NoveliqaUnutulmuş Sırların Gölgesinde / Karanlık Örgüt :0%
Log in

Chapter 8

Karanlık Örgüt

Göğsümde sıkışan nefesle, zarfı hâlâ elimde tutuyordum. Parmaklarım titriyordu; kağıdın soğukluğu, içimde yankılanan korku ve belirsizliğin buz gibi sarmalına karışıyordu. Dışarıda İstanbul’un sokakları ağır bir sis tabakasıyla örtülmüştü; sokak lambalarının sarı sarı ışıkları, bu ince perdeyi delip geçmeye çalışırken, gölgeler daha kalın, daha canlı ve daha tehlikeli görünüyordu.

Kalbimin atışları hala yanlış ritimde, tıpkı kaybolmuş bir orkestra gibi çarpıyordu. Yine de, geride bırakılacak vakit kalmamıştı.

“Unutma, herkes dost değildir.”

Sevda’nın sesi kulaklarımda zılgıt gibi çınladı. Bu cümleyle beraber, üzerime çöken belirsizliğin yavaş yavaş biçim kazandığını hissettim.

Adımlarımı hızlandırdım, İstanbul’un harap ve rüzgârlı arka sokaklarına doğru. Burada, tarih hâlâ duvarlarda asılı, kasvetli tınılarla fısıldıyordu. Karanlığın içinde, geçmişimi arayarak ilerliyordum — ve bu arayışın içinde, gerçeklerin bıçak gibi keskin ve acı verici olabileceğini bilmiyordum henüz.

---

Gözlerimi sıkıca kapattım. Ne kadar derine inmeye hazır olduğumu sorguladım kendime. Ama cevap, hiç gelmedi. Anılarımın kırık dökük parçaları, ufukta silik bir şekilde belirmişti ancak ne oldukları tam olarak çözülemezdi.

Odaya girdiğimde, tenhalık ve ağır bir hava vardı. Sokaklardan gelen nemli havanın karıştığı iç mekan, sizi kucaklayan bir labirent gibiydi; duvarlar, geçmişin ağır yüklerini taşırken zemin, eski taşlarla döşenmişti. Lambaların titrek ışıkları, sırların içinde meydana gelen hareketlenmeleri gizlemek için yetersizdi. Burada, saklanacak pek fazla yer yoktu, fakat herkes bir şeyler saklıyordu.

“Emir.” Alçak bir ses, arka karanlıktan bana dokundu. Dönüp baktığımda, gözlerimi hemen sıyıran, kılık değiştirmiş bir adam duruyordu. Yüzü uzun ve sert hatlıydı, gözlerinin köşesinde taşıdığı gölge bana birden tanıdık ama yasak bir şeyi hatırlatıyordu.

“Beni burada ne bekliyor?” diye sordum, göğsümde bir yumruk sıkışmış gibi.

Adamın dudağında ince bir gülümseme belirdi, hiçbir samimiyet taşımadan. “Beklentin çok büyük olabilir, ama bilmen gerekenlerle başlamalıyız.”

Adımlarını bana doğru atarken, etraf sessizliğiyle boğuşuyor gibiydi. Sanki duyabilecek herkes için sessizlik anlaşmanın ilk şartıydı.

“Selim’den mi bahsediyoruz?” diye sordum, ateş gibi yanan merakımı saklamaya çalışarak.

Adam hafifçe başını salladı. “Evet. O sadece bir adam değil. Arkasında, görünmeyen bir güç var. Karanlık bir örgüt.”

Sanki bir düş oyunu sahneleniyordu gözlerimin önünde ve ben bunun içinde bilmeden bir piyon haline gelmiştim.

“Örgüt? İsim var mı? Amaçları ne?” Sorular uçuşuyordu zihnimde, birbiriyle çatışan düşüncelerle doluydum.

Adam, birdenbire kulağıma fısıldadı. “Karataş Örgütü... Onlar sadece İstanbul’un gölgelerinde değil, dünyayı yutan karanlık bir ağın iplerini çekiyorlar.”

Her kelime, beni içine çekerken, bir yandan da panik kapladı ruhumu. “Peki ya ben? Ben bu oyunda neredeyim?”

Bir an duraksadı, sonra soğuk ve ağır bir tokat gibi geldi yanıtı: “Sen... sen onların en büyük sırlarından birisin, Emir. Hafızan sadece kayıp değil; yok edildi. Çünkü sen geçmişlerinde en tehlikeli parçayı taşıyorsun.”

Kalbim, ani bir donma geçirdi. Parmaklarım, cepteki zarfı yokladı; içindeki belgelerden önce, düşman daha derindeydi.

Adamın sözü tırmandı. “Ve seni burada bir araya getirenler, bunu saklamak için her şeyi yapar.”

Çabalamak istedim, kaçmak belki hayatta kalmama yol açacaktı. Ancak bedenim donmuştu, duvarlar üzerine doğru yaklaşan karanlık gibi daralıyordu.

O anda, odanın kapısı sert bir şekilde tıklandı.

Yardım ciğerlerimi doldurmaya, sözcükler ağzımdan çıkmaya hazırdı ancak adam, parmaklarını dudaklarına bastırdı.

Derin bir nefes aldım. Kafamın içinde yıldızlar patlıyor, gökyüzü kan kırmızısına boyanıyordu.

Ve o adam, gözlerimin içine bakarak, son kelimesini fısıldadı:

“Bir zamanlar sen bu örgütün içindeydin... ama ne olduysa, unutulmuşsun. Ve birisi... sana ihanet etmiş.”

Boğazımda düğümlenen kelimelerle, en son duyduğum bu satırda durdum.

O sırada kapı camının ardında bir gölge belirdi. Gözleri, yanan bir fener gibi her köşeyi tarıyor, sessiz bir yemin içindeydi.

“Geçmişin asla unutulmaz, Emir.”

Ve o karanlık odada, sessizlik aniden parçalandı.

---

Devam edecek...