Chapter 8
Kapı ağır ağır kapandı. Çarpma sesi, Serap’ın kulaklarında yankılanırken, gözlerini kapadı ve derin bir nefes almaya çalıştı. Boğazındaki düğüm, sanki yutkunmasını engelliyordu. İçinde kıvranan fırtına, henüz sakinleşmemişti.
Serap’ın yüzündeki gölgeler, odanın zayıf ışığında daha da belirginleşti. Ellerini yumruk yapmış, ellerinde prangalanmış hissettiği yılların ağırlığını taşıyordu. Kaan’ın o son cümlesi hâlâ beyninde çınlıyordu:
"Seni yok etmek istemememin sebebi çok derin, Serap. Ama gerçekleri biliyorum artık. Çok acı bir gerçekle karşı karşıyayız."
Nefesini tutup, duvara yaslandı. Parmak uçları titriyordu, kalbi hain bir ritimle atıyor, her darbede geçmişte açılmış yaralar acımasızca kasılıyordu. Serap’ın gözleri, karanlıkta bir ışık arıyordu ama elleriyle tutabileceği bir umut yok gibiydi.
O an, telefonunun ekranı titredi. Ekrana bakmaya cesaret edemedi. Kaan’dan geliyordu, bu kesin. Parmakları terliyordu ama mesajı açtı.
"Gerçek, seni özgür bırakabilir veya tutsağına dönüştürebilir. Seçim senin."
Serap’ın içindeki mücadele daha da kızıştı. Kaan’ın stratejisi, şimdiye kadar bildiği her şeyi altüst edecekti. Yalnızca ailesinin itibarı değil, kendi benliği de tehlikedeydi.
Boşlukta bir ses çınladı; hayal miydi? Duyduğu tıklama sesi, ayakkabı topuklarının sert zeminle buluşmasıydı. Gözleri hızla kapının önüne yöneldi. Karanlık, ağır ama keskin bir adım atıldı içeriye doğru.
Kaan yavaşça göründü, yüzünde alışılmadık bir ifadeyle. Soğuk ve hesaplıydı, ama içten içe bir eziklik de taşıyordu.
"Zamanında sakladığın o sırrı öğrendim, Serap."
Serap’ın kalbi durmak üzereydi. Gözleri dehşetle açıldı. Sürüklenen kelimeler, ciğerlerine diken gibi saplandı.
"Biliyor musun, herkesin sakladığı bir sırrı vardır, ama seninki…" Kaan bir adım daha yaklaştı, sesi fısıltı kadar keskin. "Senin sır, sadece ailesini değil; kendi yeminini de yok edebilir."
Serap’ın elleri ölümcül bir donuklukla buz keserken, geçmişin bir kapısı daha aralandı. İçinde gizlediği ve kendi bile unutmak istediği anılar, yeniden canlandı.
Kaan sözüne devam etti: "Bu sırrı ifşa edebilirim. Dilersen hemen. Ya da... birlikte kullanabiliriz, senin karanlık kanatlarını kırmak için."
İçinde kopan fırtına, bir anda sükûnetle yerini almıştı. Serap, Kaan’ın gözlerindeki karanlığı okurken, tek kelime etti: "Ne istiyorsun gerçekten, Kaan?"
Adamın dudaklarında zarif bir kıvrım belirdi. "Kendi özgürlüğümü ve senin sonunu istiyorum. Çoktan stratejimi kurdum. Ve artık ilerlemek için cesaretim var."
Serap’ın aklında beliren görüntüler, zamana meydan okuyan bir savaşın habercisiydi. Arkasında bıraktığı aile yeminini, yakan çatırtılar arasında tuttuğu umutların tam ortasında hissediyordu.
Kaan, derin bir nefes aldı ve en tehlikeli itirafını yaptı: "Senin geçmişinde, kimsenin bilmediği bir şey var. O şeyi ben buldum. Ve… o şey, yeminini paramparça edecek."
Serap, kendini bir anda hem güçsüz hem de çaresiz hissetti. Dünya bir anda daralmış; İstanbul’un ışıkları önünde, gecenin koyu bir gölgesi gibi üzerine çökmüştü.
Kaan gerçekten o sırrı öğrenmişti. O sırrın ne olduğunu anlamak, Serap’ın son savaşı olacaktı.
Ve o anda, odanın kapısı tekrar çarptı. İkisi birden durdu.
Dışarıdan gelen sessiz bir fısıltı… "Gerçek, çok yakında ortaya çıkacak."
Serap’ın nefesi kesildi. Gözlerini Kaan’dan ayırmadan, oda karanlığını delip geçen o sesin sahibine doğru döndü.
Yeni bir oyun başlamıştı. Ama kim kazanacaktı?
...kesildi.