NoveliqaUnutulmuş Sırların Gölgesinde / Güvenilmez Yüzler :0%
Log in

Chapter 9

Güvenilmez Yüzler

Bulanık bir sessizliğin içinde durmuş, elimden düşürdüğüm fenerin titrek aleviyle odaya yayılan gölgeleri izliyordum. Kapı camının ardındaki o adam... Gözlerindeki karanlık, aylarca peşimde sürüklenen bir fırtına gibiydi. “Geçmişin asla unutulmaz, Emir.” Sesi, boğuk; ancak bir o kadar da kesinlikle kazındı kulaklarıma.

Nefesimi yutarken, bedenimde zamansız bir titreme dolaştı. Ellerim hâlâ hafifçe titriyordu. Soğuk, bedenime değil; kalbime doluyordu sanki. Karanlıkta kaybolan siluet, yavaşça kapıyla birlikte yok olurken içimde kopan fırtınadan geriye yalnızca o garip, sarsıcı cümlenin yankısı kalmıştı.

Adımlarım, tahtaların cızırtısıyla odanın içindeki karanlığı çiğnerken, eski sandığa yöneldim. İçinde parçalanmış olabileceğimi düşündüğüm tüm hayatım, yine dalgalı bir bilinmezlikle beni bekliyordu. Ne kadar ileri gitsem, ne kadar kavrasam da gerçekler anlamını bir sis perdeye hapsediyordu. O adamın sözleri, günlerdir unuttuğum bazı anıları depreştirmeye başlamıştı.

İsmail…

Yıllardır yanımda olan adam. Sırdaşım, dostum, neredeyse kardeşim gibiydi. Ona güveniyor, içimi döküyor, zifiri karanlıklara beraber tutunuyorduk. Ama bugün, başka biri olduğunu öğrenmek gibiydi her şey. Bu hisle nefes almak bile imkansızdı.

---

Sabah, sıkışık küçük dairemden dışarı çıktığımda, İstanbul’un gri sisli sokakları hala yeni doğan güneşi yutmaya çalışıyordu. Sanki şehir kendisi de gecenin içinde yitip giden sırların ağırlığıyla nefes alıyordu. Dizlerimin üzerindeki ağırlık, hem bedensel hem ruhsal bir yorgunluktu.

Telefon çaldı. Ekranda sadece “İsmail” yazıyordu. Bir an için tereddüt ettim ama cevabı verdim.

“Emir, dışarıda buluşalım.” Dedi sessiz fakat acil.

“Ne oldu?” diye sordum, sesi şüpheyle doluydu.

“Detayları anlatmak için yüz yüze lazım.”

*

Yarım saat içinde, Boğaziçi’nin sisle kaplı kıyısında buluştuk. İsmail çok başka görünüyordu. Gözlerinde her zamankinden fazla bir ciddiyet, hatta belki biraz korku vardı. Ellerini cebinde, bedenini geriye yaslamış, boğazdaki soğuk rüzgarla savrulan saçlarını durağanlaştırmaya çalışıyordu.

“Seni bugün bulduğumda, aklımı kaçıracak gibi oldum Emir.” dedi, sesi doğrudan ve keskinti.

“Açıklama yap. Neler oluyor?” diye bastırdım. Kelimeler ağzımdan, çatışmaya hazır bir silah gibi çıkıyordu.

İsmail bir an durdu, gözleri gözlerime çivilenmişti sanki. “Yıllarca yalan söyledik, bazı şeyleri sakladık. Senin için değil, kendi hayatımızı korumak için. Ama iş şimdi keskinleşti. Sen sadece hafızanı kaybetmedin, bir oyun içindesin.”

Kelimeleri omuzlarıma indi, soğuk bir ağırlık gibi. “Kimin oyunu?” diye sordum, dudaklarım kıpırdadı ama sesim çekingen.

“Selim Karataş’ın.” dedi İsmail, gözleri sanki kendisiyle bile mücadele eder gibiydi. “Sanırım en çok güvendiğin adamın aslında seni kontrol etmek isteyenler arasında olduğunu anlayacaksın.”

Birden, arkamda cızırtılı bir ses duydum. Ardımda beliren karanlık figürü döndüm. Göz göze geldiğimiz o an, kalbim bir an duracak gibi oldu.

“İsmail...” dedim, içinde hem ihaneti hem de bir çaresizliği barındırarak.

“Beni dinle, Emir. Senden sakladığım planlar var. Ama önce bilmen gereken...” dedi ve o an telefonumun ekranında bir mesaj belirdi:

“İsmail seni izliyor. Sakın ona güvenme.”

Sesim titredi. Gözlerim İsmail’in yüzüne yapıştı. Hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.

Ve tam o sırada, kıyıdaki sis içinde bir silüet belirdi. İsmail sessizce arkamda durdu, ama elleri cebinin içinde yumruklanmıştı.

“Biliyorsun, güvenilmez yüzler en beteri, Emir.”

---

Sonraki sayfada devam edecek...