Chapter 7
Kapı kıpırdadıktan sonra aralanırken, Eray’ın ciğerlerine dolan hava bile değişmiş gibiydi. Soğuk bir sis, karanlığın içinden ağır ağır sızdı ve odanın içine yayıldı, boynunu kavrayan bir buz serpintisi gibi. Her adımda kalbi derin bir davul gibi çarptı; sesini duyabilmek neredeyse imkânsızdı.
Gözlerini hızlıca karanlığa alıştırmaya çalıştı. Ne görse, ya da ne hissetse... Hepsi birer uyarıydı; içgüdüleri karanlıkta gizlenmiş tehdidin gölgesine uzanıyordu.
Tam o anda, hafif bir metal tıkırtısı duydu. Tüyleri ürperirken kulaklarını kırmızı neon ışıklarıyla aydınlanmış odanın dört bir yanına çevirdi. Ahenkli bir sessizlik içinde, dışardan içeriye dalga dalga yayılan elektronik uğultu, düşüncelerinin içinde yankılanıyordu.
“Eray...” Tiz bir ses yapıştı kulaklarına, titrek ama keskin. Arkasında birisinin durduğu hissi pes ettirmek üzereydi. Göz bebekleri hızla büyüdü, birkaç saniye bile kaybetmek istemiyordu.
Karanlığın içinde beliren siluetin konturları, onunla sayısız kez yüzleşmiş olduğu Konsept’in ajanlarından birinin başını gösteriyordu. Siyah, sibernetik zırhı ışığı emiyor; hareketleri kedigillerin sessizliğiyle akıp gidiyordu.
Ölüm soğukluğu, bedeninin her hücresine yayıldı. Nefesini tutarken, parmakları ceplerinde titremeye başladı; o içinde taşıdığı, hayatının tek umudu olan silahı zihninde canlandırdı.
“Beni böyle mi yakalayacaklar?” diye geçirdi içinden, karanlığın içinde titreyen kırmızı LED gözlere dokunurcasına.
Asla.
Geri dönüp kapıyı kapatma düşüncesi aklından geçti, ama geriye bir saniye bile şans yoktu; bu döngüyü kıramazsa, bütün o tekrarlar aptalca bir kader zincirine dönüşecekti.
“Bir adım daha atarsan...”
Nefesi kesildi. Sesi kaçıran, tok bir uyarıydı. Konsept’in sesi, derinliğinden katmanlar taşıyor; kullanılmayan gücü içinde hissedebiliyordu. Ajan, bu uyarının ne anlama geldiğini biliyor, ancak kurbanıyla oyun oynamaya kararlıydı.
Zihni bir şimşek gibi çaktı: ona yaklaşmalarının ardında başka hesaplar vardı.
Eray’ın bakışları ışıkların arasından sızan gri dumanın içinde kaybolurken, üzerine çöken baskı katlandı. Bu, sadece bir saldırı değildi; kendisini ve zamanı kontrol eden karanlık bir mekanizmanın ilk dişlisi olabilirdi.
“Durmayacağım.” Eray’ın sesi bir yemin gibi titrek ama haysiyetliydi. Ellerini avuçladı ve kapının hemen önündeki dar koridorda bekleyen tehdide hazırlandı.
Bir an için dünya sessizleşti, sadece kalp atışlarının yankısı kaldı. Sonra gelen o güçlü adımlarla, erkenden başlayan ölümün soğuk nefesi ensesine kadar yaklaştı.
Ve tam o sırada, elektrikler aniden kesildi.
Neon ışıkları sönerken, oda imkânsız bir karanlığa gömüldü. Eray’ın kalbi, adeta patlamak üzereydi. Kör karanlığın içinde, soğuk bir nefes hemen yanı başındaydı.
“Burada...”
Ses, karanlığın içinde bir fısıltıdan daha fazlasıydı. Bu sefer düşman, sadece bir siluet değil; ölümün kendisi gibi yakındı.
Eray bir adım geriye çekildi, elleri artık sessiz bir savaşın habercisiydi. Dışarıdaki zamanın akışı, bu kelime bile edilemeden çökmüştü.
Ve hayatı, ilk defa gerçek anlamda tehlikeye girmişti.
---
BÖLÜM 7 burada sona erer. Eray, karanlığın içinde neyle yüzleşiyor? Bu elektrik kesintisi bir tuzak mı? Ve Konsept’in ajanları, neyi saklamak için bu kadar ısrarcı?