NoveliqaYemin Kırılamaz: Sonsuz Kaderin Savaşçıları / Sadakatin Bedeli :0%
Log in

Chapter 3

Sadakatin Bedeli

Kapı aralandı ve soğuk, derin bir karanlık oda boyunca yayıldı. Adımların sesi, kulak zarlarımı delip geçen bir davul gibi çınladı içimde. Karnımda, buzdan ince bir bıçak gibi kıvranan korku, nefesimi kesiyor, her hücremi tıkanmış bir fısıltı gibi örmüştü. Gözlerimi kırpmadan, gölgeye odaklanmaya çalıştım.

“Gerçek yeminini bilmeye hazır mısın, Ela?” diyen ses, hala baharımda, içimde yankılanıyordu. Deniz… Deniz Karabulut.

Kalbim küt küt atarken, ellerimde terin serin damlaları dolaşıyordu. Yeminimin ağırlığı bedenimi örttü, ama içimde bir kor gibi yanıyordu; yeminime sadakat, bir o kadar da incinmiş gurur. Ona gösterdiğim yüz; delikanlı ve sarsılmaz. Ama içimde, dalgalar gibi kabaran korku ve şüphe inceden inceye sarmalayıp boğuyordu beni.

Gölgeye doğru adımımı attım. Her bir adım, düşüncelerimi keskin bir bıçak gibi keserken, rüzgar odanın penceresinden hırlayarak içeri doldu; kehribar renkli sonbahar yapraklarının çıtırtısı gibi, ölüm ve yıkımın habercisiydi.

“Beni korkutabileceğini sandın, değil mi?” dedim, nefesim buharla renklenmiş. “Yeminim demirden, kelimelerden değil. Senin oyunların beni kırmaz.”

Gölge güldü, derin ve acı. “İşte burası yanılıyorsun, Ela. Yemin, kelimelerle yazılmaz; ruhunda kırılır.”

Çene kaslarım sertleşti. Bu meydan okuma... Deniz biliyordu, beni alt etmek için önce yeminimi kırmalıydı. Ve yeminimin özü; sevdiklerimdi.

Tam o anda telefonum titredi. Ekranı açtığımda, ismimle birlikte bir mesaj belirdi:

Kardeşin Arda ortadan kayboldu.

O an, dünya sessizleşti. Kalbimin en derin köşesinde, bir buz kütlesi çatladı ve karanlık bir boşluğa düştüm. Gözlerim, ilk defa kontrolsüzce yaşlarla doldu; aşağı inen bir damla, çenesine doğru süzüldü.

“Arda!” diye fısıldadım. Tek kelimeydi, ama içinde fırtınalar barındırıyordu. Ela Yılmaz... şimdi o yalın gerçek karşısında duruyordu. Yemin, artık sadece kelimeler ya da babamın mezarına verdiğim sözler değildi. Sevdiklerimin canının tehlikede oluşuydu bu.

Deniz yerinde durmuyordu. Karanlık gözleriyle beni sarmaladı, avcunun içine sıkıştırmak istercesine. “Sadakatin bedeli ağırdır, Ela. Daha öğrenmedin ama çok yakında öğreneceksin.”

Onun sözleri, ciğerlerimde kıvılcımlar çakmaya başladı. Ve ben, yeminimin ne kadar kırılgan, ama bir o kadar da kutsal olduğunu anladım.

Geceye yöneldiğimde, yalnızca bir amacı vardı: Arda’yı bulmak. Çünkü eğer onu kaybedersem, elimde geriye kalan hiçbir söz, hiçbir yemin, hiçbir sadakat kalmayacaktı.

---

Kapının çarpmasıyla irkildim. Kafam dönüyordu, nabzım yaklaşıyordu. Arda’nın kayboluşu, karanlık sokakların soğuk nefesi gibi üzerime çökmüştü. Pencereden dışarıya baktım; yıldızlar bile sönmek üzereydi.

Ve kapı tekrar vurdu… Bu sefer, sessizlikten daha keskin bir şey vardı arkasında.

Sessizliği bozan tek şey, kayıp bir nefesin yankısıydı.

“Arda…” dedim, kalbim fare kapanı gibi sıkışmışken.

Ama yanıt, yoktu.

---

Bir sonraki sayfaya hazır mısın? Şimdi gözlerini kırpma… Çünkü en karanlık sırlar, en beklenmedik anda ortaya çıkar.