NoveliqaYeminin Gölgesinde Kırılan Kaderler / Aile Mezarı ve Unutulmuş Sırlar :0%
Log in

Chapter 6

Aile Mezarı ve Unutulmuş Sırlar

---

Saatler geçmemiş gibiydi ama Eylül’ün aklında zaman ağır ağır eriyordu. Şehrin uğultusu artık ona çok uzaktı, kulaklarında sadece kendi hızlı nefesinin yankısı vardı. Avuçlarının içinde kalan, ağırlaşmış bir yemin ve boğazına düğümlenen kaçınılmaz bir gerçek vardı.

Adımları onu yönlendiriyordu, istemese de, kendi ellerinde bulduklarıyla yüzleşmek için bir yere gitmesi gerekiyordu. Gecenin karanlığı İstanbul’u sessizliğe gömme cesaretini bulmuştu. Eylül, aracından iner inmez soğuk havanın ciğerlerine dolduğunu hissedip incecik bir titremeyle omuzlarını sıvadı.

Ailesinin mezarlığı, şehrin karmaşasından uzak, yalnızlığı kutsayan küçük bir vaha gibiydi. Siyah mermerlerin arasından hafifçe uzayan sis, eski çınarların gölgelerini dans ettiriyordu. Her taş, her yaprak, geçmişin soluk hatıralarını fısıldar gibiydi. Taze mezar taşlarının arasında kendi adını taşıyanlar, gül kurusunun solduğu küçük mezarın etrafında dizilmişti.

Eylül, ayaklarının üzerinde durmaya çalışırken dizlerinin hemen dibindeki toprağı fark etti—yumuşaktı ve yeni kazılmıştı. İçinde gezinen bir rahatsızlıkla gözlerini kapadı; gözleri doldu. O anın ağırlığı, kalp atışlarını susturacak denli yakıcıydı.

Derin bir nefes aldı ve ağzının içine doğru yürüdü; mezarlığın en arkalarındaki köşede, üstü yosun tutmuş küçük bir sandık gözüne ilişti. Şehirdeki tüm ihtişam ve kirlilikten uzak, burada zaman sadece ağır ağır akıyordu.

Yere eğildi. Tozlu kapağı, parmak uçlarıyla nazikçe sürttü. Ahşapla beraber derin bir koku yayıldı: yaşanmışlık, unutulmuşluk ve bir tutam yas…

Eylül, taş bir çekiçle şakırtı çıkararak kapağı açtı. Gözleri içindeki toz bulutunu kaçırdı; elinde demirle sarılı, sararmış bir mektup vardı. Üzerinde yok denecek kadar az yazı vardı; mürekkep silinmiş, sadece aceleyle yazılmış büyük harfler seçiliyordu:

“Eylül’e”

Sanki zaman içinde sıkışmış o satırları eline alıp, içinde kırık parçalarla onu çağırıyordu. Titreyen parmaklarıyla, gözyaşlarının buğusunda, mektubu yavaşça açtı.

---

"Sevgili Eylül," diye başlıyordu satırlar.

Bu sözcükleri kağıt üzerine dökmek, sana hissettiklerimi söylemek isterken, büyüyen gölgelerin içinde yalanlar ağırlık yapıyor. Bu şehirde bizden daha fazla sır saklayan kimse yok. Bilmeni isterim ki, Korhan… ben onu tanıdığım günden beri her şey değişti. Sadece bir düşman değil, aynı zamanda en derin sırlarımızın anahtarı. Ona dokunduğun her şey gibi, senin hayatın da asla aynı olmayacak. Ama bil ki, geçmişimiz seni Korhan’dan daha çok sarmıyor.

Bu mektubu sana bırakıyorum. Umuyorum ki, içindeki kelimeler ışık olur karanlıkta.

Sevgiyle, Anne"

---

Eylül’ün nefesi kesildi. Ellerinden düştü zar zor kavradığı kağıt, mezar taşlarının soğuk yüzeyine yayıldı.

Gözlerini kapattı; kalbi sarsıldı, dilinde boğuk bir ses gibi döküldü: “Korhan… onun…”

Sonra, bir esinti cebinden düşürdüğü mektubu yüzüne doğru savurdu. Rüzgarın arasında ince, fısıldayan bir ses duydu; bir isim tekrar eder gibi.

Ve o an kapının içindeki eski demir tokmağın hafifçe tıkırtısı duyuldu.

Eylül irkildi, bedenini bir sarsıntı kapladı. Mezar taşlarının arkasından hızla dışarı çıkmaya hazırlanırken kalbine saplanan korku, gitgide büyüyordu.

Onu bekleyen sadece gece değildi artık.

---

Devam edecek...