Chapter 5
Işıklar titrerken… donarken… Zaman aniden ağırlaştı, sanki nefeslerimiz bile yumuşak bir sisin içinde boğulmuştu, kalbim akciğerlerimden hızlıca ayrılmaya çalışıyordu.
Kapının önündeki parmaklarım, bir an için hareketsiz kaldı. Bembeyaz bir ışığın içinde tüm o büyük beklentiler, tüm o yükler aniden anlamını yitirmiş gibiydi. İçimdeki buz kesmiş sessizlik, dışarıdan uzaktan gelen dalga seslerini ezerken kulaklarımı boğdu.
“Neler oluyor?” diye fısıldadım kendime, ama cevapları duyamadım.
O anda, koridorun diğer ucundan aceleci, hafifçe tedirgin, ama en çok da gizemli bir ses yankılandı. O ses, yıllar boyunca yanında güvendiğin, hayatında en çok yanında duran kişi, Efe’nin sesi idi.
“Ela... planımız tutmayacaksa şimdi harekete geçmeliyiz.”
Kalbim, göğsümden ağzıma zıpladı. Efe!
Vücudumdaki her kas aniden tetiklenmiş gibi sertleşti. Yıllardır onu tanıyorum, tanıdığımı sandığım… Ama o sözleri duyduktan sonra, içimdeki şüphe zehri yavaş yavaş vücut sıcaklığımı düşürmeye başladı.
Ayağa kalktım, titriyorum. Ellerim aralık ellerime değiyor, ama ellerim bile bana yabancı gibiydi.
“Ne saçmalıyorsun, Efe? Planımız neydi?” diye fısıldadım.
Bir an için onun yanına doğru koşmak istedim, ama bacaklarım tuz buz olmuştu, hareket edemiyordum.
Derin bir nefes aldım. İçimdeki fırtına, gözlerimi yanaklarıma sarkıtan nemli çizgiler haline geldi. Ardımda kalan koridor, eski bir film şeridi gibi anılarla doluydu. Gözümün önünde Efe’nin gülümsemesi, uzunca sohbetlerimiz, en zorlu anlarımda yanımda olan o kırılgan ama güçlü duruşu canlandı.
Ama şimdi, tüm o sıcak anların yerini bıçak gibi keskin sessizlik aldı.
Efe’nin elinde, küçük bir cep telefonu parladı. Ekrandaki mesaj rahatsız edici bir cızırtıyla titreşiyordu.
İçimdeki korku, gözbebeklerimi genişletti. Mesajı gizlice okuma dürtüsü, kuralları, yeminimi, kendi iç sesimi susturuyordu.
"Deniz… gece 23.00’te eski limanda."
Telefonu yere düşürmek, onu suçlu ilan etmek gibiydi. Ama artık elimde hiçbir seçenek yoktu. Bu mesajda saklanan karanlık sır, yeminimle bağdaşıyor muydu? Yoksa yeminim en güvendiğim kişi tarafından mı parçalanacaktı?
Yavaşça adımlarım yön değiştirdi. Her hareketim bir sarsıntı, her nefesim ansızın bütün izleri yok eden bir hava gibi ağırlaşmıştı.
“Efe… neden bana bunu söylemedin?” diye içimden yankılanan soru dışa çıkmaya cesaret edemedi.
Limana doğru inerken gece, soğuk bir rüzgar alnımı çarptı. Yüzümdeki hafif ter, bulutların arkasından gizlenen ay ışığında parıldadı. Deniz'in adı dudaklarımda bir lanet gibi dolanıyordu.
Karanlıkta, eski limanın tahta iskeletleri arasında bir siluet uçuşan küçük bir ışıkla dans ediyordu. Efe’nin o siluete doğru sessiz adımlarla gittiğini gördüğüm an, yıkımın ilk kıvılcımı içimde yandı.
Dünyam, bir kez daha, temelinden sarsılıyordu.
Ve tam o anda, Efe’nin Deniz’le yüz yüze geldiği anın gerilim yükü, benim içimdeki yeminle, ihanetiyle patladı.
*
“Bunu neden yapıyorsun?” diye fısıldadı Deniz. Sesinde soğuk, ölümcül bir alay vardı.
Efe, tereddütle cevap verdi.
“Plan ilerlemeli. Ela bunu öğrenmemeli.”
O kelimeler, geceye bıçak gibi saplandı.
Ve ben, o anda, ilk defa… en güvendiğimin sırlarla dolu bir ihanetin gölgesinde, iki yüzlü bir oyunu oynadığını anladım.
*
Gece, soğuktu. Rüzgârın taşıdığı tuzlu deniz kokusu, söylenmemiş acıların üzerine dolmuştu.
Ve ben, kapının önündeki donmuş ışık anından sonra, ufkumda beliren en büyük ihanetle karşı karşıyaydım.
Efe’nin kim olduğu, Deniz arasında kalbimi kanatan kahverengi gölgelerle birleşiyordu.
Adım adım, bir yemin kırılırken, bir dostluğun sonu gelirken ben oradaydım.
Ve şimdi, hem kendi yeminimi hem de hayatımı sorgulamanın tam eşiğindeydim.
*
Bir saniye daha durma.
Kapı aralıktı. İçeri doğru hafif bir ışık süzülüyordu.
Ve orada, tam bizim dünya ile karanlığın buluştuğu yerde, Efe Deniz ile gizlice buluşuyordu.
O anın ağırlığı, nefesimi kesti.
“Ne yapacağım ben şimdi?” diye fısıldadım, ama cevap gelmedi.
Ve tam o anda, kapı arkasından bir gölge belirdi.
*
Ve sen, gözlerini bir saniye bile kırpma.
Çünkü sırlar, gelecek yeminleri kötüye sürükleyecek. İhanetin ilk kıvılcımları alevlenmek üzere.
— SON —