NoveliqaZamana Kilitlenen Dedektif / Döngünün Karabasanı :0%
Log in

Chapter 13

Döngünün Karabasanı

Neon ışıkların gözlerin önünde dans ettiği bir boşlukta uyandım. Nefesim düzensiz, vücudum terle kaplıydı. Yatak odam karanlık, dışarıdaki Mega Kule’nin dijital panolarından yayılan keskin mavi ve kırmızı ışıklar, perdeler arasından sızıyor, duvarda ritmik gölgeler oluşturuyordu.

Kalbim göğsümde vururken zaman yine Allah’a emanet gibiydi. Saat 03:15.

Geçen döngünün, o anın, o karanlık anın ağırlığı hala omuzlarımı eziyordu. Gözlerimi ovuşturdum, zamanın karmaşıklığı beynimde elektriksel bir fırtına gibi hırçınlaşıyor, her bir anı zihnime bıçak gibi saplanıyordu.

Ama bu sefer farklıydı. Uyandığımda sadece terden ıslanmış bir beden değil, zihnimin derinliklerinde kapkara bir gölge taşıyordum.

Rüyaydı ama aynı zamanda bir işaret.

Bir kapı aralanmış gibiydi, o kapıdan içeri girmeye zorlamaya çalışıyor gibiydi.

Yataktan kalktım. Ayağım yere bastığında sanki beton yeri bırakacak gibi titredi. Sonra, kendi kendime fısıldadım:

“Eray... Bu… sadece bir rüya değil.”

Rüyama geri döndüm gözlerimi kapatıp.

Bir sokak, Neo-İstanbul’un en karanlık ve en unutulmuş arka mahallesi. Yağmur sonrası ıslak asfalt, üzerine düşen neon yansımalarıyla morarmışken, ayak seslerim yankılanıyordu dar koridorda.

Döngünün içinde, aynı sahnede defalarca kaybolmuştum ama bu defa hava ağır, elektrik yüklüydü; tüylerim diken diken oldu.

İlerledim, karşıma çıkması beklenmedik bir siluet belirdi; yüzü görünmüyordu ama duruşundan tanıyordum. Konsept… Zamanın soğuk efendisi.

Adımları ağır ve kesin.

“Sana güvenme, Eray.” dedi sesi, gölgeler gibi içime sızdı.

Kalbim sıkıştı. Neden? Neden bana güvenmememi söylüyordu? Neyi gizliyordu?

“Söyle... Ne istiyorsun benden?” diye fısıldadım.

Konsept yere eğildi, karanlıkta parlayan gözleri, neonların soğuk yansıması altında dolanıyordu yüzümde. Alnımı çizerek eli.

“Bu döngüyü kırmak isteyen herkes… tehlikelidir. Sen de onun bir parçasısın.”

Kelimeler keskin bıçak gibi indi beynime. “Ama ben durduracağım bunu... Sizi!”

O an rüya karıştı, yüzler, mekanlar aniden değişti. Bir çığlık yükseldi, şehrin derinliklerinden yankılanan.

Ve sonra, beklemediğim bir figür ortaya çıktı. Yüzü tanıdık ama unutulmuş. Eski bir dost… Yoksa düşman mıydı?

Dudakları titredi:

“Bana güvenme… Sana ihanet edecekler.”

Sonsuzluğun içinde asılı kalmış bir cümleydi bu. Sanki zamanın kendisi çatlamış ve çökmek üzereydi.

Başımı geri çekmek istedim ama bedenim hareketsizdi.

Neonlar, bu kez kızgın bir ateş gibi yanmaya başladı. Şehrin karanlığı, yüzüme düşen gölgeler arasında büyüyordu.

...Ve tam o anda bir çığlık koptu kulaklarımda — rüyadan uyanmadan, gerçek ile hayal arasındaki o ince çizginin en tehlikeli olduğu anı erteleyerek...

---

Neo-İstanbul’un zaman dolu sokaklarında bir adım daha attım. Ama şimdi, dönüp arkamı bile göremiyordum.

Döngünün karabasanı beni bırakmamaya kararlıydı.