NoveliqaYeminin Gölgesinde Kırılan Kaderler / Dost Görünümlü Düşman :0%
Log in

Chapter 4

Dost Görünümlü Düşman

O an, İstanbul sokaklarının soğuk rüzgarı Eylül’ün tenine dokunur gibi hafifçe esiyordu. Gecenin karanlığı, sanki tüm şehri yutmak istercesine koyulaşmıştı. Yemin kırılmıştı; ancak o kırılmanın yankısı henüz içinden kalkamıyordu. Ayakları, ne kadar sağlam durmaya çalışsa da, sanki yerden bir santim bile yükselmiyordu.

Yüreği, bir geminin başına vurmuş dalgalar gibi öfke, ihanet ve korku arasında çarpışıyordu. O anın ardından ağır bir boşluk kapladı etrafını; her nefesi koyu bir sisle dolmuş, kelimeler gırtlağında düğümlenmişti.

Adımları onu istemeden, daha önce birlikte yaşadığı evin kapısına yöneltti. Kapıyı açarken içindeki sessiz fırtına, çarptığı o kapıya yansıdı: hafifçe titreyen eller, kaçmaya çalışan bir kalp atışı. İçeri adım attığında, tanıdık kokular ona sığındığı eski bir limanı hatırlattı.

Gözleri hemen salondaki o tanıdık silüete takıldı: Melis.

Melis, yüksek topuklu ayakkabılarını yere sessizce bırakarak, Eylül'e dönmeden önce derin bir nefes aldı. Saçlarının uçlarındaki yumuşak dalgalar, loş ışıkta hafifçe titreşiyordu. Yüzünde garip bir ifade vardı; tam anlaşılmaz bir hüzün ve eşlik eden bir suçluluk.

Eylül'in bir kaç saniye boyunca konuşacak kelimesi yoktu. Yargılamaktan çok, aklını allak bullak eden bir sorgulamayla dolup taşıyordu. Gözleri, Melis’in yüzüne kilitlendi; içindeki güven kırıntılarının nasıl da toza döndüğünü izliyordu.

Melis nihayet, sessizliği bozdu:

— "Eylül…"

Sesi nazikti, ama içinde ezilmiş bir davet vardı; aynı zamanda kelimelerinden kaçan bir samimiyetsizlik. Eylül'un kalbi, bu sükûnetin altında saklı bir fırtına seziyor gibiydi.

Ama cevap vermedi. Sadece dizlerinin üzerindeki o eski parçalara, dalgalar gibi kırılan keskin umutlara baktı. Derin bir nefes aldı.

— "Neden?" diye sordu sonunda, sesi çatallıydı, ama dizginlenmiş.

Melis kafasını yavaşça çevirdi, gözlerinde bir ışık kıpırdadı, gözyaşlarının en ufak bir yansıması bile yoktu.

— "Senin için, Eylül. Her şey senin için yapıldı."

Eylül’in kaşları çatıldı.

— "Yalan söylüyorsun."

— "Hayır," dedi Melis, üzerine sinmiş o ince gülümsemeyle, "gerçekten öyle düşünüyorum."

İçinde kırık dökük bir umut olup olmadığını anlamaya çalışırken, telefonunun zil sesi ikisini de irkiltmişti. Eylül telefonuna bakarken, Melis aceleyle yanından uzaklaştı; ama o uzaklaşırken, sesi hâlâ çıtırtılı bir fısıltı gibi ortamı doldurdu:

— "Kusura bakma, biraz sessiz olmalıyım, Korhan’la konuşuyorum."

Eylül’in kafasında bin patlama sesine dönüşen bu kelimeler, yer yerinden oynuyordu. Nefesi kesilmek üzereydi.

Kendi kendine mırıldandı:

— “Korhan mı?”

Birden Melis’in çıkardığı telefon sesleri, açık açık duyuluyordu. Eylül yavaşça kulaklarına eğildi.

Kelimeler donuk, soğuk ve kanıtlar kadar kesin:

— “Evet, Korhan. Her şey biliyorum. Eylül’ü de kontrol altında tutuyoruz. Plan sorunsuz ilerliyor.”

Eylül, sanki zaman donmuş gibi kalakaldı. Yüreği yumruklandı, o yumruğun iğnesi beynini deliyordu.

Bir dostun sesi değil, bir düşmanın planının yankısıydı kulaklarında.

---

O an, Eylül’ün dünyası, içine gizlenmiş ihanetin tik tak’larıyla çatırdarken, gündüzün ışıltıları ardında gizlenen İstanbul’un karanlık yüzü yeniden yüzünü gösteriyordu.

Ve o karmaşık oyun, sadece başlamak üzereydi.

Ama şimdi, Eylül için en acı gerçek, karşısındaki dostunun maskesinin altında yatıyordu.

---

Devam edecek...