Bölüm 1
Leyla’nın elleri titriyordu. Odayı saran eski püskü mobilyalar, yorgun duvar kağıtları ve sarkan elektrik telleri, içinde bulunduğu çaresizliği kelimelerden daha iyi anlatıyordu. Telefon ekranında yansıyan borç tutarları, kalp atışlarını hızlandırıyor, nefesini boğuyordu. Her sabah aynı kabusun tekrarlandığı şehre uyanmak, ona ince bir buz parçasının üzerinde yürüdüğünü hissettiriyordu.
“Yine gecikti, Leyla Hanım,” dedi acımasız sesiyle kredi kartı şirketinin tahsilat görevlisi. “Eğer bugün ödeme yapmazsanız, yasal işlem başlatacağız. Anladınız mı?”
Leyla, ona cevap vermek için ağzını açtı ama sözcükler düğümlendi. Boğazında bir yumru, zihninde binlerce çözülmemiş hesap ve hayal vardı. “Yarın… kesin yarın yatıracağım, söz veriyorum,” diyebildi sadece. Ama kendine bile inanmıyordu.
Kapının aniden açılmasıyla irkildi. Gözlerini kırpıştırarak kapıya yöneldiğinde karşısında onu sert bir bakışla süzen Selim Arda’yı gördü; modern kesimli takım elbisesi, kusursuz traşı, İstanbul’un zengin semtlerinden biri olan Nişantaşı’nın soğuk bir havası gibi odanın içine dolmuştu.
“Leyla Demir,” dedi Selim, gür ve derin sesiyle. “Önünüzde hiç kolay bir yol yok. Ama ben farklı bir çözüm teklif ediyorum.”
Leyla’nın kalbi kırık bir kaval sesi gibi ritmini kaybetti. “Kim… siz kimsiniz?”
Gözlerinde bir parıltı vardı; hesapçı değil, avcı. “Benim adım Selim Arda. Belki adımı duymuşsunuzdur. İş dünyasında... etkiliyim.”
Leyla, “Ben fakir bir kızım, sizi ilgilendirmez,” diye geri çekilmek istedi ama bir adım ileri atıldı Selim.
“Dinle, sana şans vereceğim. Büyük bir teklifte bulunuyorum.” Sesi, odadaki soğuk havayı sarmalayan sıcak bir sopa gibi çarpıyordu.
Leyla, kendini koruma içgüdüsüyle arkaya yaslandı. “Kimseye borçlarımı ödeyemediğimi anlatma.”
Selim hafifçe gülümsedi, sadece dudaklarının kenarında bir kıvrım. “Bizim işimiz böyle değil Leyla. Biz vaatlerle dolu değiliz, sözleşmelerle yola çıkarız.” Teklifini açtı: “Benimle evlen. Sözleşmeli bir evlilik olacak. İki yıl. Karşılığında tüm borçlarını silerim. Aileni de... bu şehirdeki yerinizi de.”
Kelimeler Leyla’nın yorgun kulaklarında yankılanıyordu. Evlenmekten başka bir çıkış yolu yok muydu? Aileyi kurtarmak, geçmişin karanlık sırlarını saklamak için sabitlenmiş bu yaşamda çaresizce çırpınıyordu.
“Kabul edersem…” dedi Leyla ürkekçe.
“Her şey açık. Ama unutma, dışarıdan bakanlar sıradan bir evlilik göremez. Herkes için bu bir gösteri olacak. Ama biz için, karşılıklı kurtuluş.” Selim, gözlerini Leyla’dan kaçırmadı.
Leyla, nefesini derin bir şekilde çekti. İçinde hem umudun hem de korkunun buzlu bir nehir gibi aktığını hissetti. “Neden… neden bana böyle dieseliyorsun?” Soru, boğazında düğümlendi.
Selim’in yüzü değişti. Bir anlık gölgelendi ifadesi. “Senin geçmişinde Emir Arda diye biri var, değil mi?”
Leyla’nin kalbi aniden sıkıştı; adı duyulduğu anda sanki bir zehir midesinden geçti. Emir… yıllar önce ailelerini birbirine düşüren adam. Leyla ve ailesi için acı, kayıp ve ihaneti simgeleyen isim.
“Bu evlilik sadece borçlarının temizlenmesi değil Leyla,” dedi Selim, sesinin altında bir tehdit, bir umut karışımı. “Emir’i her ne yaparsa yapsın, sonunda yıkacağım. Ve bu yolda sen bile gerekirse kullanacağım.”
Leyla, odadaki karanlığın içinde bir aydınlık arar gibi Selim’in gözlerine baktı. İçinde kabaran korku ve cesaret dalgası karışmıştı. Kabul mü, reddetmek mi? Çaresizliğin koynunda hayatını kurtarmak mı, yoksa daha büyük bir fırtınaya atlamak mı?
“Sözleşmenin detaylarını bir kağıda dökelim,” dedi Selim, çekmeceden ciltli bir evlilik sözleşmesi çıkarırken.
Leyla oturduğu sandalyede hafifçe geriye yaslandı. O an kapı çalındı. O kadar ani ve keskin bir ses ki, her şeyi dondurdu.
Selim’in gözleri sabitlendi kapıya. Bir şeyler gizliydi, bir sır daha.
Leyla, kapının ardındaki adımı duyduğunda, içindeki buz nehri donarcasına durdu.
Bu evlilik, gerçekten kurtuluş mu; yoksa yeni bir esaretin kapısı mıydı? Selim’in gerçek amacı neydi?
Kapı aralandığında, gölgesiyle birlikte tehlike de içeri doldu.