NoveliqaYıldızların Külüne Doğru: İsyanın Kıvılcımı / Güçlerin Ötesinde :0%
Log in

Chapter 9

Güçlerin Ötesinde

Koridor, patlamanın ardından sarsılırken, Aelyra’nın ciğerlerine dolan dumanın keskin tadı birleşti panik ve adrenalinle. Ayaklarının altındaki metal zemin titredi; yan yana duran savaşçıları sarsıldı, bazıları dengesini kaybetti. Öfkeden kıpkıdır, gözleri kızgın bir ateş gibi parladı Aelyra’nın. Patlamanın patlak verdiği yerden yükselen ısı dalgası, kıyafetlerine kavururcasına değdi. Koku, tanıdık bir şeydi: Imperium’un soğuk, steril kimyasallarıyla karışmış yanan elektroniklerin ağırlığı.

Yan odalardan yankılanan alarm sesleri, derin ve acımasız bir melodiyi andırıyordu, kabuslar kadar gerçek. Savaşçıların nefes alışları hızlı, kesik kesikti; ellerindeki silahlar titriyordu ama terk etmiyorlardı pozisyonlarını.

Aelyra, başını çevirip etrafına baktı. Yanında duran Marek’in yüzü beyazlamış, gözleri genişçe açılmıştı.

“Ne oluyor? Patlama nereden?” Marek’in sesi çatır çatır gelen cam kırığı gibi titredi.

“Bir sızıntı... belki sabotaj,” dedi Aelyra, sesi tok ve kararlıydı ama bulutlar arasında gezinirken kendi içindeki fırtınayı hissediyordu. “Ama kim yaparsa yapsın, haberleşmeyi kesmeden önce engellemek zorundayız. Buraya gelecek yardım uzun sürer.”

Ayağa kalktı, her adımıyla gücü ve kontrolü yaymaya çalışıyordu. Bir yandan da düşünceleri fırtına gibi dönüyordu: Patlamanın bittiği noktaya doğru yürürken, zihninde dün gece düşlediği görüntüler canlanıyordu. O eski tesiste, karanlık bir laboratuvarda, bağıran makineler, parlayan hologramlar, ve bir ses—> “Sen bizim yeniden doğuşumuzsun.”

Gözlerinin önünde, vücudundan çıkarak yıldızlar gibi parlayan enerji dalgaları süzülüyordu. O an anlamıştı, bu güçler sadece yetenek değil, Imperium’un deneylerinin gölgesiydi.

Adımları hızlandı. Koridorun sonuna geldiğinde, patlama yerinde makinelerin kırılmış parçaları arasında parlayan küçük bir panel gördü. Birdenbire, klavyeye dokundu ve ekrana bir zincirleme veri akmaya başladı; karmaşık algoritmalar, kodlar, ve Aelyra'nın genetik dizisini içinde barındıran bir dosya.

“Bu... benim DNA’m.”

Marek yüzündeki korkuyu sezdi. “Ne demek istiyorsun?”

“Bunu Imperium hazırlamış. Benim özel güçlerim onların teknolojilerinden birtanesi... Varlığım bir deney. Bir sarmal, hem insan hem de teknoloji.”

Sözleri havada asılı kaldı, odanın soğuk havası içini derin bir boşluğa çevirdi. Aelyra’nın bir anlığına tüm kimliği paramparça oldu; o sadece bir direniş lideri değil, aynı zamanda İmparatorun kendi yaratımıydı.

Geri döndüğünde, boru hattından gelen uğultu daha da yükseldi, duvarda patlamaya benzer bir çatlak ilerliyordu. Marek gözlerini dikip, “Bu bilgiyi herkese açık bırakamazsın,” dedi alçak sesle. “İmparator bunu öğrenirse... seni tamamen kaybederiz.”

Aelyra derin bir nefes aldı, içinde büyüyen dehşeti ve öfkeyi bastırmaya çalışarak.

“Benim gücüm, onları yıkma aracım olacak,” diye mırıldandı. “Ama şimdi, bir seçim yapmalıyım. Ya burada pes ederek yıkılacağım ya da..."

Kapının aniden arkasından gelen bir ses duydular.

“Prenses Aelyra, sizi bekliyorduk.”

Tüm odanın havası donar gibi oldu. Ardından, ağır ayak sesleriyle dev bir siluet belirdi; Rahven Voss.

“Kimse burada gerçekten güvende değil,” diye fısıldadı Aelyra, gözleri kısılıp, kendini kaybetmeden. “İçimde saklanan karanlık bile bir silaha dönüşebilir.”

Rahven’in gri gözleri, hem düşman hem de tanıdık bir soğukkanlılıkla parladı.

Ve o an, Aelyra tüm evrenin kırılma sessizliğinde durdu.

Kimlik, güç ve ihanetin keskin çizgileri arasındaki sınır, tehditler kadar derindi.

Ve sayılı saniyeler içinde, her şey değişecekti.

--- Son