NoveliqaYeraltının Kralı: Gölgenin Geri Dönüşü / İtiraflar ve Tuzaklar :0%
Log in

Chapter 9

İtiraflar ve Tuzaklar

Kapının gıcırdayan menteşeleri, yeraltı karanlığında yankılanan bir uğursuz çan gibi çaldı. O an, zaman boyunca donmuş gibi hissettim. Gömleğimin omzunda hâlâ donuk bir ter vardı; vücudumun derinliklerinde, tanıdığım birini beklemekle hüznün, korkunun, umut ve öfkenin karmaşık bir karışımını yaşıyordum.

Adımları duydum önce. Sonra nefesin sıcaklığı, kokusuyla birbirine karıştı. Tanıyordum bu kokuyu; eski günlerden kalma, kirli sigara ve hafif baharatlı parfüm... Yine de, yürek atışlarım hızlanırken içimde bir şimşek gibi çaktı: bu karşılaşma, her şeyin dönüm noktası olacaktı.

“Gel… Kaan,” dedi o ses, hafif çatallı, yorulmuş ama keskin ve hırslı.

Önümde eski dostum, Can Yılmaz duruyordu; yıllar süren sessizlikten sonra ilk defa gözlerimin içine bakıyordu. O an ki o anlardan değildi; bu bir yüzleşmeydi, belki de bir ihanetin açığa çıkışı.

*

“Can,” dedim, sesi mecburen sert ama ruhumun içinde bir kırılma çırpınıyordu. “Seni bekliyordum ama bu kadar…” Elleri, ceplerinde huzursuzca kıpırdanırken, kelimeler yavaşça geldi. “Biliyorum, uzun zamandır ses çıkarmadın. Ama artık sırlar… taşıyamayacağım kadar ağır.”

Sigarasını yaktı usulca, dumanı kurşuni perdeler gibi etrafı sardı. Gözlerime yeniden baktı: “Kaan… Benimle gel. Söyleyeceğim, düşündüğünden fazlası. Hem de Selim’le ilgili.”

Kalbimde kıyametler koptu. Selim... Onun adı duyuldu mu, ellerim istemsizce masanın kenarına gitti. İçimdeki savaş alanında kurşunlar çarptı.

“Anlat,” dedim, ama sesim titriyordu.

*

Can, başını hafifçe eğdi. “İhanet ettiğimi biliyorum. Ama her şey göründüğü gibi değil. Selim’in kuklası değilim. Planlar var, Kaan… Büyük bir plan. Seni yok etmek için değil, aslında seni korumak için.”

Dünya, tek seferde birkaç saniyede baş aşağı döner gibi oldu. Koruma mı? Plan mı?

“Nasıl yani? Sen Selim’le birlikte mi?” sorusu dudaklarımdan zorla çıktı. Gözlerim sarkık, ciğerimi saran soğuk havayı yutmaya çalışıyordum.

“Hayır,” dedi sertçe. “Ama evet, birlikte çalıştık. Geçici bir ittifak. Çünkü Selim daha büyük bir düşmanın farkında değil; onun gerçek amacını kimse bilmiyor. Ben bunu öğrendim. İtinayla araştırdım. Ve sana söylediklerim gerçek.”

Sade ama ölümcül sözlerdi bunlar. Can’ın gözlerindeki pişmanlık, çaresizlik ve acı, kalbimi sızlattı. Ama aynı zamanda şüphelerim kıvılcımlar saçıyordu; bu bir tuzak mıydı? Yoksa gerçekten bir dostun acı itirafı mı?

*

“Peki, bu düşman kim?” diye sordum, sesi kalın, boğuk bir fısıltı halinde.

“Bize uzaktan bakanlar. Selim’in bile gözleri önünde gizlenen, gücünü tam olarak bilmiyoruz. Ancak onun oyunları bunun çok ötesinde.” Can omuz silkti. “Bu yüzden onun egemenlik hayallerine prim vermemek için seninle işbirliği yapma kararı aldım.”

Sözleri karanlık bıçaklar gibi süzüldü geceye. Bu gizemli düşmanın sessizliği, beni daha derin bir kuyuya itti. Her kelimede yavaş yavaş örülen bir ağ hissediliyordu. En kötüsü, karşımdaki adamın gözlerindeki güveni ve samimiyeti sorgulamaktan kendimi alamıyordum.

*

“Anladım,” dedim, derin bir nefes aldım. “Ama bunu kanıtlaman lazım, Can. Çünkü hayatım daha önce kaç kere ihanete yenik düştü. Bu defa yaşamak ve her şeyi kırmak istiyorum.”

Göz göze geldik. O an, odanın geri kalanını saran sessizlik, buz gibi bir boşluğa dönüştü. Kalbimde kıvılcımlar alev aldı; ama karanlığın derinliklerinden yükselen başka bir çağrı, adımların hızlandığını hissettirdi.

*

Kapının hemen dışında, ağır adımların yankısı duyuldu birden. Beynimin derinliklerinde alarm çaldı. Dumanın içinden duyulan metalik bir çıtırtı; bu sadece beklenmedik bir ziyaret değildi. Bu ölümcül bir saldırının habercisiydi.

Can’ın gözleri pırıldadı, bir tür çaresizlikle karışık panik.

“Kaaan…” dedi yanlış telaffuz edilmiş, ama anlamı net.

Ve o an, kalbimin tam ortasında, ölüm sessizce ve hızlıca sıkı bir pençe gibi vücudumu sardı.

*

Bir patlama. Kızgın bir alev topu etrafımızda dans etmeye başladı; camlar patlıyor, odanın köşeleri kara dumana boğuluyordu.

Kendi nefesimi zar zor duyuyordum. Duvardan duyulan yankılanan metalik tıkırtılar, yanında kimin olduğunu anlatıyordu; düşmanlar kapıya dayanmıştı. Tercih yoktu.

Can’la göz göze geldim ve anladım: bu… tuzaktı.

Dışarıda, karanlık gölgelerin arasından yükselen silah sesleri, hayatıma son noktayı koymaya kararlı bir koro gibiydi.

*

Ve ben, nerede durduğumu, kime güveneceğimi hiç bilmeden, alevlerin ortasında ayakta kalmak zorundaydım.

Hayatımın en karanlık ve en kırılma anı gelmişti.

O anın ardından geriye sadece tek bir soru kaldı:

Kim bu saldırının arkasında? Ve Can gerçekten dost mu, yoksa bu ihanetin baş aktörü mü?

Kapı, darbeyle tekrar fırlatılırken, üzerime çöken karanlığın kollarında, nefesim kesildi.

---

Bölüm Sonu.