Chapter 8
Kapı aralandığında, salondaki hava aniden yoğunlaştı. Eylül’ün kalbi, göğsünde öfke ve korku arasında ritmini bulmaya çalışırken, Korhan’ın keskin yüzü gölgelerle dans ediyordu.
“Gecenin bu vakti... Ne oldu?” Korhan’ın sesi balmumundan fırlamış bir kılıç gibi soğuk ve keskinti.
Eylül, adımlarını yere kök salmış bir cesaretle attı. Avukatın gözleri, Korhan’ın kendisine değil, odanın karanlığına gömülü ıssız bir sırra kilitlenmiş gibiydi.
“Sen… neden buradasın?” Sesi titredi, ama bu titreme içinde bir meydan okuma vardı.
Korhan hafifçe gülümsedi, o gülümsemenin arkasında yatan bıçağı saklamaya çalışır gibiydi. “Aslında, bunu sana göstermek için geldim.”
Eylül’ün kaşları çatıldı. “Ne göstermek?”
Korhan, cebinden küçük, yıpranmış bir zarf çıkardı. Ellerindeki titreme inkar edilemezdi; tıpkı bir suçlunun ardında bıraktığı izler gibi. Zarftan çıkan birkaç eski fotoğraf, yerdeki loş ışıkta soluk halde parıldadı.
“Bunlar…” Eylül’ün sesi boğuldu. Fotoğraflar, geçmişin hikayesini fısıldar gibiydi. Korhan gençti; yanında, Eylül’ün babası çok daha genç, ama… aralarındaki mesafe görünenden farklıydı.
“Bunu gördün mü hiç?” Korhan, sesiyle hafif bir acı sakladı. “Burada, senin baban ve ben… Çok şey paylaştık. Her ikimiz de birbirimizin hayatına dokunduk. Ama senin bilmediğin bir şey var.”
Eylül fotoğraflara yeniden baktı, elleri terliyordu.
“Sen, bizim aileyle sadece rakip değilsin.” Korhan’ın bakışları ani bir ciddiyetle Eylül’ün yüzünü delip geçti. “Senin ailenle aramdaki bağ düşündüğünden çok daha derin.”
O an, odadaki hava daha da ağırlaştı. Korhan’ın gözlerinde beliren sır, Eylül’ün içinde yankılanan bir kurşun gibiydi.
“Ne demek istiyorsun?” diye fısıldadı Eylül, sesi adeta kırık camlar arasında savruluyordu.
Korhan yere düşen bir fotoğrafı yere bastırarak, adım adım yaklaşmaya başladı. “Bana güvenmeni istiyorum. Ama önce gerçeği duymalısın. Babamın ölümü… düşündüğünden çok farklı.”
Eylül’nin elleri titredi, gözleri ondan kaçmaya çalıştı ama bedenini saran bu karanlık gerçek, kaçacak bir kapı bırakmıyordu.
Tam o anda, dışarıdan gelen bir telefon sesi odanın sessizliğini parçaladı. Korhan cep telefonunu çıkardı, ekranda beliren ad iz bırakan bir kalp hızını resmetti.
“Ama önce, bunu dinlemen gerek.”
Eylül ve Korhan’ın gözleri bir an için çarpıştı. Orada, gizlenmiş yüzlerin ve yılların yüklediği sırların altında yatan gerçek, onları bir uçurumun kenarında savuruyordu.
Ve tam bu sırada, kapı aniden çarptı, dışarıda bir silüet belirdi.
Eylül’nin nefesi kesildi, Korhan sertçe arkasını döndü.
“Onun da duyması gerekiyor.”
Bu kelimeyle birlikte, gece daha da karardı.
---
Yeminlerin ipi çözülmeye başlamıştı; artık dönülmez bir yolda yürünüyorlardı.