Chapter 10
Havada asılı kalan o an, yıldızların soğuk bakışları gibi keskin ve ağırydı.
Aelyra'nın ciğerlerinde hapsolan nefes, yanaklarında buz gibi ter taneleriyle birlikte titrek bir hal aldı. Gözlerinin önünde, imparatorun o soğuk, amansız yüzü belirirken, zamanın çizgisi kendi içine kırılıp parçalanıyordu.
Rahven Voss’un gözlerinde saklı olan yangın, sadece galaksiyi değil, en karanlık anılarını da harlıyordu. O bakışlar, on yıllardır içinde büyüttüğü, herkesin unuttuğu ya da göz ardı ettiği bir trajediyi anlatıyordu; acı ve kinle sarmalanmış bir geçmişi.
“Bana bak… Çok uzun zamandır, kimsenin anlamaya cesaret edemediği şeyi taşıyorum.” İmparatorun kelimeleri, soğuk metalden kılıç gibi çınladı odada.
Aelyra, vücudundaki adrenalin dalgasına rağmen ağır adımlarla ona yaklaştı. İsyan lideri olmanın sertliği, o an kırılmaya başladı. Kendi içinde bir sarsıntı, buz gibi bir korkunun kıyısında durdu; ama geri çekilmedi.
“Anlat... Ya da söyle, neden sana bu kadar hiddetlisin? Neden bu imparatorluk böyle bir gargantuan acıya dayanmak zorunda kalıyor?”
Rahven Voss’un yüzündeki çizgiler daha bir belirginleşti. Göz pınarları, gizlediği öfkeyle küçücük kıvılcımlar saçıyordu.
“Bir zamanlar, galaksinin kalbinde, küçük bir gezegende…” diye başladı yavaşça.
Odada, fısıltı gibi yükselen bu ses, adeta o uzak yıldızlardan gelen bir yankıydı; fakat kelimeler, her damlasıyla bir gövdeyi sarsacak kadar ağırdı.
“Ben de bir insandım. Ailemin sıcak kucağında, umutla büyüyen çocuklarıyla, düşlerini inşa eden bir evladım. Ancak, hain planlar, ihanetten başka bir şey getirmedi. Yıllar önce kaybettim onları…” Gözlerinin derinlikleri, karanlık bir göl gibi dalgalandı.
“Bahsettiğin o trajedi?”
Aelyra’nın sesi, istemsizce sertleşti. İsyan eden bir yüreğin, düşmanın geçmişinde de acılar olduğunu anlamak, ona tuhaf bir suçluluk ve empati karışımı his vermişti.
“Evet.” İmparatorun sesi titredi, ama yorulmaz bir tok kararlılıkla devam etti. “Ailem, en güvendiğim dostlarım, bir suikastta yok edildi. O gece, her şey kül oldu. İhanete uğradık. Bu yüzden, bu imparatorluk için yanmamın anlamı, sadece güç değil; intikamdır. Galaksiyi kavgamla temizleyeceğim.”
Aelyra’nın yüreği buz kesti. İmparatorun intikam ateşi, kendi isyanının alevinden farklı değildi. İkisi de acıyla yoğrulmuş, kırılmış ruhların sarsılmaz sadakatini taşıyordu.
“Peki ya o suikastı kim planladı?” sorusu parmak uçlarından kayarak daldı karanlığa.
Rahven’in gözleri donuklaştı, bir anlığına göz kapakları titredi. Sonra sessizce sürdü:
“Bana ihanet eden... Kan bağım olan, ailem dediğim kişi.”
O kelime, odada tabut kapağı kadar ağır yankılanırken, Aelyra’nın dünya görüşü darmadağın oldu.
“Senin...”
İmparator başını hafifçe eğdi. Ardından, elini ağır adımlarla yere vurdu ve sözüyle yıldızlara çaktı:
“Uzun zamandır sakladığım bir bağlantı var. Ve o bağlantı, senin kaderini de sonsuza dek değiştirecek.”
Aelyra’nın gözleri irileşirken, kalbinin kıpırtısı, gece yarısı fırtınasının öncüsü gibi hızlandı.
“Ne demek istiyorsun?”
Tam o anda, kapıların sertçe çarpılmasıyla her şey yarım kaldı. İçeri giren figür, geceyi yırtan yıldırım gibi parladı.
Ama onun kimliği, bir anlık donukluğu beraberinde getirdi; Aelyra’nın yüzündeki renk soldu.
“Bu... bu olamaz!” diye inledi kendi kendine.
Rahven’in yüzündeki o katran kara sırlar, şimdi açığa çıkıyordu.
Ve yıldızların külüne doğru, tüm evren sarsılırken, şokun yoğunluğu her nefeste çığlık attı.
--- Kesildi ---