Chapter 15
Karanlığın içinden yükselen makine sesi, Eray’ın kulaklarında çınlıyor, yankılanıyor — ama o, artık ne dışarıdaki ne de içindeki dünyayı duyabiliyordu. Adımların metalik ritmi sona ermiş, yer yer çatırdamalar yankılanmıştı. Solunumunda buz gibi bir sıkışma... Zihninde donmuş kareler, çekilip gitmek isteyen gölgeler.
İçinde bir şeyler kopmuş, bir yerlerde düşmüş ve yerde paramparça olmuştu. Dışarıdaki dünya hızla örttü kendini, sonsuz bir sessizliğe çekildi. Ancak gözleri hâlâ kapalıydı.
“Eray...”
Ses, sanki çok uzaklardan geliyordu ama aynı zamanda kulak zarına fısıldar gibiydi. Kadife yumuşaklığında, ama titrek... Biri ona sesleniyordu.
Gözlerini yavaşça açtı. Neon ışıklar kırık cam parçaları gibi etrafını keskin keskin çiziyordu. Burun deliklerini yakan elektronik kokular karmaşıktı; yağımsı, yağmurlu ve hafif yanmış plastik.
Dairesinin duvarları yok olmuş gibiydi; ortada dijital panoların pikselledikleri ve distopik şehir manzaraları akıyordu.
İçinde bir his, tarifsiz bir korku ile karıştı. Kalbinin içinde bir düğüm varmış gibi, her atışıyla sıkıyordu. Parmaklarının ucundaki titreme, sıcaklıkla soğuk arasındaki sınırı geçip gitmişti.
O an, kendi zihninde bir alarm yanıyordu. Döngü kırılabilir, ama fiyatı ağır olacaktır.
"Bu kadar kolay olmayacak," dedi kendine, sesi kısık, çatallıydı.
Yataktan kalktı. Önce sağ elini cebine attı; biraz önceki çatışmada üzerine yapışmış kaçış planının notları vardı. Mini hologram projeksiyonunda parıldayan kod parçacıkları...
İlk ipucu oradaydı; döngüyü kıracak o şey, ama nerede başlayacağını bilmiyordu.
Belki de geçmişindeki gölgelerle yüzleşmeli, şimdiye erişebilmek için.
Bir an pencereden dışarı baktı. Neo-İstanbul’un soğuk neon ışıltıları, onun gözlerinde erimeye başladı. Kent, bir labirent gibiydi. İçinde hayaletler, sırlar ve ölüm.
Telefonu cebinden çıkardı. Sonsuz tekrarın arasında rast gele sarsılmıştı, yeni mesajlar, uyarılar…
Bir mesaj vardı, neredeyse gizlenmiş halde, "Durma. İlerlemek istiyorsan, onu koru."
‘O’ kimdi? Sevdiklerinden biri olmalıydı. Düşünceleri düğümlenmeye başladı; zamanla yarışıyordu, ama zamana esir olmuştu aynı zamanda.
“Başlamak için önce onları korumalısın.”
Cümlenin sonunu kendi zihninde tamamladı.
Eray, düğümü çözmeliydi. Tüm bu karmaşanın ortasında, sevdiği kişileri koruyacak ilk adımı atmalıydı.
Ama belki de, en büyük tehlike zaten en yakınına gelmişti.
---
Sonraki gün…
Yine aynı sokak, aynı kalabalık, ama bir başka hava vardı. Neo-İstanbul'un puslu sokak lambaları altında yürürken, insanların yüzlerindeki donukluk, tekrarlanan kabusun bir yansıması gibiydi.
Eray, cebinden çıkardığı küçük cihazla etrafı tarıyordu. Bu cihaz, zamanda kırılma anlarını hissedebilen deneysel bir teknolojiydi. Ancak daha önemliydi; döngünün kırılacağı ilk ana dair bir işaret verebilirdi.
Cihazın ekranında hafif titreşen mavi noktalar vardı.
Bir anda cihaz dengesizleşti; kısa bir şok, sonra derin bir sessizlik.
Eray, dikkat kesildi. Etrafındakilerde aniden bir titreşim hissetti; ama onu gören yoktu.
Adımlarını hızlandırdı. Birden arkasından gelen birinin nefesini, hemen yakınında hisseder gibiydi.
"Eray..."
Sinsi, soğuk bir ses. Yürüyen kalabalığın içinde bile sanki ona fısıldayan tek kişiydi.
Dönüp baktı. Karşında hiçbir yüz yoktu. Boş bir alan.
Ama o ses, hiç yanıltmadı.
“Konsept.”
Bir hesaplaşmanın kıvılcımı mı, yoksa bir tuzak mıydı bu?
Eray, adımlarını atmaya devam etti, kalbinin altında bir kasırga büyüyordu.
O ipuçlarını toplamalı, döngüyü çözecek ana dek bırakmamalıydı.
Ama her yeni ipucu, sevdiği birini tuzağa düşürüyordu.
Ve o tuzak, her an kapanacaktı.
---
Hastane koridorunda…
Defne’nin yüzünde bir belirsizlik vardı. Sessizce telefonuna bakıyor, Eray'ı aramaya çalışıyordu.
"Eray, lütfen bana ulaş..."
Ama telefon sessizdi.
Karanlık koridorun ucunda, gölgeler uzuyordu. Her adımı bir mezar soğukluğunda yankılanıyordu.
Koridorun sonunda, gizemli bir figür sabırla bekliyordu.
Adımlarına kulak veriyordu.
Eray'ın topladığı ipuçları, sadece kendisini değil, onu da içine çekmişti.
Ve o figür gülümsedi, soğuk ve derin:
"Kaçış başladığında, seninle birlikte onlar da kaybedecek."
Eray’ın elinde parlayan küçük cihaz, o an titreşti.
Zaman, tamamen kontrolden çıkıyordu.
Çünkü döngünün dışına çıkmanın bedeli, belli ki çok ağır olacaktı.
Ve kapı çalındı.
---
Kaçışın ilk adımı, bazen karanlığın içinde atılır.