Chapter 11
Birkaç saniye… Birkaç kalp atışı. Soluk soluğa kalan nefesler, odayı doldurmuştu. Kapı aralandığında, Serap’ın dünyası düzensiz bir melodi gibi sarsıldı. İçeriye girdiğinde karşısında duran kişi, beklediği hiç kimse değildi.
Gözleri karanlığa alışmaya çalışırken, bedenindeki adrenalin yavaş yavaş sönmeye başladı. O anda duyduğu sessizlik, şehrin varoşlarından gelen siren seslerine karışıyordu. Karanlığın içinde bir figür vardı—kasvetli görüntüsü, ağır adımları ve çarpan kalbi ile odanın içindeki havayı değiştirmişti.
— “Serap…” dedi, sesi, yıllardır içinde sakladığı bir yükü taşır gibi ağır ve yumuşaktı.
Serap’ın nefesi, suratında kıvrılıp duran keskin ifadeyle birlikte kesildi. Gözleri, o yüzün her çizgisini ezberlemişti. Bu kişi, babasının en yakın dostu olmalıydı. Ama neden burada, bu karanlık ve paslı odada duruyordu?
— “Neden buradasın?” diye sordu Serap, sesi titrek ama güçlüydü. Yüzündeki gölge, eski acıların ve yeni soruların karmasıydı.
Adamın gözleri karanlıktan bile karanlıktı. Bir an duraksadı, derin bir nefes aldı ve usulca devam etti:
— “Baban... ölmedi, Serap. Onu öldürdüler.”
Bu cümle, odadaki sessizliğin içinde patladen bir tabanca sesi gibi yankılandı. Yüzünde inkar edilemez bir gerçek belirmişti. Serap, kalbini sıkıştıran o buz gibi yumruğu hissetti. Başka kelime yoktu.
— “Ne demek istiyorsun, öldürdüler? Polisler kaza dediler.”
Adam yavaşça masanın üzerindeki yıpranmış bir dosyayı Serap’ın önüne itti. Sararmış sayfaların arasında, babasının ölüm gününe dair fotoğraflar, belgeler ve eski bir mektup vardı. Ellerini titrerken kağıtları incelemeye başladı.
Fotoğraflardan biri, babasının son görüldüğü yerdi. Kamera açısı farklıydı, beyaz bir cipin tam o an hareket ettiği belki de masaya yansıyan tek kareydi. Mektupta, babasına tehdit eden gizemli bir imza vardı: “K.D.” Harfleri.
— “Kaan Demir…” diye fısıldadı Serap, kelimeler ağzından bilinçsizce döküldü. “Sen de bilmiyordun bunu.”
Adam başını salladı, gözlerinde gizlenen pişmanlık ve öfkeyle karışık bir anlam vardı.
— “Bilmiyordum ama… artan bir şüphe vardı. Babanı en son Kaan’ın adamları görmüştü. İş sadece basit bir kaza değil; o, bizim elimizle öldürüldü.”
Serap, ellerini yumruk yaparken, kafasının içinde bir fırtına koptu. O zamana kadar, babasının ölümüyle ilgili her şey bulanıktı, her olasılık gölgeler içinde kalmıştı. Şimdi, meydanda gerçek bir hedef vardı: Kaan Demir.
— “Neden? Peki neden?” Sırrın karanlık duvarlarına çarpan bu soru, Serap’ın yeminine yeni bir anlam kazandırıyordu.
Adam, eski dostunun yeminini biliyordu. O yemin, sadece kan bağından çok daha fazlasını taşıyordu—intikam, adalet ve son dakika karanlığına karşı bir savaş.
— “Kaan güç istiyor. Ailenin itibarını bitirerek, seni yalnız bırakmak istiyor. Babanın ölümü… onun ilk hamlesiydi.”
Serap’ın gözleri parladı; kararlılığın içten gelen ateşi, soğuk ve suçlu hayatın gri tonlarını boğuyordu. Ailesi onun için sadece anılardan ibaret değildi; yeminini bozmayacaktı.
Kapı gıcırdadı. Aniden aralanan bir başka fırsat mı yoksa tehlikeli bir kapan mıydı?
— “Serap…” adam başını eğdi, “Daha söylemem gereken biri var. Ve o, herkesten farklı.”
Serap dudaklarını ısırdı. Kendi bedeninde yer eden ter ve kalp atışları, hayatının en karanlık sırrını açıklamak üzereydi.
O anda, odaya ikinci bir gölge sızdı. Sessizce, ama varlığıyla tüm odayı sarsan biri...
Ve o an Serap’ın yüreğinde bir buz kristali gibi yerleşti:
Cinayetin ardındaki kişi… Senin asla tahmin edemeyeceğin biri çıkacaktı.