NoveliqaZamana Kilitlenen Dedektif / İhanetin İlk İzi :0%
Log in

Chapter 5

İhanetin İlk İzi

Neonların soğuk mavi yansımaları, Eray’ın yüzünde titrek bir titremeyle dans ediyordu. Sokakta kamburlaşmış gölgeler, günün sonsuz tekrarı içinde büyümeye, kalınlaşmaya devam ediyordu. O an, gözlerinin hemen yanındaki dijital reklam panosunda küçük bir parça renk bozulmuştu — adeta zamanın kendisinin çatladığını fısıldarcasına...

Eray, adımlarını hızlandırdı. Beyninde yankılanan Melis’in o şaşkın, hatta biraz da korkmuş bakışı vardı hâlâ. Neden şüpheyle süzüyordu onu? Hangi sır, nasıl bir karanlık oyunla etrafını örüyordu? O an hissettiği tek şey, en güvendiği çevresinde bir şeylerin yanlış olduğuydu.

Adımları, kurtarılması gereken düşüncelerin ağırlığında yoruldu. Ellerini cebine soktu, titrek parmaklarıyla cep telefonunun soğuk metalini kavradı. Ekranda yansıyan yüzü, her döngüde biraz daha yorgun, biraz daha mücadele eden biri gibiydi. Bunu çözecekti. Çözecekti ama ilk önce, kendisini kolundan tutup sokaktan çekip çıkaracak olan bu ihanet ipuçlarını bulmalıydı.

Ayak sesleri arkasından gelip durdu. “Eray.” Ses, tanıdık ama gizem doluydu.

Arkasına döndü. Melis...

Gözlerinin kenarındaki o ince çizgiler, gece lambasının hafif titremesiyle daha belirginleşiyordu. Yanında duran ağırlık gibi, sanki yüzünde bir sır daha varmış gibi…

“Seninle konuşmamız gerek,” dedi Melis, sesi keskin ama bir o kadar da tereddütlü.

Eray, elini ceketin cebinden çıkardı ve hafifçe başını salladı. “En azından şimdi.”

Yürümeye başladılar; kentin kalabalığından sıyrılıp, neonların göz kamaştırıcı ama soğuk kucağından uzaklaşıyordu. Kulaklarında hâlâ geçen döngünün melodisi — sürekli tekrarlayan bir hüsran şarkısı...

“Melis, neden böyle davranıyorsun?” diye sordu, sesi şaşkınlıktan biraz sertleşmişti.

Kadın bir an durdu, uzaklarda parmak uçlarını geçercesine hafifçe titredi. “Artık gizleyemem... Sana söylemem gereken bir şey var ama korkuyorum, Eray.”

Korku, Eray’ın içinde şimşekler gibi çaktı. “Korkacak bir şey yok. Ne varsa söylersen, beraber hallederiz.”

Melis derin bir nefes aldı, yüzündeki gölgeler bir an daha karındı şimdi. “Beni dinlemeden karar verme lütfen. En güvendiğin kişi... belki de ihanet eden o.”

Kulaklarının hemen dibinde yankılanan bu cümle, Eray’ın kalbini buz gibi bir soğuğa itti. İhanet... ilk tatlı ve acı izini bırakıyordu içinde. Kendi yaşadığı zaman döngüsünde bile böyle bir şüphe, bu kadar zehirli ve sarsıcı olamazdı.

“Ne demek istiyorsun?” diye fısıldadı, gözleri Melis’e kilitlendi.

Melis gözlerini kaçırdı, sanki kelimeler onu bile yakıyordu, ama dayanmak zorundaydı. “Cem. Ortağın. Son birkaç gündür garip davranıyor. Sana karşı değil, ama... kendine karşı. Biri onu izliyor olabilir. Ya da daha kötüsü…”

“Daha kötüsü ne?” Eray şimdi tamamen alarmdaydı. Cem, onun en yakın destekçisi, en güvendiği adamdı.

“Emniyette işler yolunda değil. Son vakada flaş gelişmeler var ama o paylaşmıyor. Dışarıdan biri tarafından kontrol edildiğine dair o ipuçlarını ben tespit ettim, ama... sana söylemedim çünkü emin olamadım.”

Eray’ın akciğerlerine sanki bıçak saplanmıştı. Ciğerlerine çarpan soğuk hava çekildi, kalbi hızlı hızlı çarptı. “Peki neden bana hemen söylemedin!?”

Melis, gözlerindeki yaşları fark ettirdi ama hemen sildi. “Çünkü korktum, Eray. Eğer bu döngü aslında onun kontrollüyse, her hareketimiz izleniyorsa, temkinli olmalıyız. Bu, sadece bir ihanet değil. Bu, ölümle dans etmek demek.”

Eray, cebindeki eski bilekliğe baktı. Zamanın kırılganlığı, ihanetin ilk izleri... Bütün parçalar birbirine karışıyordu. Döngünün içinde bir hain vardı. Ve bu hain, en yakınında saklanıyordu.

*

Gecenin karanlığı derinleşirken, Eray ve Melis, bulanık neon ışıkları altında yürümeye devam etti. Gözlerin her yerdeydi; sokak lambalarının soğukluğu, uzak siren sesleri ve yer yer patlayan elektrik kesintileri, Neo-İstanbul’un acımasız gerçekliğini vuruyordu yüzlerine.

Ancak, Eray bir şeyi çok iyi biliyordu: Bu döngü çoktan ondan daha fazla şey biliyordu.

“Bana yalan söyleyen biri var,” dedi sessizce.

Melis başını iki yana salladı, “Evet, ve eğer farkında değilsek, hepimiz kaybedeceğiz.”

Eray’ın aklında bin türlü soru dönüyordu; tek emin olduğu şey, en çok güvendiği ortağının davranışlarında şimdi bir şeylerin değişmiş olduğuydu. Gözlerindeki o küçük, ince tuhaf hareketler, dudaklarının arasıra kıvrıldığı gizemli gülümsemeler... Hepsi onun bildiğinden farklıydı.

“Cem’i izlemek zorundayız,” dedi içinde kararlılıkla.

Melis ona baktı, “Ve her adımda dikkatli olmalıyız.”

Eray başını hafifçe salladı ve hiç durmadan tekrar eden zamanın içinde, yeni bir saat dilimine doğru ilerledi.

Bir an durdu. İkiyüzlü ihanetin kıvılcımı, şimdi gözlerinin önünde dans ediyordu. Melis’le aralarındaki sessizliği bölen ise, çok yakında verecekleri karardı.

Ama o anda, polis karakolundan gelen yeni bir mesaj sesiyle irkildi. Telefonun ekranında yanıp sönen kırmızı uyarı ışığı, Eray’ın kalbini bir kez daha sıkıştırdı.

Mesajda sadece bir kelime vardı:

“Dikkat.”

Ve o saatte, en güvendiği ortağının ofis kapısındaki garip hareketleri, Eray’ın gözünden kaçmadı...

---

BÖLÜM 5 burada sona erer. Cem neden gizli işler çeviriyor? Gölgeler arasında kim izliyor kimleri? Ve Eray, en büyük ihanetle yüzleşmeye hazır mı?