NoveliqaUnutulmuş Sırların Gölgesinde / Unutulmuş Hatıralar :0%
Log in

Chapter 6

Unutulmuş Hatıralar

Gölgeler çökmüştü; zifiri, apansız ve kalıcı. Emir’in kalbi göğsünde hırıltılı bir yankı gibi çarpıyor, her atışı içini kemiriyordu. Arkasındaki o his, ağır ve nefes aldırmaz bir varlık gibi üzerindeydi. Dönüp bakamadı; gözleri sanki mekanın koyu karanlığına hapsolmuştu. Soğuk bir rüzgar usulca teninden kayarken, telefon hâlâ titriyordu avuç içinde.

Yere düşmüş sis, ayaklarının dibinde yükselip onun etrafını yularcasına sardı. O anda nefesinin dahi kesildiğini hissetti. Sesler uzaklaşıyor, şehir yavaş yavaş yutkunduğu bir sessizliğe gömülüyordu İstanbul’un kanırtıcı gece yüzünde.

Arkasındaki gölge başka bir adama dönüşmeden önce, Emir parmaklarının arasından kayıp giden anıların ipliklerini tutmaya çalıştı. Zihni yılgın bir kaleydi: Haşin darbelerden sonra yıkılmış ama temellerinde gizli bir kapı hâlâ aralanıyordu.

*

Ertesi sabah, kasvetli bulutlar Boğaz’ın üstünü sıkıca örtmüştü. Sözde güvenli gözüken oda, vintage bir hipnoz cihazı ve eski kitaplarla doluydu. Hüseyin, onunla beraber odaya girdi. Gözleri dikkatle çevrede geziniyor, tereddüt ve merak arasında gidip geliyordu.

“Hazır mısın?” dedi alçak ama sivri bir sesle. Keskin bıyıkları altında gölgelenen yüzünde bir sır saklıydı.

Emir derin bir nefes çekti. Ayakta duran tablo, ağır perdelerin yarattığı loşlukta silüetini uzatıyordu. Ne olursa olsun, bu yolun sonunda unutulmuş yanıtlar vardı.

“Evet,” dedi nihayet. Sesinde kırılgan bir kararlılık vardı.

Hüseyin hafifçe kafasını salladı, kadim bir ritüel gibi hipnoz cihazını etkinleştirdi. Kabloların arasında ince mavi bir ışık yanıp sönmeye başladı.

Emir koltuğa devrildi. Gözlerini kapatırken her şey bulanıklaşıyor, bedenini sanki bir sis dalgası yutuyordu. Zihninin derinliklerinde karanlıkta bir kapı aralanıyordu.

İlk imge geldiğinde, nefesi kesildi.

Bir sokak. İstanbul’un eski arka yollarından biri. Soğuk taş duvarlar, adı unutulmuş bir gece. Arkasında yüksekçe bir duvarın gölgesinde bir siluet, bulanık; aradaki sis engel oluyor.

Sonra bir çocuk sesi yankılandı, yumuşak ama tanıdık:

“Emir…”

Nefes nefese, adı tekrar etti zihin. Kalbinin bir köşesinde titreyen bir melodi gibi. Bir çocuk. Kendi çocukluğundan bir yankı.

Görüntü kaydı. Yer değiştiriyor.

Bir evin oturma odası; eski ahşap mobilyalar, sararmış kitap sayfaları ve hafifçe bayatlaşmış çiçek kokusu. Masada bir kadın oturuyor. Yüzü pırıltılı ışıkta bile bulanık ama gözlerinin derinliği yırtıcı.

Kadın bir an Emir’e bakıyor gibi. Dudakları titriyor ama ses duyulmuyor.

Sonra bir dokunuş. Kadın elini uzatıyor, uzanıp bir şey vermek istiyor ama gölge arasında kayıp gidiyor.

Emir gözlerini araladı.

“Kim o?” diye fısıldadı zorlanarak.

Hüseyin sessiz kaldı. “Yaklaşıyor… Daha derin.”

Emir geri yattı, şimdi zihninde bir fırtına kopuyordu. Yol, karanlığa doğru bir tüneldi; hatıraların puslu, kanlı izleri.

Ve tekrar isim duyuldu, bu sefer daha net. İnce, pembe dudaklardan sarkan bir fısıltı:

“Sevda…”

Kalbinin kıyısında dondu. O isim — unuttuğu, sakladığı ya da yaklaştıkça acıtan bir sır.

“Hüseyin...” Emir’in sesinde ani bir panik vardı. “Kim bu Sevda? Neden… neden hatırlamıyorum onu?”

Hüseyin, gözlerinde gizemli bir ışıkla yaklaştı. “Belki… vermeni istemediğin bir parça. Anıların köşesinde gizlenmiş.”

Birden cihazın ışığı titredi, karanlıkta bir uğultu yükseldi. Emir’in zihninde bulanık yüzler çarpışıyordu; sevgi, ihanet, korku ve şüphe arasında sıkışmış.

Gözlerini açtı.

Oda sanki aniden sıkışmış, nefessiz kalmıştı.

Bir kez daha derin nefes aldı.

“Onu görmek istiyorum…” dedi, sesi artık bir emir gibiydi. Kendi geçmişinin efendisi olmaya çalışıyordu.

Hüseyin başını hafifçe salladı, cihazı yeniden ayarladı.

Ve kapı kapandı. Dışarının sesi, sisli sokakların uğultusu arkada kaldı.

Birden kapı hafifçe tıklatıldı.

Emir donup kaldı.

Kapının ardından inceden duyulan bir ses vardı.

“Benimle öğleşmek ister misin, Emir?”

O an, odanın loşluğunda bir yüz belirdi.

Yüz — yargılarla dolu, aynı zamanda tanıdık.

Ama en çok da — unutulmuş.

Sevda…

Ve hikâye, karanlığın içinde yeniden başlıyordu.