NoveliqaZihin Labirenti: Çözülmeyen Oyun / Hafızanın Derinliklerinde :0%
Log in

Chapter 5

Hafızanın Derinliklerinde

Deniz, gözlerini araladığında odanın sessizliği ciğerlerine kadar işliyordu. İçi boş bir çukur gibi yankılanan sessizlik… Daha az öncekinden farklı değildi; sadece hipnozun derinliğinden yeni çıkmıştı. Ellerini hafifçe titreyerek dizlerinin üzerine koydu. Derin bir nefes aldı, akciğerlerini buzlu İstanbul akşamının nemli havasıyla doldururken, kalbi hâlâ boğazında atıyordu.

"Nasıl hissediyorsun?" diye sordu arkadan gelen ses.

Deniz yavaşça başını çevirip, karşısındaki kişiye baktı. Ayakta duran hipnoz uzmanı İrem’di; giydiği sade siyah bluz, keskin yüz hatları ve derin bakışları ile ortamın soğukluğuna inanılmaz uyum sağlamıştı. İrem’in gözleri hafifçe kaygılı, ama kontrolün tamamen onda olduğunu belli eden bir kararlılıkla Deniz’i izliyordu.

"Karışık…" dedi Deniz, sesi hâlâ kısık. Boğazındaki düğüm henüz çözülememişti. "Sanki… yıllardır kapalı kalan bir kapı aralanıp içinde fırtınalar kopuyor."

İrem gülümsedi, ama bu gülümseme suçluluk ya da rahatlama getirmiyordu. “Az önce derin bir hipnoz seansından çıktın. Bilinçaltında duvarlar yıkılabilir. Bazen anılar, sıkışmış gerçeklerle birlikte gelir.”

Deniz dudaklarını ısırdı ve doğruldu. Başını hafifçe salladı. “Ama… şunu anlamalıyım. Bana söylediğin her şey doğru mu? Seans sırasında gördüklerim gerçek mi yoksa zihnimin oyunları mı?”

İrem bir an duraksadı, sonra gözlerini denizin gözlerine daldırıp şöyle dedi: “Zihin oyunları bazen gerçeklere benzeyebilir, ama gerçekler en sonunda çıkıyor ortaya. Sen, senin değil gibi görünen anıları bulmaya cesaret ettin. Bu önemli.”

Deniz derin bir iç çekti ve doğrulmaya çalıştı. Heyecanıyla karışık bir tedirginlik her kasında dans ediyordu. O an İstanbul geceye tamamen teslim olmuş, sis kenti yumuşak bir örtü gibi kaplamıştı. Odanın penceresinden dışarı baktı. Sokak lambalarının titrek ışıkları, uzaklarda kafa karıştıran gölgeler yaratıyordu. Her ışık huzmesi, geçmişin bulanık ve kırılgan parçalarını temsil ediyordu.

Deniz, “Başlayalım,” dedi, sesindeki titreme kendi bile şaşıracak kadar belirgindi.

---

İrem, Deniz’i yumuşak bir koltuğa oturttu. Oda, küçük bir mum ışığı eşliğinde hafifçe karartılmıştı. Hafif tütün kokusu havada dolaşıyor, dingin bir atmosfer yaratıyordu.

“Gözlerini kapat,” dedi İrem, sakin bir ses tonuyla. “Nefes al, bırak bedenin ağırlaşsın. Her nefeste içine doğru çekil…”

Deniz, derin bir nefes aldı. Nefesi yavaş, ritmik, kalbine inen bir dalga gibi. Göz kapakları ağırlaşmaya başladı, etraf karardı; bedeninin ağırlığı koltuğa yığıldı.

---

O an zihninde bir kase buz gibi suya düştü. İlk görüntü: karanlık bir oda. Hafif rutubet kokusu. Boş bir masa, üzerinde yarıya kırılmış eski bir fotoğraf. Siyah beyaz. Deniz, yüzünü net göremedi; ama o karanlıkta birinden geldiğini anladı...

İkinci görüntü, ani bir parıltı gibi. Dar bir sokak. Yağmur yağıyor; yere düşen damlalar… Çamurun arasına saplanmış bir oval metal anahtar. Deniz diz çökmüş anahtara bakıyor, eli titriyor.

Kalbi artıyor.

Bir ses duyuyor.

“Geri dönme, Deniz.”

Ses o kadar yakından geliyordu ki, ürperdi. Bir an için nefesi kesildi. Kendi sesi miydi? Yoksa bir düşmanın kılığı mı? Ya da kendi bilinçaltının karanlığı?

---

Deniz sarsıldı. Gözleri aralandı ama hala karanlık bir perde ardındaydı zihninde. İrem yumuşakça, “Güvendeyiz,” dedi. “Korkma.”

Deniz, gözlerini açtı ama orada, odada değil; zihninin en karanlık alanlarındaydı. Hafıza yıldırımların altında dükkanı gibi parçalanıyordu. Uzun bir süre kendini zaptedebilmişti ama o görüntüler, o sesler, tamamen onu sarıyordu.

“Orada...” diye fısıldadı. “Bir şey fark ettim. Ya o anahtar… benim… evet, benim evimin kapısının üstünde olmalı. Sonra... sonra başka bir şey vardı.”

İrem, derin nefes aldı; yüzü ciddi, kontrolü aktı. “Anlat, Deniz. Elde ettiğin ne?”

Deniz’nin sesi, titrek ve boğuktu: “O... O karanlık odada... birisi yerde yatıyordu. Kan vardı. Ve o bakan yüz bana çok tanıdık… bir zamanlar ben…”

Kelimeler boğazında düğümlendi.

İrem hafifçe öne eğildi, gözleri tüm konsantrasyonuyla Deniz’i süzüyor: “Sen diyorsun ki, o kişi... sen olabilirsin.”

Deniz’ın kalbi, olanca gücüyle susturulmak istenen korkunun ritmiyle çarptı. “Bilmiyorum… ama hissettiğim şey o. Bütün o anlar, bütün o korkunç anılar… sanki başka biri değil, bizzat ben etkileyenim. O karanlık odadaki o kişi benim... ve belki de oldu. Belki kendi ellerimle işlenmiş bir suç var.”

Ayıptan ve nefes nefese kalmış gibi duran Deniz’e, İrem ağır ağır yaklaştı ve şöyle dedi: “Hafızan, sana ihanet ediyor olabilir ama burada gizlenen bir gerçek var. Dikkatlice ilerlemelisin. Çünkü zihnin en karanlık köşelerinde yitip gidebilirsin.”

Deniz, gözlerinde aniden beliren donuk bir kararlılıkla baktı: “Bu oyunu çözmeden duramam. Kendi zindanımda bile… kendimi bulmam gerek.”

---

Tam o anda, odamızın kapısı aniden çaldı. Bir darbe, içten ve acil. Hızla irkildiler. Deniz başını döndürdü. Kapının ardında ne vardı? Dost mu, düşman mı, yoksa başka bir karanlık sır mı yaklaşmakta?

Bir saniyeliğine dünya dondu.

Ve cevap, kapının perdenin ardında sessizce bekliyordu.

---

# Bölüm Sonu. # Deniz’in hafızasındaki karanlık sırlar, zihinsel labirentte yıkıcı bir dalgalanma yaratıyordu. İpuçları suçu ona işaret ederken, kapıdaki beklenmedik tıkırtı tüm dengeleri altüst edecekti...