Chapter 6
Bütün vücut donmuş gibiydi. Elleri hâlâ titreyerek ekrandan çekilmiş, kalbi göğsünde çekişen bir hayvan gibi çarpıyordu. “Kimin olduğun...” O cümle, zihninde yankılanmaya devam ediyordu. Kimin olduğun... Ne demekti bu? Bir an için dünyası ufalanmış gibi yere çökmüş, nefesi yarı yarıya kesilmişti.
Sessizliğin içindeki beklenmedik çarpıntı, kapının tekrar hızlıca çarpmasıyla bozuldu. Ama bu sefer kapı boştu. Hiçbir gölge, hiçbir adım sesi. Yalnızca boşlukta asılı kalan bir huzursuzluk vardı. Aelyra, gözlerini hızlıca kapıya doğru çevirdi; nefesini tutarken sessizce bekledi.
“Kimse yok,” diye fısıldadı. Ancak yüreğinde, hiç yanıltmayan bir ses vardı: Burada bir şey vardı. Ellerini sıktı, tırnakları avuçlarına battı. Küçük, yamuk ışıklardan oluşan ekranın önüne döndü tekrar.
Ekranın üzerindeki bilgiler bulanıklaşmaya başladı; belki de gözleri engelliyor, belki de zihni. Ama sonra zifiri karanlığın ortasından beliren bir görüntü kaldı. Yavaş yavaş şekillenen bir oda...
Burası, tanıdık olduğu kadar yabancıydı. Bir laboratuvar.
Soğuk, metalik bir ışık tüm odayı kaplamış, içindeki makinalar ve düzenekler titrek gölgeler çiziyordu. Tavanda, ağır borular birbirine dolanmış; duvarda, yabancı semboller ve sayısal parçalardan oluşan paneller yanıyordu.
Aelyra'nın ciğerlerine buzlu bir hava doldu.
Hatırlamaya çalıştı. Bu yer... yer altında, imparatorluğun en gizli bölümlerinden birinde, yıllar önce...
Bir anda beyninde patlayan hatıralar, körpe kelimelerle iç içe geçti; eski gürültüler, ürkütücü sessizlikler. Parçalanmış anılar, ona yüklenen bir sır gibi çöktü üstüne.
Siyah bir camın arkasından bir figür geçti gözlerinin önünden. Aceleci adımlarla, ağır soluklarla.
Bir kadın sesi yankılandı hafifçe, neredeyse sızı gibi:
“İyi misin, prenses?”
Aelyra titredi. Çığlık atmamak için dişlerini sıktı. Ses, annesine aitti.
Karanlıkta kalan bir çocuk, donuk bir ışıkla göz kırptı ona; o da Aelyra'ydı.
“Bizi buraya neden getirmişlerdi?” diye fısıldadı kendi kendine.
Kalbindeki korku, öfkeye dönüştü. Gözleri doldu, ama asla pes etmeyecekti.
Ekranın bir başka bölümüne kaydı. Orada, metal tezgahın üstünde bir kapsül vardı. İçindeki gövde, titrek bir ışığın altında yarı şeffaf görünüyordu.
Yavaşça odaklandı. Gövdenin kıvrımları, küçük ve savunmasızdı. Ancak yüzü olmadığından, kim olduğunu anlayamadı hemen.
Ama bir et parçası gibi duran o kol, Aelyra’nın içine bıçak gibi saplandı.
Gözlerini sıkıca kapattı ama bu kez geri çekilemedi.
Parmak uçları kanlı lekelerle kaplıydı sanki.
“Hayır... Bu olamaz...” diye fısıldadı, kelimeleri zar zor çıktı ağzından.
Bir ses yükseldi ansızın ekranlardan:
“Veri kaydı tamamlandı. Onaylıyor musunuz?”
Birden, gözlerinin önünde yeni bir pencere açıldı.
Uzun sayılar, tarih damgaları, kimlik kodları.
Ve en alt satırda, ürperten bir fotoğraf: laboratuvarın köşesinde, kapalı bir bölme.
Bölmenin içindeki insan, bilinen tek bir isim taşıyordu.
“Ailem...” diye soluklandı Aelyra.
Bir an için dünya durdu. Kalbinin atması kesildi.
O karanlık laboratuvarda, ailesinin imgesi vardı.
Ve o imge, sessiz ama kesin bir gerçekliğin kanıtıydı.
“Buraya...” diye fısıldadı, titrek bir sesle, “Buraya, neden...?”
Parmaklarını tekrar ekrana bastırdı. Yeni bilgiler aradı, hatırlamak istedi. Ama öncesinde hep saklanan bu gerçek, şimdi ayan beyan ortaya çıkıyordu.
Her kaçışı, her isyanı besleyen o gizem, nihayet gözünün önündeydi.
Fakat cevabı ne olursa olsun, bu bilgi kendini affettirmeyecekti.
Kapının hafifçe çarpmasıyla irkildi.
Ama şimdi, içeriye girmeye kimse cesaret edemezdi.
Çünkü Aelyra, içinde büyüyen bir fırtınanın tam kalbindeydi. Ve önünde, tam anlamıyla çözülememiş yarasıyla yüzleşmekten başka yol yoktu.
---
Laboratuvarın soğuk duvarları, binlerce bilirkişinin karanlıkta sakladığı sırları fısıldıyordu.
Ve o fısıltı, şimdi sonunda duyulmuştu.
Aelyra'nın gözlerindeki ateş, şiddetle parladı.
“Geçmişin yaraları... nasıl bu kadar derin olabilir?” diye kendi kendine tekrar etti.
Ancak cevaplar, kapının ardında çok daha büyük bir tehlikeydi.
Ve o kapı, şimdi aralanmak üzereydi.