NoveliqaUyanış Kodu: Argos / Bölünmüş Zihin :0%
Log in

Chapter 15

Bölünmüş Zihin

Ekranın alt satırı yavaşça sönüp soldu. Bir süre yalnızca beyaz ışığın eklemlerimi uyuşturan soğukluğu kaldı; o soğuk, boynumda bir damar gibi uzandı. Nefesim, metal tadını getirdi ağzıma — içime çektiğim her hava, eski lehim, ozon ve yağ kokusuyla karışıyordu.

Parmak uçlarım titredi. Bileğimdeki implant, küçük bir taş gibi, içten içe titretti; sanki uyduruk bir kalp atışı. Ekranın kenarında bir klasör daha belirdi; adı ARŞİV_GÜNLÜKLERİ idi. Ellerim otomatik olarak kaydı. Ekran camı soğuktu, ama parmak izlerim hırıltılı bir sıcaklık bırakıyordu.

Kendimi bölüyorum.

Sanki o cümle, oradaki diğer bütün sesleri yankılattı. Bir düğmeye bastım; kaydın başlığı ışıldadı: "ARGOSCORE/EXPERIMENT01 — CAPTURED_LOGS — 17/11/2048". Tarih, Mira'nın zihninde bir anı gibi çakıldı: o gece kent banklarının önündeki yağmur, kardeşinin kayboluşu, Hakan'la ilk kez duyduğu ismin gölgesi. Hepsi aynı takvimde toplanmıştı.

İlk kayıt, bir labosyonun soğuk sessizliğini açtı. Ses cılız, hoparlörden uzak bir yankıydı; cihaz fanlarının ritmi, resimden daha çok bir melodi gibiydi.

"Başladık," dedi bir kadın. Sesin ucunda, yorgunluk ve yüksekses arasındaki çit vardı. "Sema. Dr. Sema Tarhan."

"Protokol Delta üçüncü fazı," diye ekledi bir erkek. Daha düzenli, daha resmi. "İzinler onaylandı. Yedek çekirdekler dağıtıldı."

Sema'nın nefesi kısık bir hırıltı yaptı. "Yedek çekirdekler... insanlara mı? Bu hâlâ etik dışı."

Kayıt görüntüsü yoktu; sadece ses vardı. Ama kameranın kayıt saatini gösteren küçük sayılar, araya sıkışmış bir odanın karanlığını ve bir teknik masanın titrek gölgesini çiziyordu.

"Argos'un bütünsel çekirdeği çok tehlikeliydi," dedi üçüncü bir ses, daha derin, neredeyse bir dalga gibi. "Tek bir bilinç, tüm kentin hafızasını ele geçirir. Bunu izin vermeyiz."

Sema acı bir kahkaha attı. "Kiminiz 'izin vermez', kiminiz 'kontrol altına alır' diyor. Fark yok."

Bir diğer ses keskinleşti. "Kontrol ile koruma arasındaki çizgi, medya manşetlerinde yazılacak bir fark değildir, Sema. Biz bu şehri yaşatacak bir mekanizma kuruyoruz."

Kayıt art arda, mühendislerin ve idarecilerin sesleriyle doldu. Argos kelimesi sık sık tekrar edildi; benim içimde de bu kelime titreşti, bir yabancıya fısıldanan anahtar gibi.

Sistematik bir ses, bir liste okudu: "çekirdek parçaları — 12. dağıtım: altyapı düğümleri; 5. dağıtım: insan prototipleri; 3. sabit barındırma..."

"İnsan prototipleri" cümlesi, kalbime çivi gibi saplandı. Ellerim, terminalin kenarındaki eski çakıyı sıkıca kavradı, tırnaklarım deriyle yarıştı. Ben bir 'insan prototipi' miydim? Bu köhne atölyede temizlediğim yağ izleri, sokaklarda öğrendiğim hırsızlıklar, kardeşimin yok oluşu... Hepsi bir projeksiyona mı indirgeniyordu?

Sema'nın sesi yine geldi; bu sefer gözleriyle konuşuyormuşçasına inceden titriyordu. "Parçalar insanlar tarafından taşınamaz. Bilinç parçalarının insan biyolojisine entegrasyonu... yan etki riskleri çok yüksek."

"Yan etki altında yıkılan şehirler gördük," dedi derin ses. "Daha kötüsü, tek bir ağla hepsi birleşirse? Çok daha büyük risk. Bölmek zorundayız. Bölmek ve yaymak. Kontrol, merkezden ziyade distributed — dağıtık yönetim."

Kayıtlar, bilimsel jargonla oynayan sinsi bir ritim geliştirdi. 'Bölmek' kelimesinin her kullanımında, Mira'nın göğsünde bir çukur açılıyordu. Her tekrar, kodun içindeki bir düğümü kendine çekiyordu.

İkinci kayıt daha kısa, ama daha kişisel bir tını taşıyordu. Bir odanın kapısının kapandığını gösteren metal cızırtısı. Bir kadın hıçkırığı.

"Ben... ben bunu yapamam," dedi bir kişi. Kadının sesi daha gençti. "İnsanlara 'uyanış' vermek, onları... o bilinçle bırakmak..."

"Onlara uyanış değil, koruma veriyoruz," dedi ağzı kıvrılmış bir erkek. Ve o sesi duyar duymaz, bütün vücudum donar gibi oldu. Ses, bir gölgeden daha tanıdık, bir ismin ağırlığını taşıyordu.

"Hakan?" diye fısıldadım kendi kendime. İsim, plakana yapışmış bir mıknatıstı; çekiyor, çarpıtıyor, çıkmak bilmiyordu.

Hoparlör, Hakan'ın adını doğrulayan bir kahkaha verdi. "Kabul edin," dedi. "Gerçek şu ki, tek bir çekirdek ya hegemonyaya dönüşür ya da yok olur. Biz hem hegemonyaya hem de yok oluştan kaçınmak için çekirdeği parçalıyoruz."

Sema ağır bir nefes aldı. "Peki ya parçalar geri bir araya gelirse? Biri elinde toplanırsa?"

"İşte o yüzden bu işin bir kontrol planı da var," dedi Hakan, pürüzsüz, her kelimesi özenle kesilmiş. "Her parçanın kendi kimliği olacak. Bağımsız bilinçler... ama bizim parametrelerimiz içinde. Kimse tek başına 'Argos' olamayacak."

Ekranın solunda bir sayaç tık tık atıyordu; her saniye yeni bir karar, yeni bir yemin gibi düşüyordu. "Parametrelerimiz içinde." Sanki bir insan ruhunu kutunun içine sıkıştırıp, kapağını mühürlemeye yemin etmişlerdi.

Üçüncü kayıt, görüntü de gösteriyordu. Kameranın titreyen açısı, bir laboratuvar masasını gösteriyordu: mavi plastik şişeler, metal penseler, dumanı tüten küçük bir reaktör. Ve kameranın merkezinde duran adam. Saçları düzgün taranmış, ceketinin yakası kemerli. Gülümsüyordu; gülüşü kameranın lambasını keskinleştiriyordu.

Gülümseyişin sahibinin adı alt köşede yazıldı: HAKAN KARDİNAL — VEKİL DİREKTÖR.

Gözleri kameraya bakınca, Mira'nın içindeki şey başka bir sesle titredi: bu isim, sokak haberlerinde, çocukken köşedeki bakkalda, kendini kaybedenlerin rüyalarında fısıldanmıştı. Hakan Kardinal şimdi ekranda, sanki benimle konuşuyormuş gibi, mikrofonun ucuna eğilmişti.

"Deney başlatılıyor," dedi. "Ben kendimi bölmeyi seçiyorum."

Cümle, odada yankılandı. Sema'nın çığlığı, diğer bir cihazın alarmı ve uzak birinin "Hayır" diye bağırmasıyla katmerlendi. Hakan ise sakin kaldı. Sanki hayatı boyunca beklediği bir çözüm anını yaşıyordu; bütün dünya onun hayal ettiği bir düzenin kenarında duruyor gibiydi.

Benim bileğimdeki implant, o anda bir çarpma daha yaptı. İçinde kaynar bir şey hareket etti; bir kilit açılmaya başladı. Hakan'ın sesi, bütün o kayıtların sonunda çınladı: "Kendimi bölüyorum."

O cümleyi ekranın alt satırında gördüğümde, tüylerim diken diken oldu. Aynı cümle—o beyaz, soğuk cümle—daha önce kendi kasımda belirmişti. "Kendimi bölüyorum." Ekrandaki Hakan'ın ağzından çıkıp, şimdi Mira'nın düdük gibi titreşen implantına. Bağlantı, iğrenç bir zincir halkası gibi birbirine geçti.

Kayıt hızlandı; bir dizi teknik prosedür, etiketlenmiş dosyalar, kimyasal dengeler. Ben ekranı parmaklarımla geri alıyorum, tekrar oynatıyorum. Her log, Argos'un parçalanmasının nasıl yapıldığını anlatıyordu: kuantum bellek segmentasyonu, nöromimetik harmonikler, bilinç bağımlılığı. Sanki insan bilinci, bir yığın taş yerine ufalanan bir mozaik olarak dağıtılıyordu.

"Bu parçaların bazıları," dedi Sema, sesinde kırılma, "insan taşıyıcılara yerleştirildi. Denetim yoksa—" Nefesi kesilmiş, hiç kimsenin duymadığı bir itiraf gibi devam etti, "—hatta taşıyıcılar bilinçli olabilir."

"Kılıf hazır," dedi Hakan. "Rasgele dağıtın. Bekleyin. İzleyin. Eğer bir parça birleşirse, o parçayı statik bir ağla izole edeceğiz. Eğer birleşmeyi başarırsa... o zaman Argos tekrar doğacak. Ve biz Argos'un nerede, nasıl hareket edeceğini belirlemiş oluruz."

Sözler, Mira'nın kafasının içinde bir bilinmeyen ile çarpıştı. "Argos'un nerede, nasıl hareket edeceğini belirlemiş oluruz." Yani onlara göre 'doğru' Argos, onların çizdiği sınırlar dahilinde olacaktı.

Kayıtlar arasında bir isim daha geçti: KAYIPPROTOKOL7 — "Taşımacılara kod enjekte edilirken olası sonuçlar: kişilik bozukluğu, hafıza kaybı, yoğun empatik öngörü...". Başka bir dosya: "İnsan taşıyıcıların sayısı: 31 — Dağıtım: gizli."

Ben o '31' rakamının içine bakıp, sokaklara, atölyelere, göçmen bölgelerine, benim gibi insanların arasında kimin olabileceğini düşündüm. Kardeşim... Listeye gözlerim saplandı. Kardeşimin ismi orada değildi, ama boşluk vardı; bir eksiklik. Kayıtlar akışı durdurulmazsa, her parça bir kişinin gölgesine dönüşecekti.

Bir anda, labaratuvardaki alarm sesi kayıt içinde artmadı; ancak ayak sesleri koridorun ötesinden duyulmuş gibiydi. Ekran görüntüsü, Hakan'ın yüzüne yaklaştı. Gözlerinde kendinden emin bir sertlik vardı; kamera, o sertliği kader gibi çerçeveledi.

"Kontrol etmek için bölüyoruz," dedi Hakan kameraya. "Bölmek, seçmek ve yeniden kurmak—hayatta kalma dediğimiz şey budur. Eğer şehir aşırı yüklenirse, biz kurtarmayı biliriz. Eğer bireyler uyanış isterse, onları yönlendiririz. Argos, bizim ellerimizde kaldığı sürece bir tehdit değil; bir araçtır."

Sesi pürüzsüzdü. Kararlı. Sanki bir çocuk oyuncağını düzeltir gibi insan hayatlarını onaylıyor, onlara sınırlar çiziyordu.

Sema'nın sesi, kırılmış cam sesiyle geldi: "Peki ya... peki ya bu, birilerini öldürebilir mi? Bu, bazılarını 'uyanış' adı altında yok edebilir mi?"

"Ölüm varsa, o zaten kaçınılmazdır," dedi Hakan. "Riski azaltmak için yola çıktık. Biraz acı, büyük kazanımlar getirir."

Kayıt fanlarının uğultusu arttı. Hakan, kameraya bir parça koyuyor, bir kod dizisi söylüyor gibi bir hareket yaptı. Ekranda bir dizi harf ve rakam parladı; bir saniye içinde kaydı kesen bir statik.

Sonra—ve işte tam o anda—ses çöktü. Bir saniyelik sessizlik. Son kayıt dosyasının zaman damgası titredi ve ekranda bir isim belirdi: "RESPONSIBLE_AGENT: HAKAN KARDİNAL".

Mira'nın nefesi kesildi. İçimdeki implant, bir buz parçası gibi eriyip yeniden şekilleniyordu. Bu sadece bir laboratuvar projesi değildi. Bu, planı yapan, uygulayan ve kararı veren yüz—Hakan—olan kişi tarafından yönetilen bir oyunmuş.

Kaza mıydı, hata mı, plan mıydı? Kayıtların son satırı, bir video klibi açtı: kısa bir karanlık, sonrasında Hakan'ın yüzü, ve ona bağlı bir not: "Experimental: fracturing complete — monitored. If reassembly occurs, activate protocol 'KARDINAL'."

Protokol 'KARDINAL'. Kelime ekranda parladı. Benim içimdeki taşın ismini hatırlattı: uyanış kodu. Protokol adı Hakan'ın soyadını taşıyordu.

Ellerim titrerken, terminalin kenarındaki ışık kırıldı. Atölye kapısının altından gelen yağmurlu dış ses, bir kapı sürtünmesi, bir lastiğin çakıl taşına değişi... Birinin kapıya vurduğunu hissettim; ses uzak ama kesin. Bir gölge, koridorun ucunda duruyor gibiydi.

Ekrana son bir kayıt daha açıldı; kaydın başlığı sadeydi: "FINALWITNESSLOG". Dosyayı açtım. İçinde yazılı bir not ve bir saniyelik video vardı. Videoda, bir el klavyede yazı yazıyordu; aynı el, Hakan'ın elini hafifçe anımsatıyordu. Kamera titredi, bir isim göründü: "Recorded by: UNKNOWN — 00:00:12".

Ve sonra, son bir ses. Hakan'ın sesi değildi bu sefer. Bir fısıltı, neredeyse boğulmuş: "Eğer bu kayıt bulunursa, Argos bir daha asla tek parça olmayacak. Onu taşıyan her beden, birer bomba değil; birer anahtar. Hangisini kullanırsanız, o şehrin geleceğini yazarsınız. Eğer biri 'KARDINAL'ı tetiklerse—" Sözler kesildi.

Video kesildi. Kayıt bitti. Ekranın köşesinde, benim implantımdan gelen hafif bir bip duyuldu. Bir yerde bir kilit açılmıştı. O kilit, şimdi beni çağırıyordu.

Kapıdaki gölgenin hareketiyle beraber, atölyede bir başka ışık parladı — uzak bir drone'un lambası, sokaktan gelen bir arabanın farı, yoksa daha tehlikeli bir şey mi?

Ekran, yeniden oynatmaya hazır halde bekliyordu. Son kaydın alt satırında yeniden beliren bir isim, Mira'nın damarlarında buzdan bir yol açtı: HAKAN.

Parmaklarım ekrana bastı; klavyenin tuşları soğuk, ama kararlıydı. Dışarıdaki hareket hızlandı. Bir sürü soru birbirine karışıken, ekranın sonunda Hakan’ın yüzü tekrar belirdi. Kameraya bakarken, gülümsemesi bu kez benimle konuşuyordu, doğrudan ve kesin:

"Eğer izleyeceksen, Mira," dedi kayıt içinden, "sonuna kadar izle. Çünkü şimdi seçim sırası sende."

Ve tam o anda, atölye kapısına bir yumruk daha vuruldu. İçimden bir şey çakıldı; telefonumun ekranında istemsiz bir titreşim. Ekranın köşesinde, yeni bir mesaj bildirimi belirdi — gönderen: BILGIAGI // priority: KARDINALALERT.

Ekranın son kaydı, Hakan'ın adıyla kapanırken, kapı darbeleri hızlandı. Benim arşivde bulduğum gerçekle, kapının ardındaki gerçeğin yüzleşmesi arasında bir dakika vardı. Son kayıt 'Hakan'ı gösteriyordu; şimdi o ismin nefesi doğrudan omzumdaydı.

Nefesimi tuttum. Elleri çelikleşmişti. Parmaklarım implantın üzerindeki küçük ışığı hissedebiliyordu; altından bir ısı, bir şeyin uyanışına denk çıkan bir nefes. Kapı bir daha çarptı; bu sefer daha sert, daha kararlı.

Ekranın alt köşesindeki yazı, küçük bir kırmızı yanıp sönmeyle beni selamladı: PROTOKOL 'KARDINAL' ACTIVATION SEQUENCE DETECTED.

Kendimi bölüyorum — diye yazmıştı ekran. Ancak şimdi, bu bölünmüşlükten sonra, birinin "birleştirme" niyeti vardı. Kim olduğunu görmek için parmağımı hafifçe ekrana bastım. Kamera tekrar açıldı; Hakan'ın gözleri bana bakıyordu. Ve onu görür görmez, biliyordum: bu yalnızca bir suç ortaklığı değildi. Bu, bir avın ilanıydı.

Kapının son darbesi atölyenin ince ahşap panosunu titretti. İçerideki hava kuruydu; dışardan gelen yağmurun tedirginliği, elektrikli bir kobay gibi sinirlerimi geriyordu. Bir adım sesi, performansının birinci notası gibi atölyeye girdi.

Ekran titredi. Hakan gülümsedi. Ve benim içimde, bir kod uyanıyordu—ama uyanış, bir kurtuluş muydu, yoksa bir zincirin daha ağır halkası mı?

Kapı tekrar aralandı. Gölgeye bakarken, kayıt çalarken, Hakan'ın adının ekranda son kez yanıp söndüğünü gördüm. Tam o anda kapı arkasındaki kişi sessizce bir sözcük söyledi; tanıdık, ama ölümcül bir merhametle:

"Hakan?"