NoveliqaYıldızların Külüne Doğru: İsyanın Kıvılcımı / Gölgeler Arasında :0%
Log in

Chapter 3

Gölgeler Arasında

Soğuk, keskin bir rüzgarın kıvrıldığı dar koridorda, Aelyra Serin’in elleri hâlâ titriyordu. Damarlarında akan adrenalin, bir yandan zindalık veriyor, diğer yandan kül gibi dağılıyordu. Koridorun sonundaki loş ışık, beton ve metalin sert yüzeylerine vuruyor, uzun gölgeler yaratıyordu.

Çarptığı duvarda parmaklarının uçları ağrıyordu; damarlarının derinlerinde bir şeyler parçalanıyordu sanki. İçinde, uzun zamandır bastırdığı o sızı yeniden kabarmıştı. Fedakârlıkların değdiğine inandığı umut, ansızın sinsice eridi. Karşısındaki gerçek—hainin—yüzü, bütün gücünü tüketmişti.

Karanlıkta yankılanan ayak sesleri, kalbinin ritmini daha da hızlandırdı. Nefes alması ağır, sesi boğuk çıktı:

“Bu nasıl olabilir...?”

Bir gece önce, direksiyonun başında birlikteyken, kahkahalar atarken, hayatın sadece mücadele olmadığını söyleyip duruyordu.

Ama şimdi, aldatılmıştı.

---

“Kaçmaya niyetin yoksa, bana bak,” dedi soğuk ve keskin bir ses koridorun sonunda. Sesi, karanlığı deler gibi sertti, taştan örülü duvarlar onu geri yansıttıkça ürkütücü biçimde çoğalıyordu.

Aelyra yavaşça döndü. Gözleri, beliren silüete odaklandı. İçinde fırtına kopuyordu, ancak yüzünü sert ve sakince tuttu.

“Sen...” diye fısıldadı, dudakları kıvrılarak.

O, yıllardır en güvendiği dostlarından biriydi. Yanında sayısız zorluğun üstesinden gelmişlerdi. Sonsuz savaşlarda omuz omuza durmuşlardı. Silahları, sırları, hatta kanları ortaktı.

Ama şimdi, adamın gözlerinde bambaşka bir alev yanıyordu: ihanetin çıplak soğukluğunu taşıyan bir alev.

“Evet, Aelyra,” dedi adam, sıcak bir tebessümle, ama sözleri bıçak gibi keskin. “Rahven Voss’un adamıyım. İsyanın sonunu getirmek için buradayım.”

Aelyra’nın dünya aniden dondu. Gözlerini açıp kapayana dek, kelimeler beyninde yankılandı. Her şey bir sis gibi dağılıyordu etrafında. Gözlerinde biriken yaşları zor tuttu.

Yine de, bükülmemeliydi. Kendine verdiği söz buydu.

“Yıllar boyunca yalan söyledin bana,” dedi düşük ve boğuk bir sesle. “En kötü düşman bile böyle yapmazdı.”

Adam adım attı. Sessiz ve emin. Elindeki tabancanın namlusu ışıkta parlıyordu. Ama Aelyra’nın dikkati başka bir şeye kaydı: o an adamın yüzündeki çatlamayı, hafif ter damlasını gördü.

“Hâlâ aramızda kalan bir parça var mı?” diye sordu, alaycı bir tonda.

Adam, gözlerini kaçırdı.

“Öyle değil... bu görev değil seçim meselesi. Güç bizim yanımızda,” dedi ve nefesini tuttu. “İsyan seni yok edecek. İmparatorluk ise her şeyi düzeltecek.”

Aelyra, sessizce geriye çekildi. Karanlıkta bedenleri arasındaki mesafe yavaş yavaş açılırken, her iki yanda da artık tanıyamadığı iki yabancı vardı.

Her hatırladığı an, her kahkahaları, her planları; hepsi kandırmaca çıktı şimdi. Kökleri içindeki güven yok olmuştu.

Kendi kendine fısıldadı: “Bu değil, bu olamaz.”

Ama gerçek, hiçbir şey sormadan kollarını sıkı sıkı kapıyordu.

“Adın ne?”

Adam duraksadı. Bir anda bakışları dondu.

“Sadece... Kael.”

---

Koridorun sonunda yankılanan başka bir ses duyuldu. Derin, acı veren bir tını taşıyordu. Ayak sesleri yaklaşıyordu hızlı adımlarla, ama bunun ne kendisinden, ne de Kael’den geldiğinden emindi.

Bir saniyeliğine Kael gözlerini Aelyra’ya dikti, çünkü anladı: bu koridorun başka bir sırrı var.

Kapının hemen arkasından, gölgede, üç silüet belirdi.

Biri İmparator Rahven Voss’a aitti.

Aelyra’nın aklı bir anda karıştı. Kalbi hınçla atarken, beyninde korkunç ihtimal dönüp duruyordu:

“Bunu nasıl başardı? Kael mi...?”

Birdenbire kapı aralandı.

Gölgelerle birleşen figürler, koridorun soğuk havasını dalga dalga titretirken, Aelyra hâlâ nefesini tutuyordu.

“Beni affet, Aelyra,” dedi Kael, gözlerinde pişmanlığın kırılgan yansımasıyla. “Ama bu, kaderimiz.”

---

Bölüm burada sona erer. İhanet kimliğiyle birlikte, kaderlerin düğümü daha da sıkılaşır. Aelyra’nın gözlerinde bir tek kelime kaldı: Kael.