NoveliqaYeminin Karanlık Kanatları / Gölgeler Arasında Dans :0%
Log in

Chapter 7

Gölgeler Arasında Dans

Beyaz deri koltuğun soğuk yüzeyine yaslanmış, Serap’ın elleri titriyordu. Karanlık odada yankılanan o “tıkırtı”, tüm nefesini kesmişti. Giysilerinin hafif hışırtısıyla karışan dışarıdaki rüzgâr, içeriye sızan ince bir sessizlik oluşturmuştu. Gözleri kapının üzerinde, kalbi göğsünde çıplak bir yumruk gibi atıyordu.

“Kim o?” diye mırıldandı, kendi sesinden korkarcasına. Sessiz kaldı; yağan yağmurun temposu, sokak lambalarının titrek ışığı, duvarda eski halının soluk desenlerinde oynayan gölgeler… Hepsi birden ağırlık kazandı. Boğazındaki düğüm büyüyordu.

Kaan Demir’in yüzünü zihninde gördü. O keskin bakış, sinsi gülümseme… O tuzak dolu dünya. “Fark etmeden düşmana ne kadar yakınım?” diye düşündü Serap. Sırdaşlarından biri olabilir miydi kapının ardındaki? Ya da bambaşka, uzun zamandır elini sürmediği, ama korkunç bir ihaneti içinde saklayan biri?

Kapı, usulca aralandı. İnce parmaklar kadar narin, ama keskin adımların sahibi biri içeri girdi. Gölgenin içinden süzülen o ses, kısıtlanmış bir nefes gibiydi: “Serap…”

Ad ısıran karanlığın içinde yankılandı. Serap, zihnini keskin bir bıçakla doğrulttu. Tanıdık, fakat beklenmedik.

“Emir. Sen mi?”

O adam —Aydın ailesinin eski çeyrek işaretçisi— yüzünde ilerlemiş yorgunluk, gözlerinde ise bir sarsılma vardı. Her hareketiyle zamanın kırılganlığına dayanmak zorunda kalan biri gibiydi.

“Evet... Ama sadece ben değilim," dedi Emil’in sesi alçaldı, gözlerini odanın karanlığına daldırarak. “Bize ihanet eden biri var aramızda. Senin en yakınlarından…”

Serap’ın kalbi yere paralel bir çizgi çizdi. En yakınlarından? Bu, cümlenin neresinde sarılacağı, nereye sığınacağı hissiyle kıymetlendi.

“Ne diyorsun?” diye sordu Serap, gözlerini başarılı bir şekilde kontrol etmeye çalışarak, ama titreyen ses tonu yalan söylemiyordu.

“Yakından bakmalısın.” Emil sonra cebinden çıkardığı mat siyah bir telefon ekranını ona çevirdi. Ekranın üzerinde, bulanık görüntüler ve birden çok isim yan yana sıralanıyordu. “Bugün... Ailemizin içine fotoğrafları sızdırdılar.”

Serap’ın dudakları kendiliğinden büküldü; nefes alışları daha da keskinleşti. “Kaan... Kaan bunu mu yapıyor?”

“Evet. Ama oyunu düşündüğünden çok daha karmaşık.” Emil, yakasını gergince düzeltti, yüzündeki çizgiler bir an için sertleşti. “Kaan, bizim oynayabileceğimizden farklı bir satrançta piyonları yerleştirdi.”

Bir başka adım sesi duyuldu ve ardından odanın karanlığı aydınlandı; tahta yüzeyli eski masa ışığın üzerine düştü. Başka biri daha vardı — genç bir kadın, Serap’ın kardeşi gibi görünebilecek kadar da benzer. Fakat gözlerindeki korku, parıldayan keskinlikten çok uzaktaydı.

“Ece…” Serap’ın sesi kırıldı, toklaştı.

“Kaan’ın planının bir parçasıyım,” dedi Ece, dudaklarından çıkan sözler soğuk bir mızrak gibi Serap’ın göğsüne saplandı. “Ama bunu yapmak zorundaydım. İyi bir sebebim var.”

“İyi... bu ihanet için sebep mi olur?!” Serap’ın elleri yumruk oldu, tırnakları avuçlarına gömüldü.

“Anlayacağını sanmıyorum. Ama eğer bu ihaneti görmezden gelirsek, kaybedeceğimiz sadece biz değiliz. Ailemizin kalbi de… ve çok daha fazlası.”

O an, odadaki bütün hava birden soğudu. Emil gözlerini yere indirdi. Serap ise ellerini arkasında birleştirdi, nefesini toparlayıp düğüm çözülecekmiş gibi yapıyordu, ama biliyordu ki düşmanın ağı daha sıkı çekiliyordu.

“Kimseye güvenemezsin,” dedi Emil karanlığa. “Kaan, sadece senin yeminini bozmak istemiyor. Bizim tüm bağlarımızı, zincirlerimizi kırmaya çalışıyor.”

Serap dudaklarını ısırdı. Kardeşi Ece'nin ihaneti, gözlerinin önünde büyüyordu — şimdi gerçekten, her adımda daha da belirginleşiyordu.

Kapının aniden tekrar tıklandığını duydu herkes. Bu sefer tıklama daha sertti, daha karanlık bir anlam taşıyordu. İhanetin kapısı, tek bir kelimeyle kapanmıyordu. İçeriye giren üçüncü kişi, yüzünü göremeyen, ama odanın sıcaklığını soğuk bir uyarıyla çeviren biri oldu.

“Kendinizi güvende hissediyorsanız, yanılıyorsunuz,” dedi o kişi, karanlığın içinde boğulmuş bir tehdit gibi.

Serap, yere yığılan tüm umutların arasında bir kıvılcım arıyordu. Ama o kıvılcım bulutların ardında, daha karanlık, daha keskin bir oyunun tam ortasındaydı.

Ve kapılar, geride kalanları kısıtlayan cellatın eli gibi ağır ağır kapandı.

---

Önünüzdeki sayfayı kaydırmadan önce bir kez daha düşünün... Çünkü artık hiç kimse güvende değil.