NoveliqaYıldızların Külüne Doğru: İsyanın Kıvılcımı / İmparatorun Tuzakları :0%
Log in

Chapter 16

İmparatorun Tuzakları

Kapı, metalik bir çarpışmayla ardında gürültü bırakıp açıldığında, Aelyra'nın kalbi göğsüne kadar sıçradı. İçeriye dolan ışık, askeri üniformaların soğuk metalik rengini parlatırken, odadaki hava bir anda ağırlaştı. Kade’nin gözleri anında silahına kaydı, ancak hareket etmeden önce bir adım atamadılar.

“Bizi izliyorlar. Ve oyun başlıyor, Kade!”

Aelyra’yı içine çekip saran bu cümle, gri duvarlarda yankılanmıştı hala. Sözcüklerin yükü, boğazında düğümlenmiş, benliğini birdenbire gerilmiş bir yay gibi geriyordu.

O anın ağırlığıyla yerdeki toz tanecikleri havalandı; sıcak nefesler kesildi, çıtırtılar dondurucu bir sessizlik yarattı. Kade, dudaklarının arasından fısıldar gibi, “Kim?” dedi. Ama cevap yoktu. Sadece kapının ardında hafif bir kıpırtı, kontrollü bir nefes alış ve çıkış sesi.

Aelyra, vücudunda buz gibi bir ürperti hissetti. Prensesten savaşçıya dönüşümün o ince çizgisi, kalbinin her atışında biraz daha çatlamaya başlıyordu. “İmparatorun adamları,” dedi sonunda, sesi soğuk ve kararlıydı. “Bu, tuzak. Bizi köşeye sıkıştırmak istiyorlar.”

Kade yanıt vermek üzere dudağını açsa da, odanın aniden kararan ışığı büyük bir patlamayla söndü. Devasa yer altı sığınağının soğuk duvarlarında yankılanan acı bir sessizlik, onları boğmaya başladı.

Görüş alanı elektriksizliğin karanlığına gömülürken, Aelyra’nın zihin kıvrımlarında geçmişin gölgeleri dolaşıyordu. İmparator Rahven Voss’un derin planları… Zihnindeki o tanıdık, keskin gülümseme.

“Duruma göre hazırlanmış bir oyun,” dedi Kade, sesinde titremeyle birlikte ölümüne bir ciddiyet. “Ama bundan dışarı çıkacağız.”

Fakat duvara, kırık bir monitörden sızan kırmızı bir ışık hırıltılı bir uyarı sesine karıştı. Sığınak, en temel savunma sistemleri bile devredışı bırakılmıştı. Dış dünyayla bağları yoktu artık. İçeride olmak bir kafes gibi hissediliyordu; her kapı tek tek kapanacak, kaçış imkânsızlaşacaktı.

“Bizi buraya çektiler, Aelyra.” Kade’nın sesi boğuklaştı. “Ama daha da kötüsü...” Dudakları aniden kaskatı koptu, nefesi kesildi, yere yığılmadan önce zorlukla bir adım attı. “...Başka biri de var burada.”

Aelyra’nın kalbi yeniden yerinden fırladı. Gözlerini karanlığın içinde aramaya başladı. Tek ayak sesleri, ardarda ve sabit bir ritimle yankılanıyordu. Çok uzaktan değil, hemen yanlarında bir yerlerdeydi o.

“Hareket etme, sessiz kal,” fısıldadı Kade, omzunun üzerinde armağan etmişçesine. “Bunu atlattığımızda ona ne yapacağımıza karar veririz. Ama şimdi, yardım çağırırsa…” Yüzü bembeyazlaştı, “Bu sonumuz olabilir.”

Aelyra, soğuk terler içinde nefesini tuttu. Elleri istemsizce kıvrılmıştı yumruklara, tırnakları etini çiziyordu. Kuvvetle yutkundu... Dışarıda yıldızların ışıltısı zehir gibiydi; aralarındaki bu karanlık ve sessizlikle kıyaslandığında daha ölümcül.

O an, karanlığın içinden, çözülemeyen bir fısıltı süzüldü.

“Prenses… bekliyorduk seni.”

Sesi tanıdı, içindeki buz katmanları çatırdadı.

“Ravak,” dedi Aelyra. Kelimeler çelikten keskin, ancak içinde koca bir fırtına gizliydi. “Neden...?”

Ravak; İmparator’un en sadık adamlarından, karanlık savaşların ve hain planların mimarı. Gözlerindeki zifirden parlaklık, yakın mesafedeki isyan ateşini söndürmek için kurgulanmış bir kıyametin habercisiydi.

Aelyra, geri çekilmeden, iki adım öne çıktı. Bacakları sertçe yere basıyor, zihni sanki bin parçaya bölünüyordu. O anın felaketini, yüzlerce çatışma anında ruhuna işlenmiş gücüyle bastırıyordu.

“Beni tuzağa düşürmek için ne planladınız?” sesinde bir damla titreme vardı, gizlenemeyen. “Bu oyunda hiç kazanamazsınız.”

Ravak alaycı bir gülümsemeyle yaklaştı. “Belki de, prenses. Ama bu oyunu kazandıracak planlar çoktan hazır. Seni, isyancı ordunun kalbini, buraya çekmek zorundaydık. İmparator Voss, galaksi için en büyük tehdidi yok etmekten vazgeçmez.”

Kade, savaşçı duruşuyla Aelyra’nın arkasına geçti. “Olağanüstü bir tuzak. İmparator asla doğrudan saldırmaz. Bu, zihinsel bir avcılık.”

Ve o anda, karanlık aniden bölündü.

Bir patlama; kafanın içinde çınlayan bir gürültüyle beraber duvarlar titreşti. Kade ve Ravak, refleksle silahlarını kaldırdı. Aralarındaki elektrik, ölümüne bir dansın başlangıcı gibi gerildi. Aelyra, nereye kaçacağını düşünmeden, yere doğru yığılan bir ekranın düğmesine dokundu.

"Eğer devre dışı bırakabilirsem, buradan çıkabiliriz," dedi, kendinden beklemediği bir umutla.

Ancak ekran sadece karanlık saçtı; tuzak duvarda hızla yükselen ve şarj olan lazer delikleri biçiminde belli oldu. Kıskaç kapanıyordu.

Zaman daralıyordu. Aelyra’nın yüreğinde irade alev alev yanarken, bacakları kendiliğinden hareketle ona çözülen ölümden bir kaçış yolu aradı.

Kade bağırdı, “Dur, sakın…!”

Ama Aelyra adımlarını durdurmak bir yana, giderek hızlandırıyordu. Tükenen nefesi, donuk gözleri, biraz önce gördüğü galaksi özgürlüğünün aksine şimdi tamamen çaresizlikti.

Ve işte o an, tuzak bütün vahşetiyle üzerlerine çöktü.

Karanlıkta bir ışık patladı. Aelyra yere kapaklandı. Toz bulutu içinde, nefesi kesilmiş bir şekilde, sağır eden bir suskunluk başladı.

[Sessizlik.]

“Bizi yakaladılar…” diye mırıldandı bir ses, uzaktan.

Ve Aelyra, soğuk ama ışıldayan gözleriyle doğruldu.

Kurtuluş umudu şimdilik yoktu. Tek bir karar kalmıştı.

Hayatta kalmak.

Ve intikam ateşi, bir kez daha alevleniyordu.

*

Karanlığın içinde, çelik kalbiyle Aelyra Serin, imparatorun ölümcül tuzaklarına karşı örgüsünü çözmeye çalışıyordu.

Ama tuzak kapandı.

Ve şimdi, tutsakların çemberindeydi.

*

Bir adım sesleri daha yaklaşıyordu. Kapıyı çarpacakları an, biri fısıltıyla bağırdı:

“Prenses... hazırlanın...”

Ve sonra... kapı büyük bir darbe ile açıldı.

---

Bölüm sonu.