NoveliqaZamana Kilitlenen Dedektif / Anıların Ötesi :0%
Log in

Chapter 10

Anıların Ötesi

Eray derin bir nefes aldı; ciğerleri neon ışıklarının serin mavi parıltısıyla doldu. Kirli camın ardından dışarıya baktığında, Neo-İstanbul’un gri betonu, ardında duran karanlığın ağırlığını omuzlarına yığdı. Rüzgâr, reklamlardan fısıldayan elektronik melodilerle şehri titretiyordu.

En yakınlarından biri... Hain... Hain kelimesi, omurgasında buzdan iğneler gibi ilerledi, düşünceleri darmadağın etti. Kendisini yıllardır ördüğü güven ağı yavaş yavaş sökülüyordu: İplik iplik...

Yine de, içindeki o inatçı kıvılcım sönmedi. “Bugün,” dedi kendi kendine, “bugün durdurmalıyım bunu. Zamanın kendisine bile payanda olacak kadar derin gizemleri anlamalıyım artık.”

Kan ter içinde, eski dairesinin karanlık köşesine çekildi. Sade ahşap masanın üzerine açtığı holografik ekranlar titreşiyordu; o ekranlarda günden güne tekrarlanan olayların kayıtları, elektronik parmak izi gibi duruyordu. Bir yanda belleğinin kırık dalları vardı, diğer yanda bastırılan anılar gibi donuk ve soğuk.

Eray elini alnına götürdü, gözlerini yumdu. Kaybolan anılar orada, beyninin karanlık bir köşesinde saklanıyordu. Onları nasıl çıkarırdı? Konsept’in oyunu buydu; gizlenen gerçekleri unutturmaktı.

“Belki terapi değil, hafıza işlemcisi gerek,” diye mırıldandı kendi kendine. Cebinden çıkardığı küçük cihazı, sınırları zorlayan hafıza analiz apartmanına iliştirdi. Parmak uçları titreyerek kodları girdi.

Elektronik uğultu yükseldiğinde, anıları geri getirme işkencesi başlamıştı. Zihin labirentinde bilinmezlikle savaşan bir tutkunun sesi yükseldi içinde.

Karanlıkta bir kıvılcım belirdi: küçük bir sahne, silik ama gerçekti. Gözlerini açtı, sanki bir hüzün dalgası vurmuştu üzerine. O gün... orada... Ela ile konuşuyordu; kıyıya vuran eski metalleri tartışıyorlardı. Fakat bu sahnenin gerçekliğini biri değiştirmişti.

Hafızasındaki o bozuk parça, şimdi netleşmeye başladı. Ellerinde gizlenmiş küçük bir anahtar vardı. O anahtar, döngüyü kıracak kapının şifresi olabilirdi.

“Burada olduğumu neden unuttum?” diye fısıldadı, dudakları hafifçe titriyordu. Hafıza kırıntılarında yatan bu detay, Konsept’in sırtını sıvazlayan bir tehditti.

Bir başka sahne daha belirdi, daha karanlık, daha ürkütücü; geçmişin yüzleşemediği gerçekler. Eray, kendini gözden geçirirken, zamanın akışının trajik bir yalan üzerine kurulduğunu fark etti. Anılar arasındaki boşluk, bir stratejinin ürünüydü.

Duygu seliyle sarsılırken, yüzüne farkında olmadan yaşlar süzüldü. O an çatı katının ince camından dışarı yaklaştı; şehir onu izliyordu, sanki her neon harfiyle gerçeği fısıldar gibiydi.

“Gizlenen anılar gerçeklerle yüzleşmek için bekliyordu,” dedi kararlı bir tonla. Ama daha önce hiç bu kadar korkmamıştı. Çünkü açığa çıkan bu sır, sadece onun dünyasını değil, tüm Neo-İstanbul’u sarsacaktı.

Cihazdaki veriler aniden titredi, bir uyarı belirdi — “Sınırlar aşıldı.” Ekranda beliren kırmızı ışıklar üçgen gibi üç kere yanıp söndü.

Tam o anda kapı keskin, güçlü bir şekilde çalındı.

Eray irkildi, kalbi göğsünden fırlayacak gibiydi.

Kapı yavaşça açılırken, karanlıktan bir gölge sızdı içeri.

“Anıların arkasında düşündüğünden daha derin bir sır var, Eray.”

Sinsi, alaycı bir ses.

Ve ardından gelen sessizlik, aralarındaki kopmaz bağın kırılacağını fısıldadı.

---

BÖLÜM 10 burada sona erer. Eray’ın açığa çıkardığı anılar, sınırları zorlayan karanlık bir gerçeğin kapısını aralamıştır. Ama o kapı, ardında ne fırtınalar saklı? Ve karanlık gölge, kim olabilir? Cevaplar yakındır, ama bedeli ağır olacaktır.