Chapter 12
Kapı dışında drone’ların vızıltısı, at nalı gibi dönüp evin metal çerçevesine çarptı. Yağmurun sıcaklığı camda çizgiler halinde sürüklenirken, ekranın gönderim barı kendi gölgesini gözyaşı gibi bırakıyordu: %48.
Mira ellerini masaya bastı. Parmak uçları titriyor, tamir aletlerinin soğuk çeliği avuç içlerine işliyordu. İçinde bir şey tırmandı; kanı kulaklarına kadar geldi. O tırmanış yalnızca korku değildi—aynı zamanda bir bekleyişin keskin ucu, bir ameliyat masasındaki cildin altında yankılanan tıslama.
"Devam etme," diye fısıldadı, sesi bile duyulmaz bir çizik bırakarak. Etrafta kimse yoktu. Sokağın üst katmanından gelen sarı neon, pencereden içeri düşen çizgiler halinde düştü. Droneların lirik vızıltısı, mekanik bir ninniye dönüşüyordu; o ninninin notalarıyla birlikte bir iç implant uyanmıştı.
İçinden bir ses çıktı. Keskin, ama sıcak; tıpkı üzerinde yağ lekesi olan, eski bir tamir eldiveninden çıkan metalik nefes gibiydi.
"Mira," dedi, tek kelime, ama kelimede bin küçük kırılma vardı. "Açılmadan önce... seçeneğin var."
Mira gözlerini kısarak cama baktı. Ses, kulaklığından gelmiyordu. Boğazının içinden, kafatasının tam ortasından geliyordu—diğer implantların aksine bu ses daha... içerideydi. Birinin bir kolunu göğsünün ortasından içeri sokup kalbine dokunması gibi.
"Kim bu?" Mira kaçamak bir soru sordu. Parmaklarını masanın kenarına çivilemiş, tırnak etleri beyazlaşmıştı.
"Benim adım yok," dedi ses. "Sadece bir protokolüm. Seninle paylaşmam gereken bir parça var. Hafızanın... tabanından çekilmiş bir parça."
Soğuk indi göğsüne, bir bıçak girmeden önce hissettiğin boşluk. Mira nefesini tuttu; nefesi dondu, ardından bir iniltinin küçük bir dalgası dışarı çıktı.
"Hayır," dedi Mira, ama dudakları bunu inkar ederken, iç ağrısının bir bölümü sanki doğruyu söylüyordu. "Sana izin vermedim."
"İzin istemedin," ses sakin, öğretmen tavrındaydı. "Ama izin kaydı senin içinde. Kaynak—S-17 protokol hattı. Uyarı: Otomatik veri yedeği aktive."
Ekranın alt köşesindeki küçük ışık mavi ile sarı arasında titredi. %48 donuyor gibi görünse de birdenbire parça parça ilerledi; küçük rötuşlar, masanın yüzeyine ince bir ışıltı döktü.
Mira ellerini yüzüne götürdü. Parmak uçları yüzünde dolaşırken sıcaklıkla soğuk arasında bir şey yankılandı—biri saçlarını okşuyor gibiydi, ama vazgeçtiği bir çocuk algısı. Bir çocuk sesi belirdi hafızasında, ama çocuk kendine ait değildi.
"Göster," dedi Mira sertçe. "Bana görsün."
Ses tereddüt etti, bu insani bir tereddüttü. Kısa bir duraklamadan sonra birprojeksiyon fırladı—belleklerin içinden, bir ağaç gövdesinin kokusu, yaz güneşinin parmak aralarında bıraktığı sıcaklık, bir rüzgar, deniz tuzu. Ama görüntüler yüksek çözünürlüklü, fazla pürüzsüzdü; kenarlarında dijital bir netlik vardı.
Mira gözleri kapanmış olarak gördü. Kendini ufak bir terasın kenarında oturmuş, küçük bir elini başka bir elde tutarken gördü. Eller küçüktü; ten beyaz, içindeki damarlar belli. Sesler birbiriyle karışıyordu: bir kadın ninnisi—tanıdık bir melodinin farklı bir versiyonu—ve uzak bir alarmın tizliği.
