NoveliqaYeminin Gölgesinde Kırılan Kaderler / Korhan Demir'in Gölgesi :0%
Log in

Chapter 2

Korhan Demir'in Gölgesi

Eylül’ün eli hâlâ titriyordu. Zarf, teninin soğukluğuyla hafiften terlemiş parmaklarının arasında kayıyordu. Odaya asılı soğuk hava, camdan dışarıya süzülen akşam güneşinin kızıl rengiyle savaşırken, kalbindeki dalgalanma birden hızlandı; boğazında düğümlenen kelimeler suskun kaldı.

Zarfın üzerindeki o tek kelime, Eylül’ün iç dünyasında fırtınalar koparıyordu. "KORHAN." Gözlerine inanamadı; o ismin ağırlığı, yüreğini kıvrandıran bir karanlık gibi hücum etti.

“Nasıl... nasıl olabilir?” diye mırıldandı kendi kendine, ilk şaşkınlığın yerini büyüyen gerginlik aldı.

Ardında bıraktığı telefon masası, üstümüze çöken gece karanlığı ve İstanbul’un uçsuz bucaksız ışık denizi… Hepsi bir anda silikleşmişti. Eylül o an, sadece o tek kelimeye kilitlenmişti.

Odanın kapısı aniden aralandı; karanlık koyu gölgeye dönüyordu. Eylül başını kaldırdı, kalbi anlık olarak hızla çarptı. Kapının eşiğinde beliren adamın silueti, boğuk ışıkta keskinleşti. Korhan Demir.

İşte hayatına yeniden girmişti, karanlığının soğuk nefesiyle, gözlerindeki sert ışıkla.

“Eylül,” dedi Korhan, sesi pürüzlü bir nehir gibi akarken, kelimeleri arasındaki gizli tehdityi saklamaya çalışıyordu ama başarısızdı. “Oraya nasıl ulaştığımı mı merak ettin?”

Eylül arkasını yasladı, nefesini kontrol etmeye çalıştı. “Beni takip etmekten vazgeçmedin demek.”

Korhan hafifçe gülümsedi ama o gülümseme, yüzünde bıçak gibi keskin bir çizgide kaldı. “Vazgeçmek mi? Hayır, asla... Evet, seni takip ediyorum. Ama bunu sadece evini ve sevdiklerini koruman için yapıyorum,” dedi, tonunda sahte bir masumiyet vardı.

“Korumak mı?” Eylül’ün sesi kısıldı. “Bana ne diyeceksin Korhan? O yeminimi hatırlıyor musun? Ailem için, adalet için verdiğim yemini. Onu bozarsam, her şey biter.”

Korhan adım attı, bu sefer daha da yakındı. Oda içinde kasvetli bir elektrik yankılanıyordu. “Sen o yeminle bağlısın, Eylül. Ama ben de bu oyunun bir parçasıyım. Sana ve ailene hükmetmek, geçmişte kaybettiğim her şeyi geri almak için sabırsızlanıyorum.”

Gözleriyle Eylül'ün ruhuna dokunmaya çalışıyordu. Eylül, nefesini tutmuştu.

Ve birden, Korhan cebinden küçük, elektronik bir cihaz çıkardı; üstünde birkaç düğme vardı. “Gözlerinle gördüğünden fazlası var elimde. Biraz daha sabret, sana neler göstereceğimi çok yakında anlayacaksın.”

Eylül, ne kadar soğukkanlı olmaya çalışsa da, içindeki fırtına durmuyordu. Korhan’ın planının daha derin, çok daha karanlık olduğunu iliklerinde hissetti.

Kapının hemen arkasında, İstanbul’un ışıkları kadar parlak olan ama çok daha karanlık gölge vuruyordu Eylül’ün hayatına. Korhan Demir’in gölgesi.

Ve o gölgenin içinde, sinsice hazırlanan bir tuzak.

---

Gece, Eylül’ün dünyasını tamamen altüst etmişti. Kendi odasının duvarlarına yaslanıp, zarfı yeniden eline aldı. Üzerindeki ‘Korhan’ yazısı hala kabarıktı, sanki eninde sonunda onun için açılacak bir kapının kilidini tutuyordu.

Bir anlığına kapı tekrar çalındı, Eylül irkildi. Adımların uzaklaştığını duydu, ama kalbi hâlâ o kapıdan gelecek yeni gelişmelerle çarpıyordu.

Korhan Demir’in dünyası, ona görünenden çok daha derinse, Eylül bir yanda ailesinin verdiği kutsal yemini korumak zorundaydı, diğer yanda ise kendi hayatının en büyük düşmanıyla yüzleşmek.

Ve şimdi, göz önünde ancak hâlâ bilinmeyen bir savaş başlıyordu.

Oyun bütün kurallarıyla değişmişti.

Korhan, yavaş ama emin adımlarla kendi planını örüyordu. Eylül’ün her hareketini gölge gibi takip ederken, sinsice dokunan bu planın ulaşacağı son nokta şimdilik karanlıktaydı.

Fakat bir şey açıktı:

Bu savaşta kazanan ya da kaybeden olmayacaktı; sadece kader parçalanacaktı.

Kapı yeniden tıkırdadı, bu sefer çok daha sessiz, çok daha tehlikeli.

Ve Eylül, o kapının ardındaki gerçek tehditin ne olduğunu henüz bilmiyordu. Ama yakında öğrenecekti.

---

Korhan’ın Gölgesi, Eylül’ün hayatının tam ortasına çökmüştü. Ve herkesin unuttuğu bir şey vardı: Gölgeler, güneş doğmadan önce en derinlerinde gizlenirler.