsuz bir sır saklıydı. Bu sır, onu şimdiye kadar gördüğü hiçbir şeye benzemeyen bir maceraya sürükleyecekti.
Kapı aniden açıldığı anda, ikisi de irkildi. Gözde başını çevirdi; koridordan gelen ayak sesleri sıradandı ama esrarengiz bir tehdit gibi geldi.
Gözde uzak bakışlarında Emir’in gerçek amacını çözmek istiyordu. Ama o gizem hâlâ sırtında ağır bir yük gibi duruyordu.
Kapı eşiğindeki gölge, sessiz ama tüm odanın havasını değiştiren bir nottaydı.
Sesini duyurmadan, derin bir sırra adım atarken, Gözde’nin içinde yükselen sessiz bir çığlık yankılandı:
“Gerçek ne zaman ortaya çıkacak?”
Ve o an kapı arkasındaki ayak sesi, kapatılmadan önce yankılandı.
Dünyası daha önce hiç olmadığı kadar değişecekti.