Chapter 17
*
Şehrin gökyüzü, kırmızı ve turuncu alevlerin dansıyla aydınlanıyordu. Neon ışıkların titrek parıltısı, yangının habercisi olan dumanla karışıyor, gökyüzünü saran siyah örtüyü daha da koyulaştırıyordu. Kaan Arslan’ın gözleri, şu an meydana gelen tüm kaosun ortasında soğuk bir cinayet keskinliğiyle parlıyordu.
İçinde filizlenen bir ateş vardı; bu, sadece şehirdeki yangından değil, ona karşı kurulan ihanetten, yıkılan düzeninden ve yeniden doğma arzusu, öfkesinden doğuyordu. Elleri cepte yürürken, adımlarını attığı her sokak, kahverengi taşlar eski bir intikam senaryosunda yeniden anlam buluyordu.
Arka sokaklardan birinde, patlamanın shock dalgası camları titretiyor, metal çöp kutuları devriliyor, yoldan geçenler panikle bağırıyor, araba korna ve sirenleri birbirine karışıyordu. Duyulan her tek ses Kaan’ın kulaklarında daha bir anlamlı; her kaos sesi, onun elini güçlendiriyordu.
Bir koku yükseldi; yanmış lastik, yakılmış beton ve biber gazının yakıcı karışımı. Kaan, hafifçe nefesini tuttu, burnuna doğru çekti o keskin kokuyu. Her proje-eski düşmanlarına karşı süzülen gözleri, zihninin içinde hızla haritalar çiziyordu.
“Kazanan tek kişi var, Selim...” diye geçiriyordu kendi kendine. “Ve o kazanmayacak.”
Yanında duran adam, yukarıdan geçen buharın içinde kararan yüzüyle hafifçe başını salladı. “Kardeşim, bu ateşi söndürmek zorunda değiliz. Bırakalım yansın. Şehir alev alırken, o gölgelerin arasından görebileceğimiz her şey ortaya çıkar.”
Kaan hafifçe gülümsedi, ama göz ucuyla çehresindeki karanlığı saklayamadı. “Gölgelerde oynamak, onları yakalamak için... Önce ışığa ihtiyacımız var.”
Bir polis sireni daha katladı kaosa. Kaan başını kaldırıp siyah bir gölgeyi fark etti yukarıdan bakan, harap olmuş bir binanın çatısından. Selim’in adamlarından biriydi bu. Gözleri karga kadar keskin. Üstünde koyu kırmızı bir kaban, elinde uzun bir tabanca vardı.
Kaan, kurşunların akması an meselesiydi. Bir adım geri çekildi, çakmağı gibi parıldayan neonların altında hızla arabasına doğru koştu. Duvarda patlayan bir bomba duvarın tozunu havaya savururken, kalbi göğsünde bomba gibi atıyordu.
“Patron, hedef alınmışsınız!”
Adamın sesi cılız ve karanlıktı ama çok netti. Kaan, elini cebinden çıkarmadan soğukkanlılıkla cevap verdi:
“Her şey kontrolümde.”
Ama içindeki o buz küpü hızla eriyordu. Kaan bilir ki, bu suikast, karşı atağın başlangıcı. Gölgenin geri dönüşü, yalnızca sadece kaosun ortasında değil, onun tam içinde başlamıştı.
Birden sağından silah sesleri patladı. İki kısa atış, sonra sessizlik.
Kaan yere yattı, arkasındaki duvarının yanına gömüldü. Kalkış anı, zamanla yarışıyordu. Gözlerini hızlıca açıp etrafı taradı. Cadde, kalabalıktı, panik hâkimdi, insanlar kaçışıyordu.
Ama o sesten daha tehlikeli bir şey vardı: İki kişi hızla, sessizce, gölgeler içinde ona doğru ilerliyordu—keskin bıçaklar ellerinde.
Kaan, bir el hareketiyle cebinden bir küçük bıçak çıkardı. Sol elinde tuttu, sağ eliyle silahını çekti. Ona doğru gelen iki gölgeyi beklemeden karanlığa gömülmüş adımlarla karşılık verdi.
“İyi niyetim yok,” dedi biri, diğeri sessiz kaldı.
Kaan kısa bir gülümsemeyle karşılık verdi: “Ben de elim boş gelmedim.”
Bir mücadele başladı. Karanlıkta bıçaklar çarpıştı, açığa çıkan metal sesten başka hiçbir şey duyulmuyordu. Kaçışan insanlar, sirenler, çığlıklar... Hepsi Kaan’ın kafasında bir uğultuya dönüştü.
Bıçaklar dans etti, ter damlaları yüzüne ince ince süzüldü. Gecenin karanlığını yarıp, başlangıcındaki ateşi büyüten bir hücumdu bu. Ancak Kaan’ın içinde, intikamın en keskin bıçağı olduktan sonrası hep hesaplıydı.
Birini yere sererken diğerinin vücudu kıvrandı, havada bıçağı Kaan’ın koluna saplamak üzereydi. Kanın sıcaklığı, acının keskinliği anında beynine ulaştı.
“Bitti sanıyorsun, ama...” Kaan, acısını gizleyerek güçlü bir yumrukla diğerini bayılttı.
Şimdi suikastçılar zonklayan kollarıyla yerde yatarken, Kaan yavaşça doğruldu. Gözleri daha da keskinleşmiş, dişleri sımsıkı kenetlenmişti.
“Görüyorsun, Selim...” dedi alçak bir sesle. “Bu savaş hâlâ benim. Senin için değil.”
Tam o anda, uzaklardan biri kaskatı bir sesle bağırdı:
“Patron! Dördüncü bir kişi... Üst kattaki binada bir tetikçi daha var!”
Kaan’ın gözleri kaskatı kesildi. Yükselen alevlerin loş ışığında, sessiz kameralar göz kırpar gibi ona bakarken, nefesini derin çekti.
Dışarıdaki kaos büyüyordu. Şehir yanıyor, insanlar kaçıyordu. Ancak gerçek tehlike, küçük, karanlık bir odada, tetikçinin sabırsız bekleyişindeydi.
Kaan’ın kalbi, gölgeyle yüzleşmek üzere hızla çarpıyordu.
*
Bölüm Sonu.