NoveliqaYeraltının Kralı: Gölgenin Geri Dönüşü / Gölgenin Sessiz Dönüşü :0%
Log in

Chapter 1

Gölgenin Sessiz Dönüşü

Soğuk bir geceydi. Şehrin neon ışıkları, yukarılarda asılı duran sırıtan reklamlardan aşağıya doğru sarkıyor; kırmızı, mavi ve yeşilin sert yanar dönerleri, ıslak kaldırımlara saçılıyor ve yerlere düşen damlalarla birlikte raks ediyordu. Kaan Arslan, yılların unutturamadığı o eski adını ve yüzünü saklayan kapüşonun içine daha sıkı çekti kafasını. Ellerini cebine gömüp, paslı şehir ıslığını arkasında bırakmaya çalışıyordu.

Yedi yıl önce yok edilmişti her şeyi. Güvenini, gücünü, ailesini ve düzenini paramparça eden o ihanetten sonra, varlığı neredeyse hafızalardan kazınmıştı. Ancak gönlüne kazınan tek bir ateş vardı: intikam. Kaan, şehrin kalbinde, yeraltının karanlık atardamarlarında yeni bir hayatı örmek için sessizce, görünmeden geri dönüyordu.

Sokağın ucunda bir kedi aniden çırılçıplak bir kül tabakanın üstüne sıçradı, tiz miyavlamaları kapkara duvarlarda yankılandı. Kaan, arkasına ani bir göz atış yaptı. Sokaktaki birkaç siluetin arasındaki hareket bulanıktı, ancak kulağının hemen dibinde bir şey değişmişti.

“Yavaş ol. Gözün açık. Her yer alçak dolu,” diye mırıldandı kendi kendine; sesini neredeyse fısıltıya dönüştürüyordu.

Etrafına baktı. Paslanmış çöp kutuları, boyası dökülmüş duvarlardaki ıslak grafitiler, Kaan’ın çocukluğunu ve gençliğini geçirdiği ama bir daha asla eski halini bulamayacağı o eski mahalleyi hatırlatıyordu ona. Her şey değişmişti. Yeni patron bu sokaklarda gürültüsüz ama soğuk bir savaş başlatmıştı: Selim Demir.

Kaan’ın adımları yavaşladı. Soğuk çelik gibi kalbi, şehirdeki her sesle, her gölgede düşman izleri arıyordu. Sağ tarafında, neonun altındaki tamirat dükkanının kapısında bir adam oturuyordu; başı eğik, sigarasından yükselen dumanla gecenin karanlığında eriyordu. Göz göze gelmelerini istemiyordu. Adamın yüzüne ulaşıyor olmanın verdiği iğrenç tanıdıklık hissi, Kaan’ın boğazını sıktı.

“Aaa… Kaan mı o?” diye kısa ama keskin bir ses fısıldadı rüzgarın arasından, uzaklaşan bir dolmuşun uğultusuyla karışarak.

Kaan kalp atışlarının sesini duydu neredeyse. Başını hafifçe kaldırdı, tam dikkat kesilmeye çabalarken adam çoktan kaybolmuştu karanlığa. Ama o kelimeler, buz gibi bir ok gibi saplanmıştı kafasına: “Kaan mı o?”

Yardıma ihtiyacı yoktu, en azından fiziken değil. Ama yıllar boyunca açtığı olduğu yaralar yenilenmişti. Düşman bildiği her şeyi, her kişiyi artık tuttuğu yerde tutan adamın gözleri önünde olduğu kadar yakındaydı.

Bir an için Kaan nefesini tuttu. Kalabalığın içine karışmaya çalıştı ama aniden o sokağın köşesinden gelen bir ışık huzmesiyle dondu yerinde. Adımlar hızlandı caddede, sokak köşesine yaklaşan o tedirgin ama kendinden emin ayak sesleri, Kaan’nın kulak zarını titretti.

“Yine mi döndün demek?!” diye söylendi kendi kendine, kurumuş dudakları kımıldandı; alttan alta bir yemin gibi.

O andaki ve her dakika yükselen şüpheyle: Onun gölgelerden döndüğünü bilmiyorlardı ama gölge onu çoktan tespit etmişti.

Kaan Arslan, yeraltının kralı… Sessizce, dikkatle ve öfkeyle şehre geri dönmüştü.

Ancak ardındaki gölgelerden biri, onu istemeden gördüğüne emindi.

Bir nefeslik aralık, bir hayatı mahvedebilir.

Ve oradan bir ses duyuldu, ama Kaan onu duymadı henüz.

“Orada biri vardı—göz göze geldik.”

Kaan, geri dönüp baktığında, çoktan geride bırakmıştı o karanlıkları.

Ama o karanlıklar onu bırakmayacaktı… Henüz.