Chapter 10
Eylül’ün kalbi göğsünde davul gibi çarparken, gözlerindeki o eski çocukluk anısının sakladığı korkunç gerçek, artık sadece hafızasında değil, soğuk ve keskin bir bıçak gibi etrafına da yayılıyordu. İstanbul’un karanlık gecesine inat, odanın içinde bir çığlık gibi yankılanan sessizlik, onun içinde büyüyordu.
Masasında duran kahve fincanının kenarına değen parmağı, titriyordu. Bir anlığına elini çekti; Titans Plaza’nın loş ışıkları pencereden siyah bir gölge gibi süzülüyordu içeriye.
Korhan Demir’ın ofisin kapısında beliren ayak sesleri, Eylül’ün vücudunu buz gibi bir gerilimle kapladı. Her adım, ona doğru yaklaşıyor, geçmişin kabusunu anımsatıyordu.
Korhan, kapıyı araladı. O ince gülümsemesi vardı. Ancak o gülümseme, Eylül’ün içinde sakladığı sarsılmaz kararlılığın karşısında, kırılgan bir aynadan fırlamış gibiydi.
“Eylül…” dedi, sesindeki alaycı tınıyı gizleyemeden. “Neyin peşindesin, biliyor musun?”
Eylül, derin bir nefes aldı. “Biliyorum, Korhan. Senin oyunlarını ve karanlık sırlarını ortaya çıkarıyorum.” Cümlesi keskin, ama içtenlikle doluydu.
Korhan’ın gözleri bir anlık donuklaştı, sonrasında tahta sandalyeye sertçe yaslandı. “Oyun dediğin şey, karşılıklı hamleler dizisi. Ama sen, yanlış hamleyi yapıyorsun.”
Eylül yerinden kalktı. Kendinden emin ama içinde bir kıvılcım ürperti barındıran bir şekilde odanın karşısına doğru yürüdü. Elinde bir dosya vardı; üzerindeki mühür, yılların tozunu taşıyor, ancak içi umut doluydu.
“Senin gizli dosyan,” dedi. “Yıllardır sakladığın belgelerle dolu. Nihayet buna ulaştım. Artık ne kadar kıvırmaya çalışırsan çalış, gerçekler ortaya çıkacak.”
Korhan’ın yüzünde anarşik bir ifade belirdi. “Ne istiyorsun, Eylül? Beni yok etmek mi?”
“Hayır,” dedi Eylül, sesi fısıltı kadar sakin. “Ben sadece gerçekleri gösteriyorum. Senin kirli geçmişin, ailemin karanlığını paramparça ediyor.”
Korhan, aniden yerinden kalktı. Gözlerini Eylül’ün omuzundaki ardında bıraktığı gölgeye diktikten sonra, aniden ona yaklaştı. Nefesi sıcak, yüzü tehditkâr.
“Güzel kız,” dedi, “Bu yaptığın hamle, senin sınırlarını da aşacak. Bunu bilmiyorsun… henüz değil.”
Eylül, gözlerini kırpmadı. “Ama ben hazır oldum, Korhan. Artık korkmuyorum.”
İkisi arasında havada gerilim katman katman yükseldi. Paris’ten İstanbul’a dönen gece gibi karanlık, gizem dolu.
Tam o anda Korhan, beklenmedik bir adım attı. Ağzını açtı ve Eylül’ü bambaşka bir gerçekle yüzleştirecek kelimeler döküldü dudaklarından.
“Sen, benimle aynı sırrı taşıyorsun…”
Eylül lomberliğini kaybetti. Kaşları çatıldı. O anda zaman dondu. Korhan’ın beklediği cevap, Eylül’ü şoke edecek kadar derin ve karanlıktı.
Ve o an kapı çaldı, gelen ses odanın havasını büsbütün değiştirdi.
Bir yemin kadar kutsal, bir sır kadar tehlikeli; kaderler yeniden kırılmaya başladı.