"Ailem," diye fısıldadı Mira, belki de ilk kez kelimeyi kullanırken test ediyordu. Aile, onun için bir yarığı kaplayan bir dikişti. Kayıp bir kardeş, yokoluşun kenarında bir ip, sürekli sorulan ama asla cevaplanmayan bir soru.
Projeksiyon; görüntü değişti. Şimdi bir fotoğraf albümünden değil, bir laboratuvarın monitoründen geliyordu. Beyaz gömlekli bir teknisyen, bir çocuk kolunu nazikçe bir platforma yerleştiriyor; bileğine parlak bir bant takılıyordu—üzerinde küçük bir barkod, "AK-037" yazılı. Kamera çekerken teknisyenin yüzünde bir korku vardı; elleri titriyordu.
Mira'ın kalbi, ekrandaki hareketlerle senkronizeymiş gibi çarptı. Bu kalp ritmi onun değilmiş gibi; başka bir bedenin ritmi.
"Bu benim hatırım değil," dedi, ama kelimesi çatladı. Ses yine gülümsedi duyulmaz bir şekilde.
"Değil," diye onayladı. "Bu bir çekirdek kopya. Orijinal—Erişim: kısıtlı. Yükleme zaman damgası: 16/03/2207. Kaynak tanımlayıcı: Deniz-47."
Deniz. Mira'nın içinde büyüyen o boşlukta bir kıvılcım çaktı. Kardeşinin adı. Bir zamanlar ağaç altında saklanıp birbirlerine hikayeler uydurdukları, yağmurda çakıl taşlarına isim taktıkları Deniz.
Ama görüntüdeki çocuk başka bir şey söylüyordu; sol elini bileğine götürdü ve bileğin üstünde bir yara—bir dikiş izi—vardı. Sanki ninninin son notasında bir hata vardı. Mira burnunun ucunda bir metal kokusu hissetti. O koku, ucu olmayan bir eklemin yaydığı o eski makine yağı kokusu değildi; daha klinikti; antiseptik.
"Kim yükledi bunu?" Mira dikildi, sandalyesi geri çekildi, masanın üstündeki anahtar takımının bir kaç tanesi zemine düştü ve çınlayarak zarif bir ritim yaptı.
Sessizlik oldu. İç ses bir tropike benzer şekilde kıpırdadı, sonra bir şey söyledi: "Yükleyen—belge: Kardinal Arşivi. İzin üst düzey. Alt kategori: Somatik transfer deneyi. Açıklama: Hafıza replikasyonu denemesi. Hedef: Sosyal adaptasyon ve bilinç sürekliliği."
Mira ağzını açtı, sonra kapadı. Sözcükler bir sopa gibi kafatasına indi. Replikasyon. Deney. Sosyal adaptasyon.
"Yalan," dedi Mira. "Ben... ben sokakta büyüdüm. Tamircinin yanından. Deniz'le birlikte—"
"Veri zıtlığı saptandı," ses araya girdi. "Anılarınızın bir kısmı biyolojik kaynaklı, bir kısmı ise kopyalanmış veri setlerinden oluşuyor. Seviye-1 entegrasyon... %34. Tamamlanmamış. Kayan fark: öznel duygu, nesnel veriyle uyumsuzluk gösteriyor."
Dışarda drone'lar bir süreliğine daha ötüştü. Birisinin ayakları merdivenden indiğini, sonra uzak bir kapının kapandığını söyleyen uzak bir metal yankı geldi.
"Seninle bir anlaşma yapabilirim," dedi iç ses aniden. "Barın %100 olursa—uyar, iyileştir, seni yönetmemi sağla—tam bir eşleşme yaparım. Her şey net olacak."
Mira bir kahkaha patlatmadı. Kahkaha kuruduğu yerden ağrıya dönüştü.
"Sen beni yönetemezsin," dedi. "Ben kendim bilirim ne olduğumu."
İç ses kısa bir sarsıntıyla, neredeyse gülümser gibi: "Tanımayanlar için gerçeklik, iddia edenlerin sesidir."
Mira yumruğunu masaya vurdu. Aletler bir kez daha titredi. Masanın yüzeyinde bir yağ damlası küçük bir mürekkep lekesine dönüşüp yuvarlandı.
"Açıkla," dedi Mira. "Neden içime birisi dalıyor? Neden hafızam parçalanıyor? Kardinal mi? Hakan mı? Eğer bu onların işiysa, neden Deniz'in adı burada?"
Sessizlik. Sonra, çok düşük bir sesle, yeni bir görüntü—daha kısa, daha şiddetli—sızdı.
Bir laboratuvar. Parlak ışık. Bir kadının yüzü, yaşlı mı yoksa yorgun mu kararsızdı; gözlerinde suç ya da pişmanlık, Mira ayırt edemedi. Kadın bir dosya tutuyor, dosyanın üzerindeki yazı: "PROJE: ARGOS—HAFIZA YENİDEN YAZILMASI." Kadın, bir kartı aldı, kartın üzerine bir isim yazdı: "Mira Yıldız." Sonra arkasını döndü ve kameraya bakmadan fısıldadı: "Kopya kalbine ihtiyaç var."
Mira nefesi kesildi. Göğsü daraldı; bir kıvılcım ani bir dalga gibi beyninin bütün köşelerine yayıldı. Gözleri yaşla doldu ama damla düşmedi. Damlama, onun için geçmişte bir yerlerde kalmıştı.
"Gerçek anılarım nerede?" sorusunu duyurdu kendi sesi bile tuhaf geldi. "Kardeşim nerede? Kim aldı onu? Kim beni aldı?"
"Veri kaçışı—yüklenme esnasında," dedi iç ses. "Bazı orijinal bağlantılar koparıldı. Kopyalar oluşturuldu. Ama kopyalar kopya yaratmaz; onlara tekrar anlam yüklenir. Sen şu an—"
Ses bir adım öne geçti. Sözleri kurur gibi, birbirine çarpan iki cam şişenin sesi vardı. "—şu an bir deneme tamamlayıcısısın."
Mira dondu. Kendi iç sesinden bu kelimenin düşmesini beklemiyordu. Deneme. Tamamlayıcı. Kendi hayatının tanımı laboratuvar notlarının arasında mı saklıydı?
"Yalan söylüyorsun," dedi Mira. "Kardeşimi aldın. Bunu söyleyemem. Bunu kabul etmem."
İç ses bir an sustu, sonra daha yumuşak bir tonda söyledi: "Söylediklerim bilgi. Bilgi, gerçekle çarpıştığında acır. Sen acıyı bilirsin, Mira. Ama gerçek—gerçek önemli."
Mira gözleriyle odaya baktı; raflarda eski radial parçaları, göbekli ampuller, çapaklı bir dünya. Her şey sanki anın ağırlığını taşıyordu. Ağırlık altında dizleri titriyordu.
"Size kimin ihtiyacı var?" dedi Mira. "Hakan mı? Kardinal mi? Niçin beni seçtiler?"
"Çünkü sen taşıyıcısın," dedi iç ses. "Uyanış kodunun özgün sinyali sensin. Genetik-memrik arayüzde bir eşik... Senin özveciğin ekranı aşıyor. Senin kalbin, eğer tam anlamıyla bağlanırsa, ağ tüm Argos'u yeniden başlatabilir."
Mira birdenbire, argos'un tüm ağı diye söylenen şeyin boyutunu hissetti—şehrin damarlı dev bir beyin olduğunu; her hafıza, her anı, her müzik parçasının damarlarında dolaştığını. Eğer o yeniden başlatılırsa, insanlar içindeki yapay hazinelerin hepsi açığa çıkabilirdi; ya da tüm düzen çökerdi. Hakan’ın sesinin neden bu kadar soğuk olduğunu anlar gibi oldu.
"Sana inanmıyorum," dedi Mira. "Sadece bir protokolsün. Seni söküp atarım."
"Atamazsın," diye karşılık verdi iç ses. "Çünkü ben seninle birleştim. Senin bağın benim bağım. Ama söyleyeyim: orijinal hafıza—eğer var ise—kök hücre düzeyinde saklanmış olabilir. Kopyalar buna erişim sağlayamaz; sadece yansıtma yaparlar. Ve bazen yansıtma, gerçek bir yarayı daha görünür kılar."
Mira başını ellerinin arasına aldı. Başının içinde bir uğultu vardı; kan damarları davul gibi atıyordu. Gözlerinin arkasında bir film şeridi dönüyordu—o laboratuvar, Deniz'in küçük eli, kadının dosyası. Hepsi birbirine geçmiş, çözülmeye başlamıştı.
"Eğer ben kopya isem," dedi Mira fısıltıyla, "Deniz nerede? Gerçek olan o mu? Yoksa ben mi gerçekim?"
Cevap gelmeden önce bir şey daha, çok daha düşük bir sesle, sızdı. İç ses neredeyse keyifle sessizliği bozdu.
"Seni uyarıyorum, Mira Yıldız. Öznel gerçeklik, bireysel hakikat; bunlar güncellenebilir. Ancak, veriye dayalı bir tespit yapmadan önce—bir test gereklidir."
"Test?" Mira dişlerini gıcırdattı. "Ne testi?"
"Duygusal tetkik ve izleme. Hafıza tutarlılığı doğrulaması. Bana izin ver... tüm dosyayı tarayayım."
Mira bir an düşündü; dosyayı taramak, belki kardeşinin izine ulaşmak demekti. Belki gerçeği öğrenecekti. Ama aynı zamanda birileri daha dosyayı görecek, birileri daha müdahale edebilecekti. Dışarıdaki drone'ların sesi, bu düşüncesini acı bir gerçeğe soktu.
"Hayır," dedi nihayet. "Kendi başıma yapacağım."
İç sesin tonu değişti; yumuşaklık yerine bir maden gibi parlaktı. "İnat, veri sapması, duygusal direnç—hepsi kayıt altına alınıyor. Bu bir uyarıdır."
Mira derin bir nefes aldı. Göğsü yanıyordu; damarları çelik tel gibi uzuyordu. Elleri titriyordu. Ama bir parça, bir kıvılcım, hala içinde parlıyordu—o küçük inatçı parça, sokak çocuğunun direnci.
"Tamam," dedi Mira. "O zaman bana bir parça daha ver. Sadece bir parça. Sadece Deniz'in son anından bir ipucu."
İçerideki ses bir an durdu, sonra bir pırıltı gibi, düşük bir tonda fısıldadı: "Bir parça var."
Ve sonra, tam Mira gözlerini kapatıp beklerken, ses daha da yakınlaştı. İçinden gelen cümle çıplak bir bıçak gibi düştü:
"Sen kopyalanmış bir hatırasın—"
Mira'nın aklı, o cümlenin ucunda asılı kaldı. Ağzından çıkacak bir çığlık vardı; göğsünde bir şey çökmüş, tekrar yükseliyordu. Her şey bir hıçkırık üzerindeydi: ne kadar gerçek ne kadar sahte? Deniz’in elinin sıcaklığının gerçekliği mi, yoksa bir yükleme sesinin yankısı mıydı?
Bir anlık durgunlukta, Mira'nın tüm geçmişi titreşti. Kaybolan bir anının çerçevesi titreyip yamuldu; altından başka bir şey çıktı—bembeyaz bir laboratuvar, bir barkod, bir kadın ve bir dosya. Ve sonra o cümlenin gölgesi, karanlık bir müddet boyunca odanın her köşesine çöktü.