Chapter 1
Sis, gecenin üstüne ağır bir battaniye gibi örtülmüştü. İstanbul’un dar sokakları, gece lambalarının sönük sarı ışıkları arasında hayalet gibi uzanıyordu. Deniz Kara, elleri cebinde, ağır adımlarla Asmalı Mescit’in taş döşeli kaldırımlarında yürüyordu. Her adımı, zihnindeki boşlukların ağırlığını biraz daha hissettiriyordu ona.
Bir an durdu. Ellerini cebinden çıkartıp yüzüne doğru kaldırdı; soğuk gece havası ciğerlerine hapsolmuş, nefesi beyaz bir bulut olarak çökmüştü etrafına. Göğsünde derin bir sıkışma vardı. Hafızasının bazı köşeleri karanlıktı; sanki elle tutulup ışığa çıkarılmayı bekleyen unutulmuş bir aynanın çatlak yüzeyi gibiydi.
“Bugün ne unuttum?” diye mırıldandı kendi kendine.
Adımlarına ritim vermeye çalıştı ama zihnindeki bulanıklık, sanki her bir adımıyla daha fazla çökerken, bastığı taşlar altında sessiz bir yankı bırakıyordu. Sokak lambalarının ışığında gölgesi uzun bir çizgi oluyordu – ama o gölge, ona aidiyetten çok yabancı geliyordu.
Deniz, küçük ve dağınık ofisinin kapısını açarken bir an tereddüt etti. Ofisin içi, soğuk mavi ışıkla parıldayan bilgisayar ekranları ve duvarda asılı eski dedektif kartpostallarıyla doluydu. Duvarın bir köşesinde asılı duran eski tip teleskobun camı buzlanmış gibiydi. Ne zaman ona baksa, gözlerinden kaçan şeyleri hatırlamaya çalıştı.
Bilgisayarının başına oturduğunda, parmakları klavyenin üstünde terliydi. Ekran aydınlıktı ama içinde karanlık bir boşluk vardı. Dosyalar, notlar, unutulan detaylar arasında gezinirken, derin bir huzursuzluk çöktü üstüne.
İşte o anda ekranın sağ alt köşesinde küçük bir bildirim çıktı: Yeni Mesajınız Var.
Deniz’in kalp atışları hızlandı. Mesajın göndericisi görünmüyordu. Ekran titrerken, parmakları tereddütle hareket etti; tıklamaya çekiniyordu.
Mesaj açıldı:
"İlk ipucunu buldun. Hafızan seni yanıltmıyor, Deniz. Eğer oyunu devam ettirmek istiyorsan, seni bekleyen kapıyı aralamaya cesaret etmelisin. Şehir seni çağırıyor."
Ekranın mavi ışığında Deniz’in yüzü bir anda kasvetle kaplandı. Parmakları titredi, gözleri ekrandaki yazılarla bulanmaya başladı. Bir kaç saniye boyunca, kelimelerle gerçek arasında sıkıştı kaldı.
“Kim olabilir bu?” diye fısıldadı, içinde hem tedirginlik hem de belirsiz bir merak çakılıydı.
Telefonu cebinden çıkardı ama mesajda bir numara yoktu. Zihnindeki karanlık köşeler daha da derinleşirken, o tek cümle gizemin kapısını aralamıştı bile.
Sokağın dışından gelen uzaktan bir siren sesi, geceyi delip geçerken, Deniz’in derin suskunluğunu bozdu.
“Görünüşe göre oyun başladı…” dedi düşük bir sesle.
Ve tam o anda, ofisin kapısında ince bir tıklama duyuldu.
Deniz aniden başını kaldırdı.
Adım sesleri gelmiyordu ama kapı arkasında biri vardı.
Önce nefesini tuttu.
Sonra, gözleri karanlık aralığa sabitlendi.
Ve o an, geceye yeni bir sır daha eklendi.
---
Karanlıkta bekleyen ses, Deniz’in uğursuz yolculuğunun başlangıcını müjdeliyordu. Hafızasında kaybolan dedektif, şimdi hem zihninde hem de şehrin karmaşık labirentlerinde çıkış yolunu arayacaktı. Deniz Kara için oyun daha yeni başlıyordu.
---
Bir sonraki adım neydi?
Deniz, karanlıkta tek başına mı kalacaktı, yoksa bu gizem ona ışık tutacak mıydı?
Hepsi şimdi kapının ötesindeydi.
Ve kapı, sessizce aralanmaya başladı.