NoveliqaYıldızların Külüne Doğru: İsyanın Kıvılcımı / Sınırda Hesaplaşma :0%
Log in

Chapter 7

Sınırda Hesaplaşma

Kapı, ağır bir gıcırdıyla aralandığında, karanlık iyice çökmüştü. Aelyra’nın ciğerlerine keskin, metalik bir koku doldu; yanındaki müttefiklerinin solukları da aynen öyleydi—gergin, keskin ve soğuktu. İçeriden yayılan loş ışık, eski, paslanmış bir savaş gemisinin iç yüzeylerine takılmış devasa gölgeleri yansıtıyordu. Bu senaryoda geçmişten gelen yaraların sızısı, henüz kapanmamış eski cephelerin acısını yeniden ürpertiyordu.

Aelyra’nın parmak uçları, üzerindeki dövüş eldivenine bastırdığında, teninde soğuk bir ürperti gibi yayıldı. Ateş, bedeninde bir kıvılcım gibi lanetleşirken, gözleri düşmanın sınırında ilk defa karşılaşacakları o anın ağırlığını taşıyordu. Bir kez daha, yüksek kontur hatları keskinleşmiş yüzüne döndü; o eski savaşçının, isyancı liderin kararı burada verilecekti.

“Hazırlanın,” dedi, sesi bu karanlık devrin içinde bile yankılanıyordu. “İmparatorluğun sınırı geçilecek, bedeli ne olursa olsun.”

Yanındaki üçlünün yüzlerinde aynı token, birbirine kenetlenmiş azim vardı. Taranan iletişim cihazlarından hafif bir öksürük, içlerindeki gerilimi bozdu ama aynı zamanda onları harekete geçmeye çağırıyordu.

“Gizli geçiş bekleniyor,” fısıldadı Ceris, en yakınındaki mühendis, gözlerinde anlamsız bir sarsıntı. “Ama o geçiş korumasız değil. İmparatorluk gemileri çoktan karşımızda. Bizi bekliyorlar.”

Aelyra başını salladı, çenesindeki kasları kaskatı kesildi. “Beklediğim gibi…”

Ardından düşmanın ilk saldırısı patladı. Gemilerin ışık huzmeleri, hafızasından eksik olmayan patlamalarla birleşti. Patlayıcılar, titreyen metal kapıları adeta yırtıyordu. Tonlarca yük, sarsıntının gövdesinde yankılanıyordu; her darbede kırılan umut ve kan kokusu gibi içlerini zorluyordu.

“Ateş serbest!” diye bağırdı Aelyra. Elleri kıvrak, hızlı; kollarındaki dövüş deneyimi, refleksleri ve yılların tecrübeleri içgüdüyle birleşiyordu. Karşı saldırı tam zamanında yapıldı; sarsılan sınır bir an için savunmaya çekildi.

Ancak ağır savaşın tam ortasında, sessiz ama hançer gibi saplanan bir ihaneti kimse beklemiyordu.

Geminin iç koridorlarından yükselen elektrik küsümsü renklerde kanlı bir ışık patladı. O an, Aelyra’nın gözlerinin ucuyla kalan hayalini hatırlattı—kendi yakınındaki müttefiklerinden birinin duruşundaki tereddüt, o kadar açık ve keskinti ki, bir bulutun çöküşü gibi aniden her şey değişmeye başladı.

“Yanar, dur!” diye haykırdı Ceris, mavi gözleri dehşetle açılmıştı, fakat sesleri gök gürültüsüne karışıyor, kavga içine dalan çığlıkların arasında kayboluyordu.

Bir patlama oldu. Aelyra’nın yakınında, dostlarından biri yere yığıldı; kan yavaşça, kırmızı çiçekler gibi nefes almakta zorlanan metal zemine yayıldı.

“İhanet var!” Aelyra’nın sesi keskin bıçak gibi kesiyordu havayı. Kalbindeki ateş, şimdi acı ve şaşkınlıkla harmanlandı.

Karanlık koridora yönelen bakışları, daha önce asla görmediği ve hiç tahmin etmediği bir yüzle karşılaştı. O kişi, varlığıyla dün yoldaşlık ettiği kardeşlerinden biriydi; şimdi ise düşman ateşinin diğer yanında, gözlerinde acımasız bir savaşçı kararlılığıyla duruyordu.

“Bu nasıl olabilir?” diye mırıldandı Aelyra. Kelimeler boğazında düğümlendi, ama bedenini harekete geçirdi. Çatışmanın ortasında yeni bir savaş başlamıştı ve bu, herkesin kaderini değiştirebilirdi.

Göz alıcı ışıklar, kırılan cam parçaları ve yavaş yanan motorların uğultusu arasında, Aelyra derin bir nefes aldı, kalbindeki çatışmayı hissetti. Kardeşi mi, yoksa ihanete uğramış bir savaşçı mıydı o? İsyanın ilk sınırı, şimdi kanla, gözyaşıyla ve ihanete bulanmış bir ateşle yeniden çiziliyordu.

Karanlığın içinde doğan yeni tehlike, tüm galaksiyi sarsacak bir kıvılcımı ateşliyordu. Ve Aelyra, ateşin tam ortasında, nefes nefese... hem intikam, hem de ihanetin gölgesi altında yaşam mücadelesi veriyordu.

Bir sonraki hamle, kaderin son sözü olacaktı.

Dış kapı zırhının titrek sesleri arasında, kapının ardında yeni bir ayak sesi yankılandı. Ve bu ses, kaderi tekrar, küllerinden doğmaya zorlayacaktı.

--- Savaş alanının puslu sessizliğinde… kimse beklemiyordu o anı.

Çünkü hain, içlerinden biriydi.