NoveliqaYıldızların Külüne Doğru: İsyanın Kıvılcımı / Çifte Oyun :0%
Log in

Chapter 13

Çifte Oyun

Kapıdaki son tıklamanın yankısı, Aelyra’nın odasında ağır bir sessizlik bırakmıştı. Gözleri ekrandan ayrılmamış, doğrulttuğu bakışla odanın karanlığını ikiye bölüyordu. İçinde bir kriz, fırtınanın içindeki inziva gibi keskin ve kaçınılmaz.

“Neden…?” diye düşündü, boğazında düğümlenen. Ellerinin titremesine izin vermedi. O an, hemen yanında duran masanın soğuk metal yüzeyine sıkıca bastı parmaklarını.

Ellerinin arasından kayıp uçacak bir sır gibiydi bu; odanın havası ağırlaşmıştı.

“Bir hain…” fısıldadı kendi kendine. Sadece bir hain değil, içlerinden biri. Hep birlikte atılan adımların içine sinsice saklanmış, parazite benzer bir karanlık.

Şimdiye kadar gördüğü ihanetler doğrudan dışardan gelmişti. Rahven’in casusları, dış tehditler, görünmez düşmanlar. Ama bu… Bu, kanlarına karışmış zehir gibiydi.

Ekrandaki dijital harita titriyordu, kırmızı noktalar hızla hareket ediyor, bir senaryonun öngörülemez parçasına dönüşüyordu. Hain, nerede, kim? Aelyra’nın zihni keskin bir bıçağa dönmüştü.

Tam o anda odanın kapısı ağır bir gıcırdama ile aralandı.

“Komutan Serin…” Ses, derin ve gizemliydi. İçine çöken rahatsız edici bir soğuklukla, sesin sahibi hafifçe eğildi, yüzündeki gölgeyi saklamaya çalışıyordu.

Aelyra başını bırakmadı ekrandan. “Geldin demek,” dedi, sesi ince bir tehdit barındırıyordu.

Adam, iyice kapının ardından süzüldü içeri. Oda aniden daraldı, nefes almak bile zorlaştı. Yüzündeki ifade sıkıca kapatılmış, gözlerinde kıvılcım yoktu; ama olan biteni anlamıştı.

“İsyan içinde bir çatlak var. İhaneti derinlemesine kurcalayacaklarına eminim. Saat ileriye gidiyor ve düşmana her saniye yeni fırsatlar doğuyor.” Dedi, kelimeleri neredeyse düşmanın tokadını anımsatıyordu.

Aelyra’nın gözleri kilitlendi üzerine. “Kim?” dedi, her harfi kükremekle sessiz kalmak arasında ipte sallanıyordu.

Adam yere eğildi, ağzını kıvrım kıvrım yapmak zorunda kalarak küçük bir veri küpü çıkardı cebinden. “İşte ilk bulgular… Ancak bunlar sadece ilk parçalar. İçimizdeki ihanet daha derin, daha karanlık.”

Aelyra hızla küpü aldı, elinin titremesine rağmen veri akışını beynine hapsetti. Yüzünde sırlarla dolu bir karanlık bulut dolaştı.

Orada, o an, bir ihanet planı yoktu sadece: Bir “Çifte Oyun.”

İsyancılar, yıllardır galaksiyi saran sinir haritalarını, sabırla ve akılsızca yakalanmaya mahkum edilmişti.

Aelyra’nın dudağı hafifçe kıvrıldı; “Bu sadece bir başlangıç…”

Sesler uzaklardan geldi. Dışarıda ayak sesleri hızlandı.

Adam küçük bir adım geri çekildi; “Saklanmalıyız, hainler peşimizde, Komutan. Yoksa…”

Cümlesini tamamlamadan, masanın üzerine açılan hologramlardan biri patladı, mavi ışıkları odanın soğuk yüzeylerine saçtı.

Aelyra bir an durdu. Gözleri ışığın içinde kaybolurken, kafasında fısıltılar yükselmeye başladı. Her kelime, her hesapta yeni bir kuşku yaratıyordu.

Hain, bu odadaydı. Yanındaydı.

“Nerede…?” diye mırıldandı. Cevap, kendi yüreğinde yankılandı.

O andan itibaren, Aelyra’nın dünyası değişmişti. Sır, bir yük değil; adeta ölümcül bir kılıçtı.

Ve o, kılıcın keskin ucunu bulup çıkarmalıydı.

Bir kez daha kapı tıkladığında, Aelyra yavaş yavaş başını kaldırdı.

Bu sefer beklediği kişi değil, onun içinde saklandığı gölgeydi.

Ve o gölgede, hainin kimliğinden ilk şüpheler doğdu.

---

Kapıdaki gölge, sessizce çöktü odaya. Ancak Aelyra’nın bakışı doğrudan ona kilitlenmişti. Gözlerinin içindeki ateş, artık sadece ihanete değil, oyunu tersine çevirecek.

“Bize karşı oynadığınızı düşünüyorsunuz,” dedi gölge, alaycı ve sakin, “Ama gerçek oyun daha yeni başlıyor.”

Aelyra nefesini tuttu. Kalbinin ritmi, bir savaş davulunun gür sesi gibi kulaklarında çınlıyordu.

“Çifte Oyun...” kelimesi bir fısıltıdan öte, ölümcül bir sabırsızlıkla dudağından döküldü.

O an fark etti: Hain, sandığından çok daha yakın…

Ve onun yanında duruyordu.

---

Çınlayan adımlar, anlık bakışlar, sessiz cevaplar… Hiçbir şey şansa bırakılmayacaktı.

Çünkü oyun başlamıştı.

Ve bu oyunda, sadece bir kişi sağ çıkacaktı.