Bölüm 1
Lara, sabahın solgun ışıkları henüz uyanmamış geceyi kovalarken küçük teraslarından İstanbul’un gürültüsüne kulak veriyordu. Hafif rüzgar, minik camların üzerine düşen eski gazetelerin sayfalarını hışırdattı. Evin içinde derin bir sessizlik hakimti; ailesi henüz uyanmamıştı. Dizlerinin üstünde duran faturaların kabarık yığını, odanın sıcak havasının içinde ağır bir gölge gibi duruyordu. Parlak ekranların ışıltısıyla dolu kalabalık büyükşehir, onun için bir yabancıdan farksızdı. Çünkü o, kocaman dünyadan önce, o zorunlu hesabın içinde tutsak kalmıştı.
Masadaki elektrik faturası, su sayacı, kredi kartı borçları... Her biri, titreyen elleriyle yeniden ve yeniden gözden geçirirken Lara’nın dudaklarının arasından kaçan cılız bir nefes vardı, "Bu kadar mıydı…?" diye sordu kendi kendine, ama cevap hiç gelmedi. Beyninde yükselen korku, kalbinde giderek büyüyordu. Aile evinin, annesinin ameliyatı için alınan kredilerin, küçük kardeşinin okul masraflarının yükü altında eziliyordu. Bankadan gelen son yazı ise korkutucuydu; haciz işlemi günü başa sardığında kaçınılmaz olacaktı. Artık kaçacak bir yer yoktu.
Kapı aniden çalındı. Lara irkilerek doğruldu. Kendisini yavaşça kenara iterek kapıya yaklaştı. O anın sessizliği; kalp atışlarının ve nabzının yüksek sesle çarpması arasında boğuluyordu. Göz kırpmasıyla kapıyı açtı.
Karşısında, kusursuz takım elbisesi içinde, koyu renk gözlüklerinin üzerinden onu süzen genç adam duruyordu. O adam Emir Kara’ydı. Şehrin yükselen milyarderi; adı en çok duyulan ama gerçek hayatına kimsenin giremediği adam. Yüzünde bir tebessüm vardı, ama gözlerinde kırılgan bir soğukluk saklanıyordu.
“Beni – emrinizle çağırdılar,” dedi Lara, sesindeki titrekliği saklamaya çalışarak.
Emir’in bakışları titizlikle masadaki kağıtların üzerine indi. “İçeri.”
Lara, derin bir nefes aldı ve onu içeri davet etti. Salonun ağır havası, aralarındaki mesafeyi aniden büyütüyordu. Emir, küçük masanın üzerine yerleşti; dizüstü bilgisayarını açtı ve dosyaları inceledi. Bir süre odanın sessizliği ikisini de sardı. Ses sadece saat tıkırtısından ibaretti.
“Biliyorum durumunuzu,” dedi Emir, nihayet sözlerini dikkatle seçerek. “Borcunuz... tehlike sınırında. Sadece sizin değil, ailenizin de hayatını etkileyebilir.”
Lara’nın kalbi hızla çarptı; nefesi kesildi. “Ne istiyorsunuz benden?” diye fısıldadı, sesinde titrek bir umutsuzluk vardı.
Emir, gücünü belli eden bir ciddiyetle masanın üzerindeki bir dosyayı açtı. Karton dosyanın içinden, düzenlenmiş ve üzerine gölge gibi düşen siyah mürekkebin çarpıcı olduğu bir Sözleşme uzattı.
“La-ra,” diye vurgu yaparak tekrar etti adını, sanki kelimeyi ilk kez duyuyormuşçasına. “Bu sorunları çözmek için bir yol var. Sizinle bir sözleşme yapmak istiyorum.”
Lara, eli istemsizce gerildi, dosyaya dokundu. Kağıtlar hafif rüzgarda titreşir gibi oldu. Gözleri acımasızca kağıtta dolandı; satırların içinden birden fazla yük yüklü cümleler fırlıyordu üzerine. Sözleşmenin altında, el yazısıyla atılmış karanlık bir imza bekliyordu onu.
“Nedir bu sözleşme?” diye dikkatle sordu Lara.
Emir, dosyayı hafifçe itti. “Sözleşmeli evlilik.”
Cümle havada yankılandı. Kadar gerçek ki, ortam aniden dondurucu bir soğuğa büründü.
Lara’nın gözleri büyüdü. Nefesi yavaşladı. Rüzgar, dışarıda dertli sokaklarda uçuşan yapraklar gibi içinde fırtınalar esti. “Ne...?”
“O kadar basit değil,” dedi Emir, sesi bir tehditten öte bir koruma vaadini taşıyordu. “Bu bir ortaklık. Benim tarafımdan gelen finansal destek, sizin ve ailenizin borçlarını temizlemek için. Siz bu eşleşmeyle hayatınızı güvence altına alıyorsunuz. Tabii, kurallara uyduğunuz sürece. Sözleşmenin koşulları açık, ama kesinlikle sizi özgürlüğünüzden mahrum bırakacak bir hapishane değil.”
Lara’nın zihni, karmaşık bir denizde savrulurken kalbi düzensiz atıyordu. Emir’in sözlerindeki o gizli güç, onu hem koruyor hem de kontrol ediyor gibiydi.
“Peki... neden ben?” diye sordu sonunda, karışık bir şaşkınlık ve korkuyla.
Emir, derin bir nefes alıp, gözlüğünün ardından karşısındakine baktı. “Çünkü geçmişinizle ilgili bazı gerçekleri biliyorum. Ve bu, ikimizin de hayatını şekillendirecek bir başlangıç.”
Lara, içinde kıvılcımlar biçiminde ürperen şüpheyi hissetti. Bu adam sadece bir kurtarıcı mıydı, yoksa daha fazlası mı?
Aralarındaki sessizlik daha da ağırlaştı. O an, Lara’nın parmakları kağıdın kenarına hafifçe bastı; kalbi sıkışırken derin bir soruyla yüzleşiyordu.
“İmzalarsam... hayatım gerçekten değişecek, değil mi?”
Emir, ufak bir tebessümle cevap verdi: “Ya değişmezse?”
Tam o andı; kapı aniden vuruldu. Lara, gözlerinde büyüyen korkuyla tereddüt etti; imzayı atmadan önce içinde büyüyen karanlığın farkındaydı.
Dışarıdan gelen o ağır, keskin vuruntu, evin sessizliğini paramparça etti. Yeni bir mücadele başlamak üzereydi.