Chapter 17
Kapı, zangırdayarak yerinden çıkacakmış gibi bir hırıltı yayıp açıldı. Işıksız hücrenin içindeki tutsakların nefesleri kesildi, zaman ağırlaştı. Aelyra, o anın ağırlığını hemen hissetti—burası artık oyun alanı değil, ölüm çemberiydi.
Gecenin içinde, oğlu gibi güvendiği müttefiki, Arkon’lu General Kaelen’in silueti hızla süzüldü içeri. Yüzündeki kalın yara izine rağmen normalden daha soluktu. Gözleri, keskin ve boşlukta bir yerlere kilitlenmiş gibiydi.
“Prenses...” diye fısıldadı, sesi neredeyse duyulmazdı. “Hazırlanın.”
Aelyra’nın kalbinde dev bir sarsıntı oldu. Nefesi buharlaşmak üzereydi; savaşçının damarlarında hissettiği o buz gibi korku ilk kez soğukluğunu habersizce sergiliyordu.
Ancak o, bir savaşçının adıydı. Korkuyu içine gömdü.
“Ne hazırlığı, Kaelen? Burada mı kalacağız? Düşman kapıda, tuzağa düştük,” dedi, sesi keskin ve havalıydı ama titriyordu.
Kaelen’ın elleri titriyordu. Silahını, o siyah metalik tabancasını yere bıraktı. O an yüzündeki ifadeden bir başka tehlikenin beslendiğini anlayan tek kişi Aelyra oldu. Gözlerinde bir sırrın, alçakça bir oyunun alevi parlıyordu.
“Hain…” dedi kendi kendine Aelyra. Soğuk terler inip çıkıyordu omuzlarından.
“Prenses...” Kaelen’ın sesi düşük bir güvensizlikle titredi. “İhanet... şu anda yanımızda. İstihbarata göre, bu hainin adı…” Dudakları kısıldı. “...Lord Varis olacaktır.”
Aelyra’nın yüreği tokat yemiş gibi atmaya başladı. Lord Varis, isyanın en güçlü destekçisi. İmparator Rahven Voss’un en gözde generallerinden biri… İsyanın en kritik anlarında yanlarında olması beklenen..
Ve şimdi, arkalarındaydı. Hainin kendisi.
“Onu… nasıl kanıtlayacağız?” Aelyra’nın sesi kısılmıştı, tüyleri diken diken.
Kaelen derin bir nefes aldı. Yarım kalmış telaş, çaresizliğe karışıyordu.
“Bu hücrenin teknoloji engeline rağmen, Lord Varis’le bir bağımız var. Ona doğrudan erişim sağlayan gizli frekansları kesebilir ve hareketlerini izleyebiliriz. Yalnız…" Kaelen duraksadı, gözlerini yere indirdi.
Aelyra başını kaldırdı, keskin bakışlarıyla karşındakini süzdü.
“Yalnız nedir?”
Kaelen kafasını kaldırdı, tam o anda hücreden gelen bir titreşim ve yüksek elektronik statik sesi ikisini alarm durumuna itti.
“Lord Varis yaklaşıyor.” Kaelen’ın gözleri adeta sivrildi. “Düzenlenen tuzak, onun tarafından.”
Duvardan yükselen kırmızı ışıklarla beraber, tutsağın çevresini dikenli bir enerji çemberi sardı. Sanki görünmez bir kapan kapanıyordu.
“Hazırlanın,” dedi Aelyra, alev gibi kızgın ama donuk bir sesle. “İhanet bu mermiyi ufukta. Ama ben ateşi keserim.”
Kaelen ellerini açtı. “Arkadaşımızı nasıl durdurabiliriz? İnfilak eden bir bomba gibi…”
Ve işte o an kapının arkasından metal bir tıkırtı yükseldi. Yavaş, keskin, kasvetli.
Ardından, gölgelerin içinden beliren ince ama korkutucu bir siluet. Lord Varis.
Yüzüne sığınan gölgelerde saklı alaycı bir tebessüm yayıldı; sanki çok önceden hesaplanmış bir sonuca ulaşmanın zevkini yaşıyordu.
“Prenses, Kaelen...” sesinde soğuk bir ölüm vardı. “Ne yazık ki bugün galaksi senin için değil. İhanetimizin kıvılcımı yandı. İsyanın sonu geldi.”
Aelyra, o sözlerin saplandığı noktada, çemberin içinde bir ateş parladı; bu ateş ne ihaneti silebilecek, ne de kaderini değiştirebilecekti.
Ama o, savaşını daha erken yitirmiş olamazdı.
Lord Varis’in gölgesi büyüyordu. Ve onunla birlikte, hayatlarına musallat olan ihanetin karanlık yükü...
Kapı, sertçe kapandı.
Ve hücre, karanlığın içinde sessizce titredi.
*
Her nefes, bir tehlike. Her sessizlik, bir tuzak.
Aelyra Serin, isyanın kaderini ellerinde tutan kadının kalbinde şimdi yalnızca sarsıcı bir soru vardı:
Kim güvendiğine gerçekten değer?
---
Devam edecek...