NoveliqaZamana Kilitlenen Dedektif / Hatırlama Krizi :0%
Log in

Chapter 4

Hatırlama Krizi

Eray’ın nefesleri, o kelimelerden sonra hala titriyordu; içindeki yangını söndürmek için derin bir nefes çekti. Gözleri, koyu neon ışıkların altında titrek ve dalgalıydı. Neo-İstanbul’un soğuk gecesi, sokak lambalarının mavi tonlu ışıltılarında buharla yükseliyordu. Kafasında yankılanan sessiz çığlıklarla ilerledi, her adımı onu daha da karanlık bir girdaba çekiyordu.

Adımları sanki yumuşak bir sisin içine batmıştı, her nesne, her kişi bir daha göz kırpmadan geçip gidiyor, yüzler donuk ve unutulmuş gibi. Döngünün ağırlığı omuzlarında ince bir buz tabakası gibi asılıydı.

Eray durdu. Elleri cebinde, ceketinin fermuarını biraz daha yukarı çekti. “Herkes... gerçekten unutuyor,” dedi kendi kendine. “Ama ya ben?”

Gözlerini biraz kısarak etrafına bakındı. İnsanlar, yürüyordu, yanından geçip gidiyorlardı ama ona hiç dokunmuyorlardı. Hatırlamıyorlardı. Tekrar tekrar başlayan bu aynı günü, yüzlerinin bir kez daha silindiği anı. Eray içindeki çelişkiyi hissediyordu; hafızası parçalıydı, sanki gerçeklik onun üstünde bir kale gibi yıkılıyordu parça parça.

Kendi anıları... Onları mı mıknatıs gibi çekip koruyordu? Ya da Konsept, düşüncelerini o kadar sağlam biçimde tuzaklamıştı ki?

“Dışarıda kimse anlamıyor...” diye mırıldandı, dudak uçlarında hafif bir acı. “Ama ben... ben hatırlıyorum.”

Yanındaki eski dostu Melis, gözlerini Eray’ın üzerinde gezdiriyordu. Kalabalığın ortasında ama yapay bir sessizlik vardı aralarında. Melis’in gözlerinde gizli bir soru var gibiydi, karmaşık ve keskin.

“Eray,” dedi Melis, sesi normalden biraz daha alçak ve şüpheliydi. Buz gibi bakışlarını onun gözlerinde gezdirdi. “Bu kadar farklı davranman... Normal değil. Ne oluyor gerçekten?”

Eray yutkundu. Melis’in o anki duruşu, eski rahatlığı yok edilmiş, yerini çekingen ve kaygılı bir soru işareti almıştı.

“Onlar unutuyor... Ama ben unutamıyorum. Bu döngü sadece onlar için değil, benim için de bir tuzak.”

Melis, bir adım daha yaklaşarak gözlerini kırpıştırdı. “Sen mi yanlış hatırlıyorsun, Eray? Ya da belki... bir şeyler çarpıtılmış hafızanda. Kendi kendine hikayeler mi uyduruyorsun?”

Kalbinin kıpırtısı hızlandı. Melis’in şüphe dolu bakışları, onu sarmalayan karanlığın içinde bir bıçak gibiydi. Sadece döngüyü kırma arzusunu değil, arkadaşlıklarının temellerini de tehdit ediyordu.

O anda, çevredeki neon ışıkları daha da bulanık ve titreşimli hale geldi. Zaman, dalgalanıyor, Eray’ın zihninde çarpan düşünceler birbiriyle çarpışıyordu.

“Melis, anlayamazsın... bu sadece bir zihinsel oyun değil. Bu gerçek, yaşadığımız dünya hakkında.”

Melis bir an duraksadı, gözlerindeki şüphe biraz eriyip yerine karmaşık bir kabullenme geldi. Ama sonra başını hafifçe yana eğdi, bir adım geri çekildi ve fısıldadı:

“Gerçek mi? Yoksa paranoya mı? Hangisi olduğunu bulamazsak, kimseye güvenemeyiz.”

Eray’ın elleri titredi. Gözlerini Melis’ten ayıramadı; eski dostluğun arasına girmiş bu soğuk duvarın çatlaklarını fark edebiliyordu. İkilinin arasında sessizlik ağırlaşıp boğucu bir hale gelirken, gölgelerden bir ses hafifçe yükseldi, neredeyse duyulamadan:

“Eray... sen… sakin ol.”

Anlamını çözmeye çalıştığı sesin yanında, Melis aniden yana doğru çekildi. Eray döndü; arkası duvara yaslanmış genç bir adam vardı, gözleri alçak flaş ışıklar gibi parıldıyordu. Yüzünün tam olarak görünmemesi, onu tanımayı imkânsız kılıyordu ama sesinde bir tehdit ve samimiyet karışımı vardı. Sanki hem dostça hem de düşmanca bir uyarıydı bu.

Eray tereddüt etti, kalbinin göbeğinde yeni bir sıkışma aralıksız çarpıyordu.

“Yine mi farklısın?” diye sordu adam, alaycı ve soğuk. “Böyle devam edersen, döngü seni de yutacak. Sonra hiçbir şey hatırlamayacaksın.”

Eray’ın gözleri büyüdü. Zaman daralıyordu; bir an önce harekete geçmeliydi ama nereye, nasıl? İçinde bir fırtına yükseldi, sinirler gerildi, aklı delercesine çalışıyordu.

Melis araya girmeye çalıştı ama her zamanki sıcaklığı yoktu sesinde:

“Eray, lütfen... mantıklı ol. Hikayenin sonu hiç iyi görünmüyor.”

Adamın bakışları daha da derinleşirken mekân etrafındaki neon ışıkları aniden titredi, renkler akmaya başladı.

Eray, aniden çarpan kalp atışlarının arasında dar bir sokaktaki siyah ve beyaz bir anıyı hatırladı, geçmişe ait tıkanan bir görüntü. Ve o an, yaşam ile zaman arasındaki ince çizgide tüm gerçekliğinin nasıl eridiğini hissetti.

Bir şeyler değişiyordu ve o, en yakınlarının gözlerindeki şüphe ile kendi hatıralarındaki çatlaklar arasında sürükleniyordu.

Kendi bilincinin içindeki zaman kırılgandı; ve Eray bunun içinde kaybolmaya başlıyordu.

---

BÖLÜM 4 burada sona erer. Melis neden Eray’a şüpheyle bakıyor? Yanındaki gizemli adam kim? Eray hatırladığı gerçekleri koruyabilecek mi, yoksa döngü onu da yutacak mı?