NoveliqaYeminin Karanlık Kanatları / Karanlıkta Buluşma :0%
Log in

Chapter 4

Karanlıkta Buluşma

Serap’ın nefesi, geceye asılı kalan sis kadar ağır ve düzensizdi. Adım attığı yere sanki toprağın altında bir şeyler kıpırdıyor, kalbi ise göğsünde bir kurdeşen misali kabarıyordu. Yhan’ın gözlerindeki o değişim… Henüz kelimelere dönüşmemiş tehdidin ağırlığı, vücudunun içinde yankılanıyordu; yüzüne düşen karanlık onun siluetini hemen hemen yok etmişti.

“Bir adım daha…” diye mırıldanmıştı kendi kendine, sesinde hiç güç kalmamışken.

Serap, o korkunç “bir adım daha”nın hemen önünde durmuştu. Gözleri gözlerinde, bir yeminle ve öfkeden çatlamış bir kalple. Fakat bu gece, yeminle koruduğu toprakların rüzgârı bile tuzak kokuyordu.

Ay ışığı bir an göğsüne demir gibi saplandı, tırnaklarını savaşarak soğukta sıkmak zorunda kaldı. Başını hafifçe kaldırdı, rüzgârın kıvılcım gibi taşıdığı ince toz zerrecikleri elleriyle itince yıldızlar gibi parıldadılar.

Aniden, gölgenin içinden bir siluet yankılanarak çıkıverdi.

Karanlık bir palto içinde, adımlarının yankısı bile Serap’ın içindeki buzdan çeliği titretmekten alıkoyamamıştı. Kaan Demir.

İstanbul’un bu geceye sakladığı en tehlikeli sır, bir anda bedeninin tam karşısında durmuştu. Gözleri, çok soğuk, ama bir o kadar da içinde kaynayan kıvılcımlar barındırıyordu.

Serap pes edecekmiş gibi değildi. Karanlığın üzerine doğru yürüdü ve bir anlığına eski anılarla doldu meditasyonu.

“Yhan sana ne dedi?” der gibi sordu, sesi keskin ama titrek.

Kaan gülümsedi; o gülümseme ki, insanın içine hançer saplar gibi, gizli planlarla doluydu. “Yeminini biliyorum, Serap. Ölene kadar taşıyacağın yemin.” Bir adım daha yaklaştı, ancak Serap’tan kaçan bir gölge gibi, aralarında yok eden görünmez bir sınır vardı.

“Ne istiyorsun benden, Kaan?” diye sordu Serap, kelimelerin ardında dikkatle örülmüş kalkanları vardı.

“Gücümü” diye cevap verdi Kaan, “peki ya sen? Ne kadar uzağa gidebilirsin yemininde?”

Serap’ın gözleri karardı, boğazında hapsolmuş onlarca kelime vardı. Ama sessizce, “Ailemizin adını temizleyeceğim,” dedi sadece. “İhanetin bütün karanlığını silmek için.”

Kaan biraz yana çekildi, yüzündeki o çocukça gücü bastırmış hâl birden başka bir katmana kaydı; kestirelemez, sinsice kıvrılmış bir strateji. Elleri cebinde, “Öyle mi... O zaman bak, yapabilmen için ilk adımı sana ben veriyorum.”

Serap irkildi; sözleri, ağır bir buz bloğu gibi yere çarptı.

“Ne teklif edeceksin?”

Kaan şehre yayılan karanlık rüzgârın kokusunu çekti içine, sonra ağırlıklı ve sınırları belirsiz bir sesle fısıldadı: “Birlikte yürüyelim. Yeminini yerine getirmek istiyorsan, önce gücümü kabul etmelisin. Yoksa bu savaştan çıkamazsın.”

Ufuktaki uzak ışıklar İstanbul’un karmaşasında titrerken, Serap’ın içinde sancılı bir kıvılcım parıldadı; düşmanın elinden mi kurtulacaktı, yoksa bir tuzağın içine mi sürüklenecekti?

Bir an için dünya susmuştu. Göz göze gelen iki savaşçının nefesleri karanlığın içinde asılı kalmıştı.

Tam o anda, kapıda sert bir tıkırtı duyuldu.

Ve o tıkırtı, uzun zamandır beklenen çağrının ilk habercisiydi.

---

Karanlıkta buluşan bu iki ruhun arasındaki hava, artık eski dostluğun külleri değil, ölümcül bir oyun sahnesiydi.

Serap, Kaan’ın teklifine cevap verirken, kalbindeki buz biraz daha çatladı ya da tamamen kırılıp paramparça olacaktı.

Adımlarını geri çekmemek üzeredir. Ve kapıdaki tıkırtı, sessizlikten daha güçlüdür.

---

Sonraki sayfayı açmak için parmağını kaydır.