NoveliqaYeraltının Kralı: Gölgenin Geri Dönüşü / Selim’in Gölgeleri :0%
Log in

Chapter 11

Selim’in Gölgeleri

Kalbimin içinde sarmal gibi kıvrılan buz, nefesimi yeniden kestiğinde, o karanlık sokağın sığ nefesiyle birlikte ciğerlerime dolan soğuk, parçasız bir fırtına gibiydi. Gözlerimi yumup derin bir nefes aldım, ama kalbimin hızlı çarpışı hâlâ ritmini bulamamıştı. Ellerim kemiklerimin arasında titriyordu; parmaklarım o kadar sert kasılmıştı ki, derim beyazlamıştı.

“Bekle…” diye avucunu yere vuran o adamın sesi hâlâ kulaklarımda çınlıyordu.

Ama daha önce oradan ayrılmıştım. Ve o andan sonra, şehir üzerime çöken sessizlikte bir tek ses vardı: kendi kalbimin öfkeli hışırtısı.

*

Küçük odama döndüğümde, şehrin neon ışıkları penceremde ince bir çizgi halinde dans ediyordu. O an, beynimde kıvılcımlar çakılsa da, sessizliği bozan tek şey, tablodaki eski savaş izleri gibiydi—canlı ve acımasız.

Masaya oturdum. Parmaklarım hâlâ titriyor gibiydi ama ellerimi sertçe birbirine vurdum. Akşamın koyu gölgesi üzerime çökerken, düşüncelerim hızla başka bir yöne çekildi: Selim Demir. O sonsuz sinsi adam.

Onun gerçekte ne kadar derinlere kök saldığını bilmiyordum. O, şehrin karanlığında sadece bir korkutucu figür olmaktan çok daha öteydi. Altıncı hissimde bir şeyler kıpırdandı—bir tuzak, o kadar parlaktı ki, yanı başımda saklanan yılanın dikenli derisi gibi göz kırpıyordu.

“Sadece tahmin değil,” diye fısıldadım kendi kendime. “Kanıtlar olmalı. İzler... Kırıntılar... ve onun en büyük eseri: gölgeler.”

*

Bir telefon ekranı kırılmadan önceki son görüntü aklımdan geçerken, her detayın üstünde durdum. O gizli sohbet mesajı, yarım yamalak ipuçları, sessiz kalmış tanıklar—bütün bu küçük parçalardan bir bütün resim çıkarmaya çalıştım.

---

“Selim… senin gölgen nerede?” diye mırıldandım.

O an, kapının ardında bir hışırtı duyuldu. Kafamı kaldırdım. Boş koridor, şehrin uğultusunu içine çekip yutmuş gibiydi. Çok geçmeden, bazı kişilerden aldığım küçük ama şüpheli raporlar geldi aklıma.

Gece yarısı bir işaret, gözlerin göremediği bir el uzanıyordu. Kısa, ani bir telefon görüşmesi—o kadar hızlıydı ki neredeyse bir karanlıkta aniden ortaya çıkan yılan gibi.

“Gizli üst akıl... Selim Demir.”

Dudaklarımı hafifçe büktüm. Hala tam anlamıyla somut deliller elimde değildi ama yürüttüğüm her hesap, beni aynı sona götürüyordu.

---

O gece beni ayakta tutan tek şey, şehirde kaybolmuş tek bir duygu vardı: Öfke.

Ama bu öfke sadece bana karşı değil; Selim’e karşıydı. Onun sinsiliği yüzünden paramparça edilen hayaller, bir bir çalınan hayatlar... Hepsi zihnimin içinde dönüyor, küçük bir kıvılcımı ateşe çeviriyordu.

Yataktan kalktım, pencereye doğru yürürken ellerimi kenetledim. Şehrin neon ışıkları bu gece daha soğuk görünüyor, nabzımı daha da hızlandırıyordu.

Her ışık, bir parça daha gizlenmiş gerçeği yansıtıyor gibiydi. Ve o gizlenen gerçek, benim en zayıf noktamı hedef alıyordu.

---

Sonlarındaki sessizlik, o geceyi farklı kılıyordu.

Bir telefon titredi. Ekranda bilinmeyen bir numara parlıyordu. Derin bir nefes aldım. Parmaklarım ekranın üzerinde terlemeye başladı.

Aramayı açtım.

---

“Biliyorsun Kaan,” dedi düşük, ama kararlı bir ses. “Senin en zayıf yerini... biliyorum. Ve daha da önemlisi, nerede olduğunu. Seni izliyorum.”

Sese karanlık bir gülümseme karışmıştı.

*

Kalbim, göğsümde bütün o buzları eritircesine yükseldi. Parmaklarım ekranda yavaşça titrerken, kelimeler rüzgâr gibi keskin ve acıtırdı:

“Bunu beklemiyordun, değil mi?”

Biri, gözlerin göremediği karanlıkta beni avlamaya başlamıştı.

Ve o an kapının şiddetli bir tıklamasıyla, tüm odanın içindeki hava aniden dondu.

---

Bölüm Sonu.