Chapter 13
Kapı aniden çarptığında, Deniz'in kulaklarında uğultular yükseldi; odanın sığ duvarları arasında yankılanan o sert ses, ciğerlerine kadar saplandı. Gözleri karanlığa alışamadı, tedirgin nefesi boğazında düğümlendi. Gölgenin ardında ne olduğunu anlamaya çalışan zihni, sisli hatırlardan parçalar biriktirdi. Ama o an, tüm bilişsel kırılmaların ötesinde, bedeninde tuhaf bir çekim hissetti: kaçmak mı, yoksa karşı koymak mı?
Serin hava dalgası, kapının açılmasıyla birlikte dikkatlice süzüldü, cılız bir rüzgâr gibi odanın tozlu köşelerinden geçti. Deniz parlak gözlerini devirdi, gözlerindeki puslu karanlık yerini, titrek bir kararlılığa bıraktı.
“Ege,” derken sesi tok ve hafifçe tedirgin, fakat içinde gizli bir ateş barındırıyordu.
Kapının gölgesinden çıkan o adam, ince gülümsemesini hiç bozmadı. O, gölgeye bürünmüş bir panter gibiydi; her hareketi, Deniz’in sinirlerini karıştıran bir bilmeceydi. “Yine de geldin, Deniz. Karar zamanın gelmiş.”
Onun sözlerinde gizli bir tehdit, geleceğin karanlık bir gölgesi vardı.
Deniz ellerini yumruk yaptı; parmak uçlarında o patlayıcı kararsızlık hâlâ duruyordu.
“Bu yolu birlikte yürüyemeyiz, Ege,” dedi, sesinde kırılganlıkla karışık nefret vardı.
Ege, adımlarını yavaşça attı. “Ama sen karar vereceksin, o da doğru mu yanlış mı olduğunu.”
O an Deniz, zihninde tam bir kaos yaşadı. Geçmişin tereddütleri, vicdanın sert tokatları arasında sıkışmıştı. İçinde yükselen suçluluk duygusu, bir an bile rahat bırakmıyordu onu. Yıllardır bastırdığı anılar, tuhaf imgelerle önüne seriliyordu; suçladığı çocukluk, suçladığı yıllar, suçladığı kendisi...
“Biliyorum,” dedi Deniz, bir adım öne çıkarak. “Oynadığın oyunları. Ama artık seninle değilim. Kendi zindanımı açmayı reddediyorum.”
Ege’nin gözlerindeki ışık, aniden dondu. “Peki, o zaman...”
Sözünü tamamlamadan önce Deniz fark etti; etraf sarsılmaya başladı. Zihnindeki sisli perdeler yırtılıyor, anılar keskin bir kılıç gibi zihnini yarıyordu. Vücudunun her hücresi bilinmez bir maceraya sürüklendi. Elleri titredi, nefesi kesildi; kararının ağırlığını omuzlarında taşıyordu artık.
“Susma,” diye fısıldadı Ege, sanki bir meşale tutuşturuyor gibi. “Seçimine cevap ver.”
Deniz, kasvetli bir kararlılıkla cebinden çıkardığı küçük USB belleği avucunda gizledi. “Burada, doğruyu bulacaksın.”
“Ya yanlışsa?” dedi Ege, gülüşü alaycı ve keskin.
Deniz başını çevirdi, bakışları yerle bir olmuş ama keskinleşmişti. “Ya doğruyu bulamazsam?”
Türlü düşüncelerle yüklü karanlık bir evrede, adına nihai adımı attı.
Bir an sükûnet çöktü, zaman yavaşladı. O anda, arka kapı pat diye açıldı, içeriye sarsıcı bir ses doldu.
“Deniz! Aha, sonunda seni buldum!”
Deniz irkildi. Kararan gölgelerin içinden bir figür hızla yaklaştı, yüzü meçhuldü ama sesi tanıdık, tehlike doluydu.
Göz göze gelmeler oldu. Savaşın başlangıcı mıydı, yoksa yeni bir kapı mı aralanıyordu?
Deniz’in kararı henüz bir adım ötedeydi. Ve o kararın sonuçları, şimdi patlak veriyordu.
---
Karanlıkta yükselen sessizlik, bozuldu. Deniz’in hayatı, bir kez daha değişecekti; doğrularıyla yanlışları arasındaki ince çizgi, bir kez daha test edilecekti.
Ve o an, Deniz Kara bildiği tüm gerçeklerin içinde kayboldu.