NoveliqaYemin Kırılamaz: Sonsuz Kaderin Savaşçıları / İçindeki Savaş :0%
Log in

Chapter 10

İçindeki Savaş

Zaman, o an elinde tutamadığı kum taneleri gibi Ela’nın parmaklarının arasından kayıp gidiyordu.

Kapı gıcırdayıp aralandığında, karanlık aniden sırıtışını gösterdi.

Odaya süzülen soğuk hava, teninde titreyen bir rüzgar gibi dolaştı. Kalbi göğüs kafesinde, gitgide daha hızlı çarparken, ayakları yerden kesilmiş gibiydi ama hala yere basmak zorundaydı. Gözlerini karanlık dehlizlere dikip arıyordu; gelenin kurtuluş mu yoksa lanet mi olduğunu.

Bir adım... Sonra bir başka. Sesler, gecenin içinde yankılanan sessizliğin içinde yankı buldu.

Ela’nın elleri istemsizce yumruklandı. Parmağındaki yemin yüzüğünün soğuk metali, içindeki alevleri dindirmeye yetmiyordu.

Karanlık, yalnızca etrafını değil, tam da içinde büyürken, direnmek istercesine ruhunda çatlaklar açıyordu. Kendi kendine fısıldadı, zihnindeki korkularla savaşarak:

“Neden bu kadar derinlere gömüldün, Ela? Bu karanlık, seni esir almadan önce yak?”

Tahtından kalktı. Evindeki odaya sıkışan hava, ağırlığını kaybetmiş gibiydi; her nefeste biraz daha soluk alıyordu. Ama içindeki savaş, her geçen saniye daha da çetinleşiyordu.

Birden, duvardaki aynaya takıldı bakışları.

Yansıması... Tanıdık ama artık o değildi. Gözlerinde bir şeyler farklıydı. Gecenin koynunda sakladığı öfkenin, umutsuzluğun ve korkunun karışımı vardı.

Yansıması titredi. Ağır bir sessizlik çöktü odanın içine. Görünmez bir sınır vardı aralarında; sınır ki, sadece bir an içinde tüm dengeleri değiştirebilirdi.

Ela, göz kırptı. Yansıma da göz kırptı ona... Ama o, kendi hareketini takip etmedi.

Bir çatırtı. Küçük ama keskin; sanki aynanın içinden bir ses fısıldıyordu:

“Beni dinle, Ela... Kendi karanlığının içinde kaybolma.”

Elektrik gibi vuran kelimeler omurgasında tuğla gibi ağırlaştı. Korku, öfkeye evirildi.

“Kim... konuşuyor?” diye inledi.

Ama karşıdan sadece derin, keskin bir nefes duyuldu. Yansıma kıpırdamadı; yüzünde sinsi bir tebessüm yayıldı.

“Ben senim. Senin gizlediğin, korktuğun, suskunluğa gömdüğün. İşte şimdi benimle yüzleşme zamanı.”

Ela geri çekildi, elleri aynaya parmaklarını bastırdı. Aynanın soğukluğu, derinlikten yükselen bir değil, bin fısıltıyla birleşti.

Kalbinde kopan fırtına, dışardaki sessizliği parçalıyordu. Gözlerindeki kızıllık, yansımanın üzerine çöken gölgelerle savaşırken, bedeni irkildi.

“Yeter! Seni dinleyemem, seni tanımıyorum!” diye bağırdı.

Ama sesindeki titreme, onun göğsünde patlayan savaşın ne kadar derin olduğunu ortaya seriyordu.

“Bunu reddedemezsin, Ela. Bu savaş içimizde başladı. Kazanan ya da kaybeden yok artık... Sadece hayatta kalmak var.”

Yansıma yavaşça gözlerini kısarak yaklaştı. O an, sanki başka bir gerçeklik kopup gelmişti; elleri aynanın yüzeyinden geçip dışarı çıkacakmış gibi.

Ela bir adım geri çekildi, nefesini tutarak bekledi.

Kalbinin derinliklerindeki savaş, dışardaki karmaşadan daha çetin, daha acımasızdı. Her anı, bir seçimle doluydu: Karanlığa teslim olmak mı, yoksa kendi ışığını yakmak mı?

Sessizlik ağırlaştı. Saatin tıkırtısı bile duyulmuyordu. O sadece kendi düşmanı, kendi esiri, kendi kurtarıcısıydı.

Ve tam o an, bir fısıltı daha yükseldi odada. Aynadan değil, daha derinlerden geldi:

“Hazır mısın, Ela? Kendi karanlığını kucaklamaya... yoksa onu öldürmeye?”

Ela’nın gözleri dondu, bedeni hareketsiz kaldı. Kilitlenen zaman, yankılanan ses, kalbindeki çatlaklar... Hepsi birleşti.

Ve o an kapı tekrar çalındı.

Çalmanın sesi; yaşam ile ölüm arasında ince bir çizgide asılı kaldı.

Ela, korkuyla ve ölüm kalım savaşıyla dolu bir nefes aldı.

İşte şimdi, içindeki savaşın gerçek yüzü ortaya çıkacaktı.

---

KAPI ÇALDI!