NoveliqaYeminin Gölgesinde Kırılan Kaderler / Gizli Kanıtlar ve Tehlikeli Takip :0%
Log in

Chapter 3

Gizli Kanıtlar ve Tehlikeli Takip

Gece, İstanbul’un boğuk ışıkları altında ağır ağır akıyordu. Eylül, içini kemiren o korku ve kararlılık arasında nefes almaya çalışırken, avukat odasının penceresinden dışarıyı izliyordu. Sokağa düşen sarı sokak lambası ışıkları, yorgun gölgeler gibi duvara yaslanmıştı. Kalbindeki sarsıntı, derin bir yara gibi titriyordu; Korhan’ın karanlık gölgesi hâlâ çok yakındaydı ve o, her an yeni bir tuzağın içinde kalabileceğinin farkındaydı.

Odanın içinde sessizlik vardı ama kulaklarına, arka plandan usulca sızan ince bir ritimde nefes alıp verme sesi gibi; şüpheler ve tehditler fısıldıyordu.

Masasına uzandı. İç çamaşırıyla sarılmış titrek eller, dosyaların içinden bir belgeyi çekip çıkardı.

---

“Gerçek… bu olmalı.”

Belge, üzerinde “Gizli” mührüyle damgalanmıştı. İnce, ağırlıksız kağıt parçası ama yükü, Eylül’ün omuzlarının sadece altında değil, en derin korkusuyla birleşerek onu aşağı çekiyordu.

İçeriği hızlı hızlı taradı: yalanların, kirli anlaşmaların, gizlenmiş parmak izlerinin bir arada olduğu bir iz sürme haritasıydı.

Durdurdu gözlerini, bir satıra takıldı:

“Korhan Demir’in ismi... İmzalar... Orta karşı pazarlıklara dair belgeler…”

Kalbi hızla çarpmaya başladı. Bu belge, ailesini karalayan yalanların düğümünü çözmekle kalmıyor, aynı zamanda Korhan’ın gerçek niyetlerine dair saklı ipuçlarını da açığa çıkarıyordu.

Tam o anda, oda kapısının aralığında yükselen bir gölge göründü. Eylül, aniden arkasına döndü; nefesi kesildi.

---

“Kim var orada?” diye seslendi fısıltıyla, kulakları neredeyse uğultu atan bir sessizlikte bekleşirken.

“Sadece rüzgar...” diye kendini avutmaya çalıştı. Ama içgüdüleri tersini söylüyordu.

Karanlık koridorun ucunda beliren hareketi izlerken, Eylül ufak, sessiz adımlarla kapıya yaklaştı, kulak kabartmıştı.

“Birinin beni izlediğine eminim,” diye düşündü, parmakları titreyerek cüzdanındaki telefonuna sarıldı.

Ekranı açıp kayıt moduna aldı hızlıca.

Adımlar dışarıda hızlandı. Eylül, derin bir nefes çekti ve o anın içinde zaman durdu.

Peşindeki kişi, eski bir tanıdığın siluetiydi. Ama gözleri, eskisinden çok daha soğuk, daha acımasız bir ışıkla parlıyordu.

---

“Sen mi?” dedi Eylül, sesinde hem terk edilmişliğin hem de yüzleşmenin acısı vardı.

Gölge, karanlıkta belirdi ve fısıltıyla cevap verdi:

“Beklemeni istememiştim. Ama şimdi her şey daha net. Artık geri dönüş yok, Eylül.”

Sesin sahibi, Eylül’ün dünyasında dönüm noktası olan o kişi çıkagelmişti. Kimliği geceyi aydınlatacak kadar şok ediciydi.

---

Eylül’nin gözleri büyüdü.

“Sen... burada ne yapıyorsun?”

Ve o anda kapı aniden sertçe çarptı, gölgeler odanın tam ortasında dans etmeye başladı, gerçek tehlike çok daha yakındaydı.

---

Sona gelmeden önce dört kalp atışı kadar durun.

Eylül'nin peşindeki kişi, yıllardır unuttuğunu sandığı geçmişini yeniden canlandıracak ve kaderini kırılma noktasına getirecek o isme sahipti.

İstanbul’un karanlık gecesinde, bir yemin kırılmıştı. Ama kimse farkında değildi.

Ve şimdi, gölgelerde saklanan gerçekler yavaş yavaş gün yüzüne çıkıyordu.

---

Devam edecek...