NoveliqaYeraltının Kralı: Gölgenin Geri Dönüşü / Gizli Belge Peşinde :0%
Log in

Chapter 10

Gizli Belge Peşinde

Kapı, gürültüyle kapandıktan sonra açtığım gözlerim, hâlâ o ani baskının izlerini taşıyordu. Nefesim düzensiz, kalbim göğsümde taşacakmış gibi atıyordu. Pençelerini üzerime geçirmiş karanlığın, o soğuk dokunuşu hâlâ tenimdeydi. Etraf sessizleşmiş, sadece şehirden gelen uzaktan siren sesleri yankılanıyordu; dışarının neon patlamaları camda titrek gölgeler oluşturuyordu.

Yavaşça doğruldum, avuç içlerim terlemiş, titriyordu. Gözlerimi ovuştururken o soruların ağırlığı omuzlarımı eziyordu: Kim bu saldırının arkasında? Ve daha tehlikeli olanı, Can’ın gerçek niyeti neydi?

Duvara yaslandım, gözüm masanın üzerindeki küçük cihazda. Ekranda soluk bir ışık yanıp sönüyordu — istenmeyen ama bir o kadar da davetkar bir mesaj. Parmaklarım titreyerek ekrana dokundu. Görünen isim: “Gölge”.

— Yine o mu? — kendime fısıldadım.

Mesaj kısa, netti:

“İstediğin belgeyi buldum. Senin sandığından daha derin. Ancak dikkat et, bu oyun tek senin için oynamıyor. Mevkilerini zorlama, yoksa her şeyi kaybedersin.”

Gözlerim mesajda gezinirken, beynimde binlerce olasılık kıvılcımı patlıyordu. Belge... Yeraltı dünyasını sarsacak belge. Daha önce duyduğum ama bulamadığım eksik parça. Selim’in gücünü sağlama alan, yok edilmesini istemediği sır.

Kalktım. Ayaklarım sertçe yere bastı. İçimde, pişmiş toprak gibi kırılmış, dövülmüş düzenin yeniden inşası için yanmaya devam eden ateş harlanıyordu.

Bahçeye açılan küçücük pencereden dışarı baktım. Yağmur çoktan durmuş, neon ışıkları detaylandıran nemli asfalt üzerine sarkmıştı. Dışarısı hâlâ canlıydı ama her köşede yeni bir tehlike pusuydu.

— Can, eğer bu gerçekten senin oyunun ise... — dudaklarım arasından çıkan kehanet gibi.

*

İşin aslı, bu belgeyi sadece ben değilim arıyordum.

Geçen haftalarda gözüme ilişen ufak ipuçları, kulaklarına geldiği her anda ruhunu saran bir sis gibi olmuştu. Karanlık taraflar şehrin altında kıvranıyor, zamanla güç merkezleri yer değiştirmişti.

Gölge, o eski dost ve şimdi bilinmez düşman; kelimeleri, bir hançeri andırıyordu. Ama aynı anda bir anahtardı da; kapıları zorlayan, sınırları aşan.

Cebimi yokladım. Küçük bir el feneri, cep telefonu, ve birkaç eski kartvizit… Hepsi eski hayatımdan kalan buruk hatıralar.

Odaya tırmanan koku, rutubet ve yanmış lastiğin karışımıydı.

Bir an önce hareket etmeliydim. Bu kez daha temkinli, daha hesaplı.

Dışarıda sokak köşesinde bekleyen siyah ceketli adam beliriverdi bir gölge gibi.

— “Kaan Bey,” dedi sesi, soğuk ama derin bir tonla. “Biliyorum belgenin peşindesiniz. Ama yalnız değilsiniz. Size güvenebileceğiniz biriyle buluşmalısınız.”

— “Ne istiyorsun?” diye sordum.

Gözleri yeraltı dünyasının acımasızlığından, hesaplaşmanın soğukluğundan bir parça taşıyordu.

— “Zamanınız az. Yarın gece, Eski Liman’daki depo 47’de. Orada bekle.”

Sözleri kadar keskin, arkasındaki gölge gibi hemen kayboldu.

*

Gece yavaş yavaş sokakları tıkamaya başlamıştı.

Eski Liman’ın nemli taşları, ay ışığının altında buz gibi parlıyordu. Rüzgar, terkedilmiş hatların arasında sığınak arayan kuru bir uluma gibi uğuldayarak dalıyordu.

Adımlarımı sayıyordum. Herbas tane taş, her dar koridor, beni biraz daha merkeze, o gizli hazineye yaklaştırıyordu.

Depo 47’ye yaklaşırken, nefesim daralıyor, her ses kulağımda yeri sarsan bir yumruk gibi çarpıyordu.

Kapıyı hafifçe araladım. İçerisi beklediğimden daha kalabalıktı. Yüzler, siluetler; hepsi birbirinin niyetini tartıyor, nefesi kesilmiş bir mehtabı yardıyordu.

Ve o an, belgeyi elimde tutan başka bir güç olduğunu gördüm.

Bir adam, alnından düşen ter damlası, elleri titrerken, belgeyi sıkıca kavrayıp gölgeler arasına karıştı.

— “Bekle…” dedi, öfkeye bulanmış sesinde.

Ama çok geçti.

Kalbimde o buz gibi kıvrım, nefesimi tekrar kesmeye başlamıştı.

Kimdi o? Neden istiyordu?

Ve en kritik soru: Bu savaşı artık yalnız değilim...

---

Bölüm Sonu.