NoveliqaYeminin Gölgesinde Kırılan Kaderler / Bozulan Yemin :0%
Log in

Chapter 7

Bozulan Yemin

Ayaklarının altındaki kuru yapraklar, geceye karışmış rüzgârın şakırtısıyla kıpırdanıyordu. Eylül’ün kalbi, mezar taşlarının ardında yankılanan o tıkırtıyla birlikte düzensiz bir şekilde atıyordu. Nefes nefese kalmıştı; göğsü daralmış, gözüne dolan karanlıkla gerçek arasındaki ince çizgi bulanıklaşmıştı.

Sokak lambasının solgun sarı ışığında, mezar taşlarının gölgeleri uzun uzun uzanıyordu. Gecenin sessizliğinde, sararmış yapraklar yere düşerken, Eylül’ün titreyen elleri cebine gizlenmişti.

“Kim vardı orada?” diye fısıldadı kendi kendine, sesini zar zor duyabileceği kadar alçak tutarak.

Ama cevap yoktu.

Sadece kalbindeki yankı ve açılan devasa bir boşluk.

Tam da şimdi, söylediklerime inanabilir miyim?

Bir yemin onu birbirine bağlamıştı—sahip olduğu her şeyi, ailesini, varoluş sebebini... Ama son duyduğu o anlık ses; dünyanın bir anda yerinden oynadığını hissettirdi.

Adımlarını hızlandırdı, mezarlık kapısına yöneldi. Her adımında, kaşlarının arasındaki çizgiler derinleşiyordu. İçinde büyüyen bir soru vardı, yeminle ilgili, bir şeyler hiç tanımadığı kadar yanlış geliyordu.

Evine vardığında, kapının önünde durup derin bir nefes aldı. Huzursuzluk, bedeninde fırtına önce kendini göstermişti. Şimdi bir tür alışkanlıkla içeri girdi, ışıkları açtı. Fakat gece boyunca yüreğine saplanan bu huzursuzluk, içten içe devasa bir bilinmezliği çağırıyordu.

Çalışma odasının masasına oturdu. Önünde serili olan antetli kağıdın üzerine bakıyordu. O yemin... Onun yemin metni.

Parmaklarıyla masanın yüzeyine hafifçe vurmanın bile zor geldiği gerginlikle, kağıdı eline aldı.

Kelimeler eskisi gibi anlamlı gelmiyordu. Kutsal diye bildiği yemin, sanki bir yalan deryasının ortasında yüzen bir sandal gibiydi.

İncelikçe, satır aralarını takip ederken bir detay gözüne takıldı; bir tarih, bir isim, minik bir imza... Hiç fark etmediği, gözünden kaçan bir parola gibiydi bu.

“Bu, benim imzam değil,” diye mırıldandı, sesinde titreme belirdi.

Eylül, son birkaç haftanın bütün anılarını zihninde hızlıca taramaya başladı. Ailesi, mesleği, Korhan Demir’le oynadığı ölümcül oyunlar... Hepsinin içinde sinsi bir ipucu duruyordu.

Kağıdı masaya sertçe bıraktı ve ayağa kalktı. İçini kemiren şüphe büyüyordu; evet, yemini belki onaylamıştı ama o metin, asla tamamen onun değildi. Kimsenin ona anlatmadığı başka bir plan, daha büyük bir yemin, çoktan hazırlanmıştı.

Eylül’ün gözleri karardı; gönlüne saplanan bıçak gibi bilgi, onu tamamen savunmasız bırakmıştı.

O an telefonun titremesiyle irkildi. Mesaj geldi.

“Yemin sadece bir söz değil, Eylül. Sana bunu kim söylediyse, seni yeminin gölgesinde tanımıyor.”

Mesaj görünürken, arka planda saat on iki kere çaldı.

Ve tam o anda, kapı hafifçe aralandı.

Gölgeler arasında, keskin bir yüz belirdi.

Korhan Demir’in.

Yeminini bozmanın tam zamanı gelmişti.

---

Devam edecek...