Chapter 12
Kapının gövdesi, yere vuran sert tokmağın yankısıyla titredi. Eray, nefesini öyle bir tuttu ki, ciğerlerine dolan hava bir anda kesildi. Zaman—o karmaşık ve sarkık ip—bir an için parçalara bölünmüş gibiydi. Zamandaki kaskatı donuş, odanın içine yayılıp her bir zerreye sinmişti. Eray’ın gözleri kapının üzerinde bir noktanın dışına bakmıyordu. Avucundaki dijital kol saati, 23:59:57’yi gösteriyordu. Üç tıklama. Son üç saniye.
Oda, siber-distopik ışıkların mavi ve mor dalgalarını cildine vuran dev ekranların yansımasıyla doluydu. Fakat o anın sessizliği, Neo-İstanbul’un korkunç gürültüsünü bile bastırıyordu. Birkenar sokakların hırıltısı, çok uzaktaydı sanki. Eray, içinde büyüyen tedirginliği tüm vücudunda hissetti. Parmak uçları titriyordu, kalp atışları zile yetişemezdi. Bir eksiksizlikle, zamanın parmak uçlarında sonuna yaklaştığını seziyordu.
Kapı birkaç daha kez çarpıldı, bu kez daha ısrarcı, daha fırtınalı.
Eray göz kırptı. Her anın yükü, çöküyor üstüne; nefesini dengelemeye çalıştı. Ağzının kuruluğu dudaklarını çatlatıyordu. Avuçlarında buz gibi bir ter yükseldi.
—Hadi Eray... —fısıldadı kendi kendine, ama sesi o kadar zayıftı ki oda ona bile cevap vermedi.
Saatin ekranı hızla 23:59:58’i gösteriyordu. Zamanın son üç saniyesi...
İçinde bir kıvılcım yaktı o an. Bu döngüdeki her şeyin, her hareketin kırılgan olduğunu; her saniyenin ölçeğini kavradı. Nasıl başlayıp bittiğini... ama asıl ne zaman, nerede değişiklik yapmak gerektiğini. O üç saniye, bütün günün sırrını barındırıyordu. Ellerinde kalan son parça: Kodun yoldaşları gibiydiler, kaderlerini parmak uçlarında titreyerek tutuyordu.
Birden kapı aralandı.
İçeriye gölge gibi sinsi bir figür süzüldü; yüzü neon ışıklar altında silik, gözleri ise deli gibi parlıyordu.
—Zamanın son tıklaması geldi, Eray. —ses tonunda eski, paslı bir uğultu vardı; ne dost ne düşman. Kendi geçmişinden bir yankı, ya da geleceğin düşük frekansla atılan bir kalp atışı gibi.
Eray hemen silahını çekti, bileği titriyordu ancak refleksleri soğuktu.
—Kimseyi içeri almıyorum. —dedi, sert ve net.
Adam kapıya yaslandı, sanki zamanın ağırlığı altında eziliyormuş gibi, Gelen bir rüzgarla beraber odanın sıcaklığı düştü.
—Kendini kandırma. Bu döngü tamamlanacak ama sen... senin hayatınla birlikte. Yeni bir bölüme geçiyoruz. Bu sefer hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.
Eray’ın dudağı kıvrıldı, kalbi hala en az üç adım önde koşuyordu. O an anladı: Konsept sadece geçmişle oynayan değil, gelecekle de çapraz dans eden bir kuklacıydı.
Gölge adım adım yaklaştı, gözlerindeki lanet bildiği her şeyi yıkmaya çağırıyordu.
Saat 23:59:59’u gösteriyordu. Bir saniye kaldı.
Eray durdu. Hala ellerinde değiştirebileceği bir an vardı. Ya da zamanın kendisine bu defa çengelini atması için kapanan ağ.
Bir adım geri çekildi, nefesi ciğerlerinden çıkarken, gözlerini kapadı.
Ve saat tam olarak sıfırlanırken kapı aniden kapandı, arkada kilitlendi.
Oda yeniden karanlığa gömüldü.
Bir sonraki döngü…
Bir sonraki hayat…
Ve çok bilinmeyenli bitmeyen savaş...
---
Sonraki bölümde: Yeni anlar, yeni oyunlar başlıyor. Neo-İstanbul geceye teslim olurken, zamanın sırrı için anahtarlar yeniden düşüyor…