NoveliqaUnutulmuş Sırların Gölgesinde / Geçmişten İlk İpucu :0%
Log in

Chapter 3

Geçmişten İlk İpucu

Kapıdaki tıknaz tokmak sesi yankılandığında, Emir’in kalbi göğsünde devriliyordu sanki. Kolları kasılmış, elleri nemliyken, nefesler hızlı ve düzensizdi. O an, zaman adeta bir karadelik gibi sıkışmış, çevresindeki her detay bulanıklaşmıştı.

Gözleri, o karanlık kapıyı gözlerken, pembe titrek ışıkların sordusu çözdü: Bu kapı, onun hayatının kapısını aralayacaktı.

Bir anlık cesaretle derin bir nefes aldı. Soğuk hava ciğerlerine dolarken, kendisini bilmediği bir dünyanın içine itiyordu. Yavaşça kapıya yaklaştı; ilk dokunuşunda tok küt bir metal hissetti parmaklarında: Eski, yaygın olmayan, üzerinde garip motifler işlenmiş bir anahtar deliği.

“İşte... burası,” dedi kendi kendine, sesi odada yankılandı, sert, ama ince bir umutla dolu.

Anahtarı ellerine aldı. Parmaklarının ucunda hissettiği metal, ağır ve soğuktu; neredeyse geçmişin kırılgan bir parçasıydı. Hafifçe döndürdü, kilit yumuşak bir tıklamayla açıldı.

Kapı gıcırdayarak aralandı.

İçeride soluk bir toz bulutu havada yükseldi. Etrafı altüst olmuş, yıllardır dokunulmamış eski bir odanın karanlık köşeleri görünmeye başladı. Parke tahtalarının üzerindeki çizikler, zamana direnen sessiz bir çığlıktı.

Emir titreyen ellerle adım attı içeriye. Havada küf kokusu, paslı demirin kokusu ve unutulmuşluğun derin bir nefesi vardı. Başını kaldırdığında, duvarlarda asılı solmuş fotoğraflar, sararmış not kağıtları ve bir masa görünüyordu. Tahta masa, üzeri dağınık ve kimi zaman belirsiz karalamalarla doluydu.

Parmaklarının hafif titremesi eşliğinde, fotoğraflardan birine yaklaştı. Yüzler vardı; yıllar öncesinden kalma, donuk ve zamansız.

Birbirine karışan anılar gibi… o an çarpıldı. Fotoğrafın ortasında, çelimsiz ama güçlü duran bir adam vardı. Emir’in yüzüne tuhaf bir tanıdıklık duygusu sinmişti ama bu kişiyi hatırlayamıyordu.

Hafif solmuş ama gözleri hâlâ karanlık bir gizemi saklar gibiydi.

Ve sonra, fotoğrafta o adamın hemen yanında durduğu kişiye baktı: Kendine. Emir’in yüzü, tanıyamadığı ama bildiği kadar netti. Korku, şaşkınlık, ve—evet—dehşet doluydu.

“Bu... bu olamaz,” diye fısıldadı. Sesinde titrek bir korku vardı; derin bir yudumda saç telleri diken diken oldu.

Fotoğrafın arkasında, kalemle yazılmış küçük, özensiz bir not vardı.

“Gerçek hiçbir zaman saklanmaz. Ama bedeli ağırdır.”

Başını kaldırdı. Oda ağır bir sessizliğe gömülmüştü.

Derin bir nefes aldı. Artık geçmişin sadece sırlarla dolu olmadığını, aynı zamanda büyük bir tehlikenin de başlangıcı olduğunu hissediyordu.

Ve birden, kapının ardında, soğuk bir rüzgar eşliğinde eski bir çatırtı duyuldu.

Kimse yoktu.

Ama Emir, yalnız olmadığını biliyordu.