NoveliqaYeminin Gölgesinde Kırılan Kaderler / Korhan’ın Sinsi Oyunu :0%
Log in

Chapter 14

Korhan’ın Sinsi Oyunu

Kapının sert tıklaması, Eylül’ün ruhuna saplanan bıçak gibi oldu. Derin, keskin ve ardı arkası kesilmeyecek bir cezaydı sanki… O an, odanın içindeki hava aniden soğudu, nefes almak zorlaştı.

Eylül doğruldu, aniden tüm dikkatini toplayarak kapıya yöneldi. Ellerinin titremesi parmağındaki yüzüğe yansıdı; aynı anda hem kırılgan hem de keskin bir kararlılıkla.

“Kim...?” diye boynun üst kısmından çıkan sesle sordu, ancak kelimeler boğazında düğümlendi.

Önünde beliren gölgeden yükselen ses, içini eriten buz gibi bir fısıltıydı:

“Beklemediğin yerden gelecekler, sevgili Eylül…”

Kapı yavaşça açıldı, ardından elleri ceplerinde, yüzünde ise sinsi bir tebessümle içeriye girdi Korhan Demir. Gözlerinde kandırılmış bir kurban değil, avını tam köşeye sıkıştırmış bir avcı vardı.

“Hep dediğin gibi, kafayı yemişsin kızım,” dedi, sesi kalın ve ağır. “Ama şimdi sıra sende. Yanındaki çemberi daraltmaya başladım.”

Eylül, nefesini düzenleyip bedenini zaptetti. Korhan’ın her kelimesindeki tehdit, odanın dört köşesine yayıldı. Daha önce hissetmediği bir dikenli tel duvar örüldü etrafına.

“Senin oyunlarını, planlarını her zaman görmezden geldim,” dedi Eylül, gözleri parıldayarak. “Ama dost sandıklarımı sen koydun önüne, değil mi?”

Korhan, gevrekleşen ses tonuyla güldü. “Ah evet, dost sandıkların… Yakındaki herkes benim yeni piyesimin oyuncuları. Onları yerlerinden oynattım; senin bastığın zemini boşalttım bir bir.”

“Nasıl?” Eylül’ün sesi titredi. Kendi güvenilir bildiği isimlerin aniden ona karşı cephe alması, zihnini yıkan bir deprem gibiydi.

“Bir haber getirdim, ama önce…” Korhan cebinden çıkardığı küçük bir flash belleği masaya bıraktı. “Bunu izleyince, arkadaşlarına ne kadar güveneceğini sen de daha iyi anlarsın.”

Eylül, masaya eğildi, bir anda geçmişi kafasında karmaşık kırıntılar halinde canlandı. Gözlerinden kaçırdığı bir detay mı vardı? Yoksa…?

Flaş belleği alırken parmakları titrelmeye başladı. Etraftaki sessizlik, hafifçe çalan klimadan gelen uğultudan başka hiçbir ses yoktu.

Bilgisayarına taktı ve ekranda beliren videoda, kimsenin beklemediği isimler vardı.

Ve hepsi, Eylül’ü arkadan hançerlemeye hazırlanıyordu.

Ekranın köşesinde, en yakın dostlarından biri, başkalarının göremediği bir entrikanın parçası olarak hareket ediyordu. Yanında ona yardım eden başka isimler de ardı ardına ortaya çıktı.

“Nasıl yapabildin?” dedi Eylül, kelimeler boğazına takılırken. “Bunca zaman, benim yanımda...”

Korhan kameraya yaklaşmışçasına daha da tatmin olmuş gülümsemesiyle cevap verdi:

“Dost görünümlü düşmanların en tehlikelisidir. Bu şehirde kimin ne olduğu asla kesin değildir Eylül. Hele ki senin gibi, herkesin içine karıştığı bir oyun başladığında…”

Öfke, bir kükremeye dönüşüyor, bedeninde yankılanıyordu. Kalbi, ihanetin uğultusuyla dövülüyordu; halbuki birkaç saat öncesine kadar yanında duran kişilerin fotoğrafından, şimdi ihanetin ipuçları dökülüyordu.

Tam o anda, kapı ikinci kere vuruldu. Bu sefer daha sert, daha acı ve önünde bekleyen yüzlerce bilinmezliğin giriş işaretiydi.

Kafası dönmüş, gözleri ağırlaşmıştı ama satuşamadı. Çünkü artık etrafındaki çember kapanıyordu.

Ve o çemberin dışında kalmak, Eylül için çok daha karanlık bir geleceğin başlangıcıydı.

*

“Eylül Hüseyin, gözümün içine nasıl bakıyorsun?”

Salonda karşısındaki ses, yeni bir eski dosttu. Fakat Eylül’ün aklı hâlâ videodaki yüzlerdeydi.

“Bana ihanet edenle bir yanda, beni kurtarmaya çalışan diğer yanda... Hangisi daha tehlikeli sence?” diye sordu, sesi kırık, ama cesurdu.

Kadının gözleri ani bir çakmak kıvılcımı gibi parladı.

“Korhan’ın oyununa gelmediğini zannediyorsan, yanılıyorsun.”

O anda kapı çarptı, yeni biri içeri adım attı ve ortamın sıcaklığı yerini buz gibi bir sessizliğe bıraktı.

Bir tablonun son fırçası gibi tamamlanan o anın içinde, Eylül’un arkasında dikilen kişi, onun en büyük korkularından biriydi.

“Eylül, bazı sırlar saklandıkça ölümcül olur…” dedi alçakça, bakışları saplantılı.

Ve düştüğü en ağır saplantının ortasında, Eylül artık dost sandıklarının düşmanlığının eşiğinde, gözlerini açmakla kapanmak arasında kalmıştı.

Yeminin gölgesinde kırılan kaderler, böylece bir kez daha, pårçalanmaya mahkum edilmişti.

Ve Eylül, ne kadar güçlü olsa da, bu hesaplaşmanın sonunda ne kalacağını bilmiyordu.

Sonra kapı bir kez daha aralanınca, dışarıdaki karanlık adım adım içeriye sızmaya başladı.

---

Son… To be continued…