NoveliqaZamana Kilitlenen Dedektif / Konsept'in İzleri :0%
Log in

Chapter 3

Konsept'in İzleri

Eray’ın eli hâlâ titriyordu. Telefonun ekranındaki o tek kelime — “Buluşalım.” — orada asılı kalmıştı, sanki soğuk bir taş gibi göğsüne oturmuştu. Neo-İstanbul’un neon ışıkları, sokaktaki puslu havada bile donuk bir parıltıyla titreşirken, etrafındaki kalabalıkla birlikte zaman da donmuş gibiydi. Her şey aşınmış, her detay sinek kaydırağıyla oynanır gibi ağır çekime alınmıştı.

Yerde, sağ tarafında açılmış olan kahve fincanının dibinde, koyu kahve bir iz kalmıştı. O iz, içinde bulunduğu döngünün ve belirsizliğin koyu, yapışkan simgesi gibiydi.

Adımlarını kontrol ederek hızlıca ilerledi. Kafasında sinirsel çığlıklar çınlıyordu. Buluşma teklifi, gizemli karanlıkta bir el işaretiydi. Kimdi bu “Konsept”? Kıpırdayan hafızasında, önceki tekrarlarda karşılaştığı tuhaf durumlar birbirine bağlanıyordu ama isim hâlâ havadaydı. Sanki bir sis perdesinin ardında, ona bakıyordu.

Sokak lambalarının altında garip bir esinti hissetti. Hava, aniden sıcaklıktan buz gibiye dönmüştü; içiniz ürperten bir rüzgar kapladı çevresini. Bir kaçış içgüdüsüyle omzuna bakmadan yürümeye devam etti. Çevresindeki ışıklar lazer keskinliğinde titriyordu, dijital reklam panoları çözülür gibi aniden çizgileniyordu.

“Eray…” diye fısıldadı kendi kendine, nefesi buharlaşıp kaybolurken. “Konsept... Sen kimsin?”

Döngünün neden kırılmadığını, sanki elleriyle tuttuğu gerçeklikten kayıp geçen vakitleri aniden kavradı. Birileri, onun soluğunu tutuyor, dünyasını kontrol ediyordu. Bu döngü mekanizmasının kalbinde biri vardı. O biri — Konsept.

Karanlık sokaklardan birine saparak, dijital panellerin gölgesine sığındı. Elde kalan son bir ipucunu yakalamaya kararlıydı. Yakındaki sokağın ardında yarı terk edilmiş, paslı metal kapıdan sessizce içeri süzüldü. Burası, şehrin hızlı akan yaşamından kopmuş, unutulmuş bir uzamdı.

Duvarlara dikkatle bakarken, birden eski bir sokak lambasının altındaki küçük tahtadan levhada şu kelimeler belirdi:

“Gerçekler, gözlerinle değil, kalbinle görülür.”

Şaşkınlık ve tedirginlik arasında birkaç saniye duraksadı. Hisleri, ona ipuçlarına geçit veren yolu fısıldıyordu. Toparlanan soğuk, karnında bir yumruk gibi sıkıştı.

Bir adım daha attı ve iç mekana doğru sarktığı, kırık bir monitör yakaladı. Üzerinde hâlâ donmuş, oynatılmış gibi duran bir videonun kırık atlamalarını görüyor gibiydi. Bir elektrik titreşimiyle monitör rastgele karardı ve ardından aniden döngüsel bir hareketle tekrarlandı.

Eray, bir masanın kenarına yaslanıp, cihazı kurcalamaya başladı. Parmakları ekranın kenarına sürtünürken, donanımın içinde kalan mikrofon titriyor, düşük seviyede uğultular duyuluyordu. Kafasını eğip, kulak verince:

“Bu, arkadaşlar… Başlangıç. Ama iyi dinle dikkatlice. Konsept, bizden çok daha fazlasını bilir,” diye bir fısıltı duydu.

Videoda beliren o siyah-beyaz çerçevede ise, silik bir silüet... Yarı gölgede kalmış, yüzü net seçilemiyordu ama gözleri sanki doğrudan içine bakıyordu. O gözler — soğuk, titrek, neredeyse insan dışı. İçi ürperdi.

“Kim?” diye haykırdı kendi kendine. Gözleri ekrana sabitlendi.

Videonun sonundaki ince, modüle edilmiş ses yankılanıyordu: “Beni arıyorsan, gerçek ışığı yakalayacaksın.”

Birden ekranın sağ alt köşesinde kayan yazı küçük paragraflar halinde belirdi ve hızla kayıyordu. Eray çabucak telefonu çıkardı. Her tekrar yeni bir bilgi yükü demekti. Kayan yazının birkaç kelimesi zihninde takılı kaldı: “Zaman kırılabilir… Konsept’in anahtarı bilinmez."

O an, arka kapıdan gelen metalik bir tıkırtı duyuldu. Eray aniden irkildi, kalbi tavana çarparcasına atmaya başladı. Çevre sessizleşti, bu soğuk, ürkütücü sessizlik hiçbir arkadaşlık barındırmıyordu.

“Kim var orada?” diye fısıldadı, sesi titreyerek.

Yanıt vermedi kimse.

Ay ışığının gardırobu gibi kararttığı iç mekânda ilerlemeye devam etti. Kapıya doğru adımlar sıklaştıkça atmosfer daha da ağırlaşıyordu.

Bir yandan aklında deli sorular dönüyordu:

‘Konsept’im gerçek adı mı? Yoksa bir kod adı mı? Neden bana mesaj gönderiyor? Eğer bu adam ya da kurum bu döngüyü yaratıp sürdürüyorsa, onun ne istediğini bulmak, bu cehennemden kaçmanın tek yolu olabilir.’

Ellerini derin cebine soktu, soğuktan donmuş parmaklarını ovuşturdu. Videonun o bulanık görüntüsü beyninde hızla iyice şekillendi.

O anda kapının önünde bir güvenlik sensörü sessizce aktifleşti. Kırmızı ışık yanıp sönerken gereksiz olan ama artık alıştığı alarm seslerinden farklı, derinden uğuldayan bir sinyal çıktı.

Ve tam o sırada...

---

Bir USB flaş bellek, kapı altından usulca sürüklendi. Kenarda duran bir çöp kutusunun üstüne düştü, sessizce.

Eray, gözlerini kısarak o karanlıkta, o küçük parça metalin hareketini seçti.

*

“Konsept’in kimliği… burada bir yerde saklı.”

Derin bir nefes aldı. Ellerini çenesine götürüp kıstı, dudakları bittiğinde hafifçe aralandı:

“Ve ben onu bulacağım.”

---

BÖLÜM 3 burada sona erer. Konsept’in kim olduğu, saklanan gerçek ne? Eray bu ipucuyla ne yapacak? Döngü kırılmaya bir adım daha mı yaklaşıyor?