Chapter 6
Kapıdaki tıkırtı, Deniz’in kafasında kopan fırtınadan kopup gelen, donuk ve keskin bir yankı gibiydi. İçinde bir anda hızlıca yükselen nefesler, göğsünde biriken sıkışıklıkla birleşirken, parmak uçları soğuktan titriyordu. Adeta o anın içine hapsolmuş, zaman yavaşlamıştı.
“Kim o?” diye seslendi, yanında duran eski kahve fincanından birkaç yudum alırken. Sesindeki titreme, kelimeleri oynatıyordu. Yine de kapı kırılacakmış gibi açılırken, Deniz’in gözleri kapının ardındaki karanlığa hakim olmaya çalışıyordu.
Kapı aralığından süzülen ışık huzmesi, ince bir silüetin belirginleşmesini sağladı. Deniz’in beyninde alarm çanları yankılanırken, bu sessiz ve tuhaf an, kasvetli apartman koridorunun soğuk duvarlarına bir tüy gibi kondu.
“Ege...” dedi, sesini duymaya kendi bile şaşırdı.
Ege Yılmaz, soğuk bir gülümsemeyle kapının eşiğinde duruyordu. Gözlerindeki keskinlik, Deniz’in içine korku ve şaşkınlığı aynı anda soktu. Aralarında daha önce defalarca yaşanan zihinsel savaşların izleri varken, onun bu ziyaretinin sıradan olmadığını hissediyordu.
“Deniz, seni bulmak zor olmadı.” Ege'nin sesi ince, zehirlerle dolu bir şakıma gibiydi. “Ama neden gerçeklerden kaçıyorsun? Seninle oynamak istiyorum.”
Kahve fincanı elinden kayıp masanın üzerine düştü; çatlama sesleri koridorun sessizliğinde yankılandı. Deniz, yutkunduktan sonra yere düşen fincana bakarken aklında binlerce soru vardı. Ama zamanı yoktu.
---
Ertesi sabah, İstanbul’un puslu ve gri sabahı şehri sessiz bir kabusa çevirmişti. Deniz, ince yağmurun saçlarını ıslatmasına izin verirken, polis arabalarının sirenlerinin uğultusu arasında cinayet mahalline doğru yürüyordu.
Kadıköy’ün dar sokaklarında yankılanan adımları, zihnindeki bulanık anılarla karmaşıklaşıyordu. Cinayetin şekli, kullanılan alet, geride kalan izler… Hepsi onu kendine has karanlık labirentine çekiyordu bir kez daha.
Olay yeri; küçük, dar bir apartmanın zemin katındaki daireydi. Kapı, çarpıcı kırmızı bir lekeyle göze çarpıyordu. Deniz, polislerle beraber içeri adımını attı. Karanlık koridorun derinliklerinde asılı kalan bir ölümün sessizliği vardı.
Dairenin ortasında, yerde yatan genç bir kadın vardı. Yüzü ifadesiz, elleri donmuştu donuk. Deniz, gözlerini kadının yüzüne diktiğinde, yaşamın o bir anlık kesintisini kanıtlayan küçük detayları aradı. Karına doğru yansımış titrek ışıkta vücuttaki çiziklerin izini sürerken, bir an için havanın içine sızan sıkışmış nefeslerin senfonisi duydu sanki.
“Ne gördün?” diye fısıldadı yakınındaki polis genç bir subaya. Subay, Nazlı açıklaması yaparken başını salladı: “Boğulma izleri var ama garip bir de çizik var boynunda. Sanki... bir çeşit mesaj gibi.”
Deniz, kadının ölüm sebebinin farklı bir katman taşıdığını anlamıştı. Cinayet basit bir gasp ya da öfke patlaması değildi. İstediği cevaplara bir adım daha yaklaşırken, aklında uçuşan gölgeler onu bambaşka bir gerçeğe sürüklüyordu.
---
Tatlı, keskin bir koku aralarından süzülürken Deniz, duruşmaya hazırlanan parmak izlerini inceledi. Ellerini, dairenin eski kapısından kırılan saldırı izlerinin olduğu yere doğru götürdü. Orada, en beklemediği şeyle karşılaştı: kendi parmak izleri.
İçinden yükselen ani soğuk dalgası, tüm bedenini sardı. Nefesi dondu, gözlerinin içine bulanık bir gölge indi. Parmak izleri, saf bir kanıt olmaktan çok, zihninin derinliklerindeki karmaşık oyunların ucu gibiydi.
“Bu mümkün mü?” diye mırıldandı kendi kendine.
Ege’nin soğuk ve pis aşırı zekasının, onu köşeye sıkıştırmak için kurduğu yeni tuzaktan başka ne olabilirdi ki? Deniz, dakikalarca kendine hakim olmaya çalıştı. Duyduğu her siren sesi, her nefes alış, geçmiş ve geleceğin kırılgan birer maskesi gibi üstüne çöküyordu.
---
Ceset fotoğrafına bakarken Deniz’in gözleri, kadının yüzündeki ifade ile kendi yansıması arasında ince ama derin bir bağ hissetti. Aynı karanlıkta hapsolmuş gölgeler, aynı kırılganlıkta hayatlar…
Telefonu titredi. Ekranda beliren isim: Ege Yılmaz.
Deniz, nefesini tutarak telefonu aldı.
“Deniz,” dedi Ege, sesi bir tılsım gibi keskin. “Seninle oynamak istiyorum. Oyunu başlatmaya hazır mısın?”
Deniz’in parmakları titredi, gözleri kararırken, cevap vermek için ağzını açmadı bile...
Kapının ardında yeni bir sır, yeni bir yüz bekliyordu.
---
# Bölüm Sonu # Deniz’in kendi parmak izleri, cinayet mahallinde hayatı değiştiren bir sorunun kapısını aralamıştı. Karanlıkta yansıyan yüzler, gerçeklerden kaçışsız giderek yaklaşıyordu